Kaydet
a- | +A

"Sen ne şahsiyetsizmişsin meğer? Bir daha seni, Gülşah’ın peşinde görmeyeyim! Doğan Bey bana emanet etti. Gölge gibi takip edeceğim."

Gülşah, hiddetlendi;

- Kalk be şerefsiz adam! Bir Türk beyine yakışır mı el, etek öpmek? Sen ne şahsiyetsizmişsin meğer? Bir daha seni, Gülşah’ın peşinde görmeyeyim! Doğan Bey bana emanet etti. Gölge gibi takip edeceğim. Eğer görür, duyar ve işitirsem hiç acımam delik, deşik ederim o zaman!

- Söz! Yiğidim, söz!

Gülşah, zorla çekti, kaldırdı. Uzun bıyıkları akan kanlarla yapış yapış olmuş, çirkin yüzü daha bakılmayacak hâl almıştı. Biçare, yüzünü elleriyle örterek sakladı. Koşuşturmada, sırtındaki elbisesi de yırtılmıştı. Sesini iyice kalınlaştıran Gülşah;

- Defol, gözüm görmesin! İnsanların yüz karası!

Diye gürledi. O anlı, şanlı adam, süklüm, büklüm sıvıştı hemen.

- !!!

Dikenlere, taşlara aldırmadan kedinin ağzından kurtulmuş lağım faresi gibi kayboldu, gitti, geldiği yere doğru.

Usulca köşkün arka kapısından odasına süzülürken Gülşah; “Maalesef öyle bir dünyadayız ki, büyükleri küçükler, zenginleri fakirler, kuvvetlileri zayıflar, güzelleri de çirkinler çekemiyor. Sen, adı gibi ruhu, kalbi de kara olan adam, Doğan Bey’imi ve beni çekemiyorsun değil mi? Namertten vefa, zehirden de şifa beklemediğimi iyice kafana koy, budala herif!” diye söyleniyordu kendi kendine.

Boş şeyle gururlanma, deme var mı ben gibi!

Bir muhalif yel eser, savurur harman gibi!

***

Erkara, bu beklemediği hadise karşısında âdeta şoke olmuştu. Nereden geldiği belli olmayan bir grup silahlı delikanlının hışmına uğradığını, tuzağa düşürüldüğünü, fakat hepsine de gereken, hak ettikleri cezayı verdiğini, onca saldırganın arasından ufak bir çizikle kurtulduğunu anlattı görenlere.

Mutlak bir ölümden dönmüştü. Cesareti, gücü, kuvveti olmasaydı şimdi "tahtalı köy"de olacaktı. En büyük hayıflanması ise düşmanlarını tanıyamamasıydı. Hepsi de korkularından yüzlerini kapatmıştı. “Eğer erkek olsalardı, tek tek ve kim olduklarını saklamadan karşıma çıkarlardı” diyor. Onlardan intikam alamayacağı için de hayıflanıyordu.

Yüzündeki yara iyi olana kadar Palabıyık’ın malikanesinden dışarı çıkmadı.

Gülşah’a karşı olan düşüncelerinden vazgeçmemişti. Bu sevda meselesini, artık güç kullanarak değil, ikna ederek, inandırarak, gönül rızasıyla hâlletmeye çalışacaktı. Büyücünün dedikleri çıkarsa, hiçbir zahmete hacet kalmayacaktı. Doğan, bu seferden dönemeyebilirdi. Zaten düşündüğü olur, ortadan kalkarsa işinin kolaylaşacağına adı gibi inanıyordu.

Çekirge’den aşağı inen dar, toprak yol tenhaydı. Komşu bahçelerin duvarlarından aşan kabakların yer yer sararmış geniş yaprakları, çakır çukur yola kadar uzanıyor. Duvar taşları arasında yuvalanan kertenkeleler, oradan oraya kaçışıp duruyordu. Yoldan geçmekte olan aile dostlarının genç, beyaz, gürbüz kızı Aslı’yı gördü Erkara.

- Aa!

Diye şaşırdı. Kız kalçalarını sarsan hızlı bir hareketle toplandı. Sesin geldiği tarafa dikkatlice baktı.

- Erkara! Sen ha!

- Ben ya! Niçin şaşırdın kız? Evet yanlış duymadınız benim ben!

- Hayırdır?

Diyen kadın, yürümekten vazgeçti. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.