Kaydet
|

Romanya ordusunun iltihakı ve yeni takviyelerin de gelmesiyle Rus ordusunun miktarı süvari ve piyade olmak üzere 120 bini bulmuştu. Top mevcudu ise 432 adetti. Buna mukabil Osman Paşa’nın toplam mevcudu 30.000 kişiden ibaretti.

İkinci Plevne Muharebesinin üzerinden 48 gün geçmişti. Plevne dört taraftan sarılmıştı. Ruslar artık büyük bir zafer elde ederek üzerlerindeki kara lekeyi kaldırmak, düştükleri acınası vaziyetten kurtulmak sevdasındaydılar.

Bu büyük ordu nihayet 7 Eylül Cuma günü sabahı bir kez daha harekete geçti. Böylece “Altı Gün Muharebeleri (Eyyâm-ı Sitte Muhârebâtı)” diye şöhret bulan Üçüncü Plevne Muharebesi başlamış oldu.

İlk üç gün Osmanlı tabyalarına yoğun top atışları ve mevzi saldırılar ile geçti. Top atışları durmaksızın mevzileri dövdü. Böylece tabyaları darmaduman ettiğini düşünen Ruslar artık büyük hücum vaktinin geldiğine inanmışlardı.

Osman Paşa ise muharebenin üçüncü gününü de yatağa girmeden, karşı taarruz planları hazırlamakla geçirmişti. Kendisi Hafız Paşa Tabyasına yakın bir mesafede bulunmakta ve muharebeyi oradan idare etmekteydi. Rusların artık umumi hücuma geçeceğini düşünüyordu.

Nitekim 11 Eylül Salı günü (3 Ramazan) sabahı umumi hücumu başlattılar. O gün yoğun bir sis Plevne’yi kaplamıştı.

Rumen kıtaları doğu tarafında üç tümenle, “Kanlı Tabya” denilen kısma saldırmaya başladılar. Düşmanın gayesi, yoğun sisten faydalanarak Kapalıdere yoluyla Plevne’ye girerek orduyu ikiye bölmekti.

Tabyaların tümünde korkunç bir boğuşma başlamıştı. Ruslar tabyalara girinceye kadar ağır zayiat veriyorlardı. Gündüz bütün hızıyla devam eden savaşlar gece boyu sürmeye başladı.

General Iskobelef, Plevne’nin güneyindeki birkaç tabyayı alarak ilerlemeye başlamıştı. Bu mevziden Osmanlı askerleri çekiliyordu.

Kovanlık, İsa Baba ve Kanlı Tabyalar da düşmanın eline geçmiş, vaziyet nazikleşmişti. General Iskobelef gece karanlığından istifade ile Bağlarbaşı tabiyesine hücuma geçmişti.

Bu arada Yunus Bey Tabyasında çok şiddetli çatışmalar vuku buluyordu. Yunus Bey Tabyasının düşmesi demek Plevne’nin düşmesi demekti. Elden gelen bütün gayret ve fedakârlık gösterilerek düşmana karşı mukavemete çalışılmıştı. Osman Paşa bu tabyanın kumandanına telgrafla vermiş olduğu emirde, mevziini terk edecek her askerin derhal vurulmasını ve tabyanın mutlaka elde tutulmasını emretmişti...

Bu arada Osman Paşa, her ne suretle olursa olsun Iskobelef’i geriye atmak ve burada zapt olunan tabyalarını geri almak istiyordu.

Osman Paşa şimdi yedekte tuttuğu birliklerini sıkıntılı bölgelere sevk etmeye başlamıştı. Osmanlı birliklerinin zinde hücumu üzerine düşman eline geçmiş ön siperler zapt olunmaya başladı. Düşman birliklerinin sarsıldığını gören Osman Paşa yedekte bulunan beş bin askere daha, tabyalara umumi taarruz emri vermişti...

Elindeki siperleri kaybeden düşman birlikleri yoğun ateş altında kalınca ricat etmeye başladılar. Çok geçmeden bozgun umumileşti.

Sabah saat altıda başlayan taarruz on buçuk saat sürmüş ve nihayet Ruslar Plevne önünde bozgun hâlinde üçüncü büyük ricatı yaşamışlardı.

Rusların zayiatı oldukça yüksekti. Üç general, 350 subay ve 15.200 asker ölmek suretiyle Rus zayiatı 15.550 kişiyi bulmuştu. Yaralılar da binlerle ifade ediliyordu... Buna mukabil Osman Paşa’nın zayiatı 3-4 bin şehit ve yaralıdan ibaretti.

Rusların muharebe sonunda bozgun hâlde kaçmasına rağmen, elinde yeterince süvari kuvveti bulunmamasından dolayı, Osman Paşa kendilerini takibe koyulamamıştı.

Büyük sevinç dalgası

7-11 Eylül 1877 tarihleri arasında vuku bulan Üçüncü Plevne Savaşı, harp tarihlerinde önemli bir belge teşkil edecek kadar parlak ve unutulmaz olmuştu. Ülke dâhilinde olduğu kadar, hariçte de büyük yankı ve coşkunluk uyandırmıştı.

Ramazan ayı içinde bulunduklarından ülke dâhilinde sevinç göklere çıkmıştı. Teravih namazlarında Osman Paşa ve ordusuna dualar niyazlar göklere yükseliyordu. Sevinç gözyaşları sel olup akıyordu. Minareler ışıklarla donatılmış, eski parlaklığına dönmüştü. Mahyalara “Yâ Rahman”, “Yâ Settar”, “Yâ Rahim”, “Yâ Kerim”, “Allahü Ekber” yazıları asılmıştı.

Caddeler, meydanlar ve kahvehaneler Harbiye Nezaretinin yeni yayınlamış olduğu haber bültenini büyük bir şevkle okuyup dinleyen insanlarla doluydu.

Yurt içinden ve yurt dışından Osman Paşa’nın galibiyetini tebrik eden kutlama telgrafları yağıyordu. Özellikle Macarlar tarafından, Osman Paşa’nın yapmış olduğu hizmetlerin bir takdiri olmak üzere, altın ve gümüşten yapılmış bir zafer tacı gönderilmişti.

Osman Paşa’nın Plevne’de kazanmış olduğu bu üçüncü muzafferiyet üzerine Sultan II. Abdülhamid bir telgraf ve beraberinde bazı hediyeler göndererek kendisini tebrik etmişti. Ayrıca vükela heyetinden, Osman Paşa’ya gazilik ünvanı verilmesini istemişti. Bunun üzerine vükela heyeti tarafından, namı ilelebet tarihte şan ve şerefle anılmak üzere, kendisine “Gazilik” ünvanı verilmesi kararlaştırılmış ve buna ait beraat da yazılıp gönderilmişti.

Padişah tarafından resmen bir kumandana gazilik ünvanının verilmesi; geçmişi savaşlar ve zaferlerle dolu bulunan Osmanlı harp tarihinde nadir görülen olaydı. Gazilik rütbesinin takdim oluşunun ertesi günü telgrafın metni orada bulunan bütün taburlara ilan olunmuştu.

Osman Paşa daha sonra askere bir konuşma yaparak, bu madalyanın kendi şahsına verilmiş olmasına rağmen zaferin onlara ait olduğunu, birliklerin düşmanla tekrar boy ölçüşmek için sabırsızlandığını söyleyerek yapmış oldukları çarpışmanın savaşın sonu olmadığını; yuvaları, aileleri, çocukları ve din-i mübin-i İslam için savaştıklarını unutmamalarını, kendilerini bekleyen mücadelenin çok daha şiddetli olacağını, yüreklerinin cesaret ve vatan aşkıyla dolu olduğundan emin bulunduğunu sözlerine eklemişti.

Bu lütfun teşekkürünü yapamam!

Gazi Osman Paşa, kendisine bahşedilen Gazilik ünvanı dolayısıyla İstanbul’a bir teşekkür mektubu göndermiştir. Bu mektubun sureti şöyledir:

“Mabeyn-i Hümayun Başkitabeti Makamına:

Yardımcıların en hayırlısı Allah’ın ilahi yardımı ve Peygamberlerin Efendisinin ruhani desteği ve gerçekleri bilen padişah ve şahlar şahı ve adaletli efendimiz hazretlerinin pak teveccühlerinin sonucu ile meydana gelen muharebelerde muvaffak olunan, devlet ve milletin düşmanının cezalandırıp yola getirilmesinin ebedî mükâfatı olmak üzere kullarına Gazilik ünvanı ile kıymetli taşlarla süslü̈ Osmanlı nişanı ve kılınç ve iki at padişahın hediyesi olarak verildiği yüksek sadaret makamından telgrafla belirtilmiş ve müjdelenmiştir. Velinimet efendimiz hazretlerinin bu ana kadar hakkına bendeniz üzerinde şayan buyurulan padişahın lütuf ve ihsanının henüz binde birinin şükür ve şükranını ifa edebilmiş değilim. Bu konuda tam bir gayret meydana koymamış olduğum hâlde lütuf üzerine lütuf olmak üzere bu defa da bu fakir kulları şu şekilde şereflendirmiştir. Padişahın yakın alakaları ve böyle bir büyük lütfun teşekkürünü yerine getirme ancak padişah uğrunda cansiparane hizmet edilmesine bağlıdır. Bu fakir kulları ise zaten bu uğurda canımı feda ederek hayatından geçmeye hazır bulunmam dolayısıyla sırf lütuf ve hazreti padişahın ihsanına karşılık arz ve teşekkür ve bu yüce lütufta tebrik ve kutlama yolunda şayan buyurulan vekaletpenahilerinin yüksek müsaadelerine teşekkürlerimi takdim ederim. Padişah hazretlerinin yüksek lütuflarına şimdiye kadar teşekkür arzında bulunulamaması yolların kapalı olmasından ileri geldiğinden bu konuda kaçınılmaz olarak meydana gelen bu fakirin kusurlarının affedilmesini temenni ederim.” Gazi Osman Paşa 4/16 Ekim 93/77

Öte yandan Plevne harikasının karşısında acziyete düşerek ricata mecbur kalan Ruslar, Niğbolu-Rusçuk-Şıpka üçgeni içerisinde âdeta mahpus ve mahsur gibi hareketsiz kalmaya mahkûm olmuşlardı.

Bu yenilgi neticesinde Rus liderlerini karamsarlık sarmıştı. Hatta Grandük Nikola, Tuna’nın gerisine çekilmeyi teklif etmiş ise de İmparator ve Rus Savaş Bakanı Milivtin tarafından ikna edilmişti. Çar, bir kez daha destek kıtaları istemişti.

Ruslar, nihayet taarruz yoluyla alınamayacağını anladıkları Plevne’yi kuşatmaya karar verdiler. Bu karar doğrultusunda General Totleben 132 bin Rus ve Rumen askerinden oluşan muhasara ordusunun başına getirildi. Gurno-Dubnik ve Teliş mevkileri de General Gurko tarafından geri alınınca Plevne tamamıyla kuşatılmış oldu. Artık hiçbir yerden yardım alma imkânı kalmamıştı...

Bu sırada Gazi Osman Paşa’nın elinde çok kısa bir süre yetecek miktarda erzak kaldığından ya düşmana teslim olacaktı yahut da bir huruç hareketinde bulunacaktı...

Osman Paşa ne yapacaktı?..

TEFEKKÜR

Her kim eylerse tahammül sademât-ı dehre

Bulur elbette umûrunda Hüdâ’dan behre

Lâ Edrî

(Her kim dayanırsa zamanın darbelerine,

Bulur elbette işlerinde Hakk’tan bir hisse.)

Ahmet Şimşirgil'in önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.