KISKAÇTAKİ PADİŞAH SULTAN V. MURAD

A -
A +

Bir sivil ve askerî darbe neticesinde tahta çıkarılan Sultan V. Murad, en kısa müddet tahtta kalan Osmanlı sultanıdır...

 

 

 

 

 

Sultan V. Murad, Sultan Abdülmecid’in büyük oğludur. Şevkefza Kadınefendi’den 1840'ta dünyaya geldi. Zamanın meşhur hocalarından iyi bir tahsil gördü. Babasıyla beraber Selanik ve Ege adalarına seyahat etti.

 

Mehmed Murad Efendi, babasının ölüp amcası Sultan Abdülaziz’in tahta çıktığı 1861’de veliahd oldu. Gerek babası gerekse amcası zamanında Avrupa’daki prensler gibi serbest bir hayat yaşadı.

 

Sultan Aziz, 1863’te Mısır’a ve 1867’de de Avrupa’ya yaptığı seyahate iki yeğeni Şehzade Murad ve Abdülhamid Efendi’yi götürdü. Murad Efendi sakin, sevimli, nazik, kültürlü ve hassas bir genç idi. Bu sebeple Avrupa saraylarında çok popüler olup sempati kazandı.

 

Şehzade, İngiltere’de istikbalin kralı VII. Edward ile 1862’de İstanbul’a geldiğinde tanışmıştı. İkisi de veliahd idi ve Galler Prensi Şehzade’den 1 yaş küçüktü. Amcasıyla beraber çıktığı Avrupa seyahatinde kendisiyle dostluk kurdu. Prens, 1869’da İstanbul’a geldiğinde tekrar görüştüler ve 1876’ya kadar mektuplaştılar.

 

Rivayete göre, İngiltere, Anglofil gördüğü Şehzade Murad Efendi’ye taht yolunu açmaya karar vermişti. İngiltere Kraliçesi Victoria’nın dördüncü kızı Louise ile evlendirilmesi bile gündeme geldi. Ama Sultan Aziz kabul etmedi.

 

 

 

Mason kıskacı

 

 

 

Amcasının hediye ettiği Kurbağalıdere köşkünde Ziya Paşa, Namık Kemal ve Sadullah Paşa gibi Genç Osmanlılardan müteşekkil bir arkadaş çevresiyle vakit geçirmeye başladı. Bunlar, Şehzade’ye meşrutiyet fikrini aşılayarak, amcasına karşı kışkırtmaya çalıştılar. Sultan Aziz muhalifleri, etrafında bir çember teşkil etmeye başladı. Sultan II. Abdülhamid, Sultan Murad’ın gençliğinde çok mazbut bir insan olduğunu, ancak etrafını saran Namık Kemal gibilerin kendisini ifsat ettiğini söylemiştir.

 

1876 senesinde Sultan Abdülaziz, İngiltere destekli sivil ve askerî bürokratların kurduğu bir cunta tarafından tahttan indirildi. Şehzade, V. Murad adıyla tahta çıkarıldı. Topkapı Sarayı’ndaki taht getirilemediği için, alelade bir taht üzerinde biatı kabul etti.

 

İsraf derecesindeki cömertliği ile tanınan yeni padişahın hayli borcu vardı. Üstelik kendisini tahta çıkaranlara da borçlu vaziyette idi. Bu sebeple Sultan Aziz’in serveti yağma edilerek 1 milyon lira tutan bu borçlar ödendi.

 

 

 

Bozulan sinirler

 

 

 

Sultan Murad, akıl hocalarından Ziya Paşa’yı başkatip tayin etti. Ancak Avni Paşa yeni padişahı kıskaç altına alıp, eski ahbaplarının hiçbiriyle görüşmesine imkân tanımadı. Öyle ki, “Amcamın elinden kurtuldum, şimdi de bunların eline düştüm” demiştir. Üstelik kanun-i esasi (anayasa) ilanına yanaşmayarak kendisini tahta çıkaran Mithat Paşa ve arkadaşlarını hayal kırıklığına uğrattı.

 

Tahta çıktıktan birkaç gün sonra amcası bileği kesik bir hâlde ölü bulundu. Darbeden haberi vardı, ama işlerin bu raddeye gelmesini istememişti. Ardından asabi sıhhatini iyice kaybetti.

 

Dolmabahçe Sarayı’na kapatıldı ve kimseyle görüştürülmedi. Bu sebeple sadece bir defa selamlık merasimine çıkabildi; Avrupa’daki taç giyme merasiminin muadili olan kılıç kuşanma alayı ise hiç yapılamadı. Tarihte kılıç kuşanmayan tek padişah odur.

 

 

 

Komplonun karşılığı

 

 

 

İçeride ve dışarıda vaziyet şüphe uyandırdı. Padişah’ın vücudunda bir çıban çıktığına dair beyanat verildi. Bilhassa saltanatının son iki ayında idare tamamen darbecilerden “erkân-ı erbaa” denilen Avni, Rüştü, Mithat Paşa ile Hayrullah Efendi’nin elinde idi. Bu sebeple Sultan V. Murad, şer’î hukuka göre hakikatte bir sultan ve halife sayılamaz. Bu arada Sırbistan ve Karadağ prenslikleri isyan ederek sınırı geçtiler.

 

Muayene eden tabiplerle İstanbul’daki sefaret tabiplerinin hepsi Padişah’ın hastalığının iyileşme kabul etmez olduğunda ittifak eden bir rapor hazırladı. Akıl hastasının hükümdarlıkta kalması meşru olmadığı için, tahta çıktıktan 93 gün sonra tahttan indirildi. 35 yaşında idi. Yerine kardeşi Abdülhamid Efendi çıkarıldı. Şair şöyle tarih düşürmüştür:

 

Doksan üçte doksan üç gün padişah-ı mülk olup,

 

Göçtü uzletgâhına Sultan Murâd-ı nâmurâd.

 

 

 

Altın Kafes

 

 

 

Sabık padişaha, ailesiyle beraber Çırağan Sarayı ikametine tahsis olundu. Burada ömrünün sonuna kadar ailesi ve hizmetkârlarıyla beraber burada yaşadı. Böylece amcasına karşı giriştiği komplonun karşılığını görmüş oldu.

 

Taraftarları, tahttan indirildikten sonra iyileştiği, hatta Sultan Hamid’in de muvakkaten tahta çıkarıldığı iddiasını yaymaya başladılar. Üç defa kendisini tekrar tahta çıkartmak üzere yapılan darbe teşebbüsü akim kaldı.

 

Bu sebeple şartları sıkılaştırılan Çırağan Sarayı bir altın kafes hâline geldi. Bu zaman zarfında Sultan Hamid ile münasebeti Padişah’ın ara sıra mabeyinciyi gönderip hatır sorması, kendisinin de teşekkür etmesine münhasırdı. Sultan Hamid, ağabeyinin padişahlığı sırasında yaptığı 500 bin liralık borcu kendi kesesinden ödemiş, en iyi tabipler vasıtasıyla biraderini tedaviye çalışmıştır.

 

 

 

 

Kırılan haysiyet

 

 

 

Sultan Aziz’in ve ailesinin başına gelenler, Sultan Murad ve ailesinin başına gelmedi. Malı yağmalanmadı, ailesi ve hizmetkârları sokağa atılmadı. İstediğini yanında götürmesine izin verildi. Buna rağmen Sultan Hamid bazılarınca biraderini hapis tutan bir zorba olarak görülmüştür.

 

Zamanla kısmen şuuru kısmen düzelen sabık padişah gündüzleri ya kitap okumakla yahut ufak tefek marangozluk işleriyle meşgul oldu. Sultan Abdülhamid hakkında tek menfi kelime konuşmadı, konuşulmasını da menetti.

 

Kendisini gençliğinde olduğu gibi dine verdi. Ömrünü zevcinin yanında geçiren Mevhibe Elâru Hanım, seneler evvel Akşam gazetesinde neşredilen hatıratının 247. tefrikasında Sultan V. Murad’ın namaza muntazaman devam ettiğini söyler.

 

Kızı Hadice Sultan’ın müsebbibi olduğu bir aile skandalı sebebiyle haysiyetinin kırıldığını düşünen sabık padişah üzüntüden komaya girerek 1904’te vefat etti. Sessiz sedasız bir cenaze merasimiyle Yeni Cami türbesine defnolundu.

 

 

 

 

Fesat ağı

 

 

 

Sultan Murad, şehzadeliğinde biraderi Reşad Efendi ile beraber Mevlevî tarikatine intisap etmişti. Hatta oğlu Salahaddin Efendi’ye, Yenikapı Mevlevihanesi postnişini olan şeyhinin adını vermişti. Celâleddin Paşa da tahttan indirilmesini amme efkârına haklı göstermek uğruna Mir’at-ı Hakikat adlı eserinde içki içtiğini yazmıştır. 

 

Kardeşi Sultan Vahîdeddin “Biz sekiz biraderdik; içimizde en değerlisi Murad idi. Onu terazinin bir tarafına ve bizleri diğer tarafına koysalar onun bulunduğu taraf ağır çekerdi” demişti.

 

Yegâne oğlu Salahaddin Efendi’yi bir ara İttihatçılar tahta geçirmeyi düşündüler. Sultan V. Murad’ın Hadice, Fehime ve Fatma adındaki üç kızı amcaları Sultan Hamid tarafından saraya alınıp diğer sultanlarla aynı şartlarda muamele görerek evlendirildiler. Dünyaca meşhur gazeteci ve romancı Kenize Murad, Sultan V. Murad’ın kızının torunudur.

 

 

 

 

Şeklen garplı

 

 

 

Arapça, Farsça ve Fransızca bildiği gibi, İngiltere’den getirdiği söylenen ve muhtemelen casus olan bir hizmetçi kızdan İngilizce öğrendiği, kızın birkaç sene sonra öldüğü, hatta Şehzade’nin bununla evlendiği dedikodusu yapılmıştır.

 

Şark kültürüne daha yakın olan amcası ve biraderine mukabil, garp kültürüne yakındı. Ama bu tarzı, şark usulü harem kurmasına ve çok sayıda evlilik yapmasına engel olmamıştır. Demek ki (Türkiye’de yaygın olduğu üzere) Garplılığı şeklîdir.

 

Okumaya meraklıydı. Yurt dışından mütemadiyen edebi ve felsefî kitaplar getirtirdi. Spora düşkündü. Ava gider, güreşir, cirit oynar ve yüzerdi. Şiirde de kabiliyeti vardır. Şu beyit onundur:

 

Nâmurâdım tâliim âvâredir

 

Derdime ancak visâlin çâredir.

 

 

 

 

Şehzade olmasa idim…

 

 

 

Şık giyinirdi. Lüks ve şatafata düşkündü.  1865’te Kurbağalıdere’de 43 bin liraya yaptırdığı köşk şehzadenin ince bir zevke malik olduğunu gösterirdi.

 

Sanata ve mimariye meraklıydı. Servetini bu yolda harcamıştır. Kurbağalıdere köşkünü durmadan yıktırıp tekrar yaptırırdı. “Hanedana mensup olmasa idim, mimar olurdum” derdi.

 

Köşkün eşyası 1928’de müzayede ile satıldı. Harabeye dönen binalar yıktırıldı. Şimdi yerinde Marmara Üniversitesi Göztepe Kampüsü ve Göztepe SSK Hastanesi vardır. Bahçesi ise işgal edilip Fikirtepe mahallesi kurulmuştur.

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.