Kaydet
a- | +A

Loş ışıkların aydınlattığı şatonun alt katındaki bu geniş yer, yanan ocaktan çıkan buhar ve dumanlarla bir daha esrarlı hâl almıştı.

Cam sarayda oturan, rastgele taş atamaz,

Dünyayı iyi bilen, gailesiz yatamaz.

***

Şato gece âlemleri bir başkadır burada. Tarla, bağ, bahçe ve çeşitli işlerde çalışmış, alışverişlerde yorulmuş yüzlerce insanın, dört gözle beklediği tek mükâfatlarıydı. Bunu ancak yaşayanlar bilir. Hurufi ihtiyar, bu cümleleri içinden geçirirken gözü Doğan Bey’e takıldı. “Bu da kim?” dedi. Bakakaldı öylece. Bir yerlerden tanıyor muydu? Yoksa güçlü, kuvvetli yapısı mı, ne dikkatini çekmişti? Çok güvendiği hafızasını zorladı, bir ipucu bulamadan iki arkadaşıyla sütunların arasında kayboldu.

Masalar yine dopdoluydu. Neler yoktu ki? Güz mevsimi olduğundan bütün meyve ve sebzelerden sepet sepet, fıçılar dolusu şarap, kokusu uzaklardan duyulan taze pişmiş ekmekler, çeşitli peynir, zeytin, tereyağı ve kaymak kaseleri, hepsinden de mühimi ocakta kızartılmakta olan hınzır, kuzu, dana, balık, piliç çevirmeleri… Hurufi’nin haşhaş tozları.

Loş ışıkların aydınlattığı şatonun alt katındaki bu geniş yer, yanan ocaktan çıkan buhar ve dumanlarla bir daha esrarlı hâl almıştı. Bol, kalın sütunlar, bahar sabahı gri, pembe sisler arasında kalan dağ zirvelerini hatırlatıyordu insana.

Sakın soğuk su katma, hiç kimsenin aşına!

Hayır dile komşuna, hayır gelsin başına!

Doğan Bey, arkadaşlarını ararken, zil zurna sarhoş bir kızla, sarmaş dolaş âşığını gördü. Gözlerini yere çevirip uzaklaşmak istedi. Bu arada yalpalayarak elindeki şişesini kafasına diken adam Doğan Bey’in kolundan tuttu.

- Gel biraz oturalım şövalyem. Gördün ya şu kızı… Hayatında bu kadar güzel birine rast geldin mi? Kripto aşkına söyle. Şu saçlara bak… Altın! Tabii altın! Altının kıl hâlini almışı! Öyle yapma falan değil. Dikkat et, Kâbus aşkına… Hah haa!

- !!!

Doğan Bey, bu yılışık sarhoşlardan nasıl kurtulacağının hesabını yaparken, Çekirge imdadına yetişti. Sarhoşun kulağına bir şeyler fısıldayarak gülüştüler. Sonra da oradan uzaklaştılar.

Doğan Bey ve arkadaşları, gittikçe dolan meyhane gibi bu yerde insanların iyice sarhoş olmalarını beklerken, buradaki güvenilir adamlarının yardımlarıyla giriş, çıkış tünellerini, kapı anahtarlarını ve kaçıracakları Hurufi, Kripto ve diğerlerinin nerede, ne yaptıklarını da tespit etmişlerdi. Karanlık bir köşede bir araya geldiklerinde Kripto’nun olmadığını, Kâbus’un yanına çağırdığını konuştu, harekete geçmek üzere herkes kendi köşesine çekilip, bekledi.

Cehenneme lâyıktır, iyilere kin güden,

Elbet sevilir seven, affedilir affeden.

***

Kâbus, memnun ve gülerek kendine en yakın büyük ve süslü sandıktan bir kese altın aldı. Avucunda tarttı. Daha bir sırıttı. Kripto’ya uzattı.

- Fazlasıyla hak ettin. Dahası var azizim.

- Sağ olasın efendim.

Dedi. Yanı başında gülüşen dilberlere kaydı şehvet dolu gözleri. Kâbus’un dikkatinden kaçmadı bu şuh ve iştahlı bakışlar. Kripto’nun ağzı sulanmış, çapkın tavrına, kızlar da kayıtsız kalmadı. Baygın ve arzulu bakışları, cilveli pozları, deli etmişti onu. DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.