Londra’da yağmurlu bir akşam… Amerikalı bir adam, her hâlinden lüks olduğu belli bir restorana girdi. İçeri girer girmez köşede oturan bir Kızılderili gözüne ilişti. Tezgâha doğru yürüdü, cüzdanını çıkardı ve bağırdı:
“Garson! Bu restorandaki herkese benden içecek, şuradaki Kızılderili adam hariç!”
Garson, adamdan parayı aldı ve restoranda Kızılderili hariç herkese bedava içecek servisine başladı.
Bu arada, Kızılderili bozulmak yerine donuk bir ifadeyle Amerikalıya baktı ve; “Teşekkür ederim!” diye seslendi.
Kızılderili’nin tepkisi, adamı sinirlendirdi. Amerikalı bir kez daha cüzdanını çıkardı ve;
“Garson! Bu sefer köşede oturan Kızılderili dışında, mekândaki herkese bir şişe içecek ve bir porsiyon yemek ısmarlıyorum!” diye bağırdı.
Garson yine adamdan parayı topladı, yiyecek ve içecek ikram etmeye başladı. Kızılderili hariç herkese… Garson servisini bitirdiğinde, Kızılderili bir kez daha kızmak yerine, Amerikalı adama gülümsedi ve “Teşekkürler!” dedi...
Kızılderili’nin bu sakin hareketleri, ondan intikam almak isteyen Amerikalıyı iyice çileden çıkardı. Ani bir hareketle tezgâhın üzerine eğilip kasadakine, yalnız onun duyacağı bir ses tonuyla sordu:
“O Kızılderili adamın nesi var? Kendisi hariç buradaki herkes için yiyecek ve içecek ısmarladım, ona almadığım için normalde bozulması lazımdı. Kızmak yerine o köşesinde keyifle oturup bana gülümsüyor ve pişkince ‘Teşekkürler’ deyip memnuniyetini bildiriyor. Yoksa deli mi?!.”
Garson Amerikalıya gülümsedi ve dedi ki:
“Hayır, deli değil bayım. Bu restoranın sahibi!..”
Öfke iyi bir şey değildir, ırkçılık da hakeza. Ha, bu arada;
“Aklınızı kullanırsanız düşmanlarınız bile farkında olmadan sizin lehinize çalışır... Öfkeden uzak durun… Fena acıtır!
Ninem diyor ki; Öfke gelir, göz kararır; öfke gider, yüz kızarır.

