Kaydet
a- | +A

Türkiye''de yaygın olarak yapılan yanlışlardan biri de siyasi platformda devletle milletin birbirinin alternatifi imişlercesine karşı karşıya getirilmesidir. Siyasi partiler tanımlanırken, hattâ bazen partiler kendilerini tanımlarken, devletin değil milletin partisi olduklarını söylerler ve herhangi bir başka partiyi de "devlet partisi" olmakla itham ederler. Bu ithamdan en çok payını alan da Miliyetçi Hareket Partisi olmuştur bugüne kadar.

Geçtiğimiz pazar günü yapılan MHP Kongresi''nin ardından da hafta boyu kamuoyunda yorum ve değerlendirmeler yapıldı. MHP''nin değişip değişmediği, yerinin neresi olduğu tartışıldı. MHP değişti diyenler aslında kendi duruşlarını değiştirenlerdi ve farklı bir açıdan baktıkları için MHP''yi farklı algılıyorlardı.

MHP ile ilgili olarak kafalara takılan bir soru da "devletin" yanında mı, yoksa milletin veya "sivil toplumun" yanında mı olduğu idi?

Siyasi mücadele toplumda farklı devlet anlayışını destekleyen gruplar arasında yapılır. Dolayısıyla bir siyasi partinin kimliğini belirleyen özellik devlete bakış açısıdır. MHP''nin "devlet anlayışının" da masaya yatırılması olağandır ancak ya ceberrut devletçi ya da devletin bütün kurumlarıyla kavga edilerek "halkçı", sivil toplumcu olunması gerektiği şablonu yanlıştır. Çatışmayı ön planda tutmak isteyen akımlar fertte birarada bulunması gereken siyasi, kültürel, dini ve sosyal kimlikleri birbirinin alternatifi olarak göstererek birbiriyle çatıştırma yoluna gitmektedirler. Siyasi partileri tanımlarken de aynı modeli uyguladıkları için "devletin" ve "sivil toplumun" partileri gibi bir suni ayırım yapmaktadırlar. Bu popülist ve yüzeysel yaklaşımı siyasi partiler de kullanmaktadır. Oysa Milliyetçi Hareket Partisi çatışmacı değil uzlaşmacı bir politikayı otuzbeş yıldır takip ederek hem Cumhuriyet''in ilkelerine hem de milletin değerlerine aynı samimiyetle sahip çıkmıştır. Ne ceberrut devletçi olmuş ne de birkaç bin oy uğruna üniter yapıdan taviz vermeye yeltenmiştir. Neticede kendi kulvarını kendisi oluşturmuştur ve Türkiye''deki siyasi yapının iki ana kolu olan ve 2. Meşrutiyete kadar dayandırılan "devletçi-seçkinci" cephe ile "liberal-gelenekçi" cephe tanımlarının hiçbirisine yerleşmeyerek adeta "devletçi-gelenekçi" cepheyi oluşturmuştur. (Buradaki devletçiliği ekonomik anlamda okumayınız.)

MHP despotizme kaçmadan devletçi, popülizme kaçmadan halkçı, emperyalizme teslim olmadan "hür teşebbüsçü" ve pragmatizm yapmadan gelenekçi olduğu için Türkiye''deki diğer siyasi akımlara eşit mesafede durmaktadır. Bu yapısıyla milletin ta kendisi olduğu için merkezin de ta kendisidir, fakat asla bazı "merkezlerin" partisi değildir. MHP''yi "kenar" parti olarak görmek ise "halüsinasyondur."

İkinci Cumhuriyetçiler ve değişik platformda "üniter" yapıyı sorgulayanlar MHP''yi devleti ya da milleti tercih etmesi hususunda zorlayarak çatışmayı ön plana çıkarmak istiyorlarsa da MHP iki ayağının birini devletin diğerini toplumun üzerine koyarak dengede durmaya çalışmaktadır. Zaman zaman bu uğurda bir "iç çatışma" yaşasa bile, biri uğruna diğerinin feda edilmesine karşıdır. Bu niteliği onun orijinal özelliğidir. Bu nitelik değişir de devlet, toplum ve hattâ üçüncü ayak olan fertten herhangi biri diğerlerini yok etme, ezme, zayıflatma pahasına öne çıkarılırsa ancak o zaman MHP değişti denebilir ki hâlen böyle bir hal sözkonusu değildir.