"Cumhuriyet kadını öyle Afet Hanımların, Halide hanımların bıraktıkları noktada değil. Kadın hep tâbi olandır bizde. Bir başına karar veremeyen, hep kuytuda çiçeğini açan bazen de açamayan bir varlık. Hepsi olmasa da çoğu öyle işte."
Usta yazar Sevinç Çokum''un son romanı "Deli Zamanlar"ın kahramanı Aypare''nin sözleri bunlar. Çokum, aydın kadın Aypare''yi romanın anlatıcısı olan genç kızın ağzından şöyle tanımlıyor: "Ya siyasetle ilişkisi? Partimi o da kuruluşundan bu yana destekliyordu. Ama bir çeşit cephe gerisi saydığı kadınlar kolu üyesi olarak "Çünkü".. diyordu "kadınlığın yazgısı budur. Öncelik erkeklerindir. Bizim görevimiz onları koltuklamaktır. Bizler ise güzelliğimizle, zarafetimizle, kurabiye ve pastalarımızla, el işlerimizle, çay parti düzenlemelerimizle hatırlanır ve kendimizi gösteririz... Aypare''nin iç azabını o an kendimi de bundan ayırmaksızın hücrelerimde duydum. Aypare aydın kadın olmanın yalnızlığını sadece erkek çoğunluğun değil, kadın çoğunluğun da dışlamasından doğan bir yalnızlığı yaşıyordu."
Yukarıda kısacık bir alıntı yaptığımız "Deli Zamanlar" adlı romanda, insanı ve cemiyeti çok iyi tanıyan ve tahlil eden Sevinç Çokum''un daha önceki eserlerinden farklı olarak "kadın" vurgusu yapılmış. Hayatın ve toplumun her safhasındaki kadınlar adeta didiklenmiş. Toplumdaki "geri" konumları sorgulanırken aynı zamanda kadınlara da eleştirel bakılmış kitapta.
Roman, siyasetle ilgilenen üniversite öğrencisi bir genç kızın gözüyle 1960''ların ilk yarısındaki Türkiye''yi akıcı ve açık bir dille anlatıyor. Baş kahraman diyebileceğimiz Aypare''nin yanısıra hemen bütün belirgin kişiler kadın. Anneler, büyükanneler, mahalle arasındaki komşu kadınlar, partide faaliyet gösteren kadınlar, üniversiteli kızlar... Erkekler ise kısa geçilmiş, adeta dekoru tamamlamak için varlar. Eserde etrafımızda gördüğümüz hemen her tip kadını teşhis etmek mümkün.
Yazar 27 Mayıs''ın hemen sonrasındaki Türk toplumunu, aslında daha doğrusu Türkiye''deki siyasi dokuyu koymuş büyüteç altına. Bunu yaparken de psikolojist bir yaklaşım sergilemiş denebilir. Bir siyasi partinin ilçe teşkilatı vasıtasıyla gözönüne serdiği tablo, birkaç idealist dışında, insanların çoğunun siyaset oyununa şahsi tutkular, hesaplar, menfaatler uğruna katıldığını gösteriyor. Sevinç Çokum, her eserinde karşılaştığımız okuyucuyu germeyen, tabii ve kendinden emin üslubuyla Türkiye''de aydın olmanın, idealist olmanın zorluklarını, gündelik hesaplarla hareket ederek, maddi menfaatler peşinde koşanların ülkü sahibi insanları nasıl da adeta dirsekleriyle itercesine bazı makamlardan veya görevlerden uzaklaştırmak için uğraştıklarını, bütün bu didişmenin ortasında kadın olmanın ilave zorluklarını anlatmış.
Romanda ilgi çeken bir nokta da, hikâyeyi anlatan genç kızın "adının" hiç söylenmemesi. Bunda bir mesaj olduğu gibi, yazarın Aypare''ye uygun gördüğü "son"da da bir mesaj olsa gerek... Kadınlığını değil beynini kullanarak, duygularını bastırmayı bilip mantığının sesini dinleyerek bütün kadınların aydınlanması ve ülkenin ileriye doğru adımlar atabilmesi idealini gerçekleştirmede siyaseti bir araç olarak kabul ettiği için bu yolda giden Aypare!.. Üstelik kitabın ilerleyen sayfalarına dek böylesine bir sona dair hiçbir ipucu yakalayamıyorsunuz... Evet, bu son düşündürücü... Neden?
Yine de bizce yazar Çokum''un asıl mesajı son sayfada yazdığı gibi: "Cesaret, hadi cesaret, içinizdeki kahramandan vazgeçmeyin."

