Mâli Milad''dan bu yana her alanda olduğu gibi futbolda da "Yağma Hasan''ın Böreği" sırra kadem bastı...
Bu milad sopasının, ekonomiyi felç eden kıytırık ve amatör bir dürüstlük çomağı olup olmadığı ayrı mesele... Ancak, bu yokken bile batakta olan futbol ekonomisi, "milad çomağı" geri çekilse dahi, bir daha eskisi gibi "kara para" pompası bulamaz... Çünkü Türkiye''de futbolcunun asla ve asla mesela Almanya''daki meslekdaşlarından daha fazla kazanmasının mantığı bulunabilemez! "Efendim bizde futbol çok ama çok seviliyor" iddiası da martavaldan ibarettir. Bizde maç başına ortalama seyircinin, Almanya''nın yarısı kadar bile olmadığı ortada. Öyleyse? Kural çok kesin: "Müşterisi olmayan mal zayidir." Evet, "Marifet iltifata tabidir" amma bu beytin devamı da aynen yukarıdaki mısradır. Ne var ki, adil olmak için düne bakmak zorundayız: Galatasaray yönetimi bencede futbolcularına son derece makul fiyatlar teklif etmiştir. Bu delikanlıların böyle paralara burun kıvırması ülke insanına hakaret bile sayılır. Ancak, bu futbolcular da geçen yıl sözleşme imzalayan takım arkadaşlarına kıyasla kendilerini mağdur hissetmekte haklıdırlar. Diyelim ki: Bir Fatih''e, geçen yıl Tugay''a kabul ettirdiğiniz şartların aynısını teklif etmek, bugünkü şartlar bakımından gerçekçi ve insaflı olabilir...
Diyelim mi: Hakan Şükür''e verdiğiniz paranın beşte birini, onu çok seven, onun da çok sevdiği Arif''e önermeniz, yine gelinen ekonomik çıkmazda zorunlu tavan olabilir...
Peki; bu kas-kaba çözümle, bizzat yönetim olarak takım içindeki dostluğu ve kardeşlik bağlarını imha edecek şartları hazırlamış olmuyor musunuz? Bu çocuklar, geçen yıl imza atan dostlarının rakamları yanında, kendilerini küçük düşmüş hissetmelerine yol açacak fiyatlarla anlaşmayı kabul etseler, sonuç "hayır" mı olacak? Hayır...
İster istemez sevgili dostları ile aralarına soğukluk girecek. Mesela Hakan Şükür, eğer göründüğü kadar dost canlısı ve hakkaniyet duygusuna sahip bir insan ise, böyle bir dengesizlik karşısında Arif''e, Okan''a, Fatih''e karşı eziklik hisseder; rahat, yakın ve eskisi gibi sıcak davranamaz. Eğer "Bana ne, dostluk ve takım arkadaşlığı ayrı, alışveriş ayrı" diyecek bir adam değilse...
Aslında dürüst bir yönetim, futbolda yeni bir sayfa açmaya karar vermiş ise, gerçekçi bütçe yapmanın miladını tasarlamışsa; bunu şimdi kadrosunda tutmak istediği Fatih, Arif ve Okan''ı, geçen yılki değerlere yakın rakamlarla tatmin ettikten sonra başlatmalıydı... Adalet duygusu da bunu gerektirir, akıllı kulüp yöneticiliği de...
Aksi halde gelecek seneyi sportif bakımdan kaybetmeye karar vermişsiniz demektir. Faruk Süren bu tavırları ile Ergun Gürsoy''un Galatasaray Başkanlığı''nı kaçınılmaz hale getirmektedir. Sarı-kırmızılı camianın hem kongre üyeleri, hem milyonlarca taraftarı iyi bilmektedir ki:
Son yıllarda oluşan "Ülkenin yetiştirdiği yıldızların en iyilerini Fenerbahçe alır, ondan artanlar da diğerlerine kalır" kuralını değiştirmek için... İçerdeki başarılardan daha büyük hedeflere transfer atılımları ile de koşabilecek Galatasaray''ı oluşturmak için kendilerine de bir Aziz Yıldırım gerek.
Bu kimdir? Elbette Ergun Gürsoy. Görünen o ki, bu iş fazla gecikmeyecek... Faruk Süren, çılgınca kıskandığı Ergun Gürsoy''u başkan yapmaya mahkum gibi...

