Kendilerine olan güvenleri tamdı. İsteseler bir orduya kafa tutar, gözlerini daldan, budaktan esirgemezlerdi. Oldukça neşeliydiler.
Maşrapalarını serin suyla doldurup yudumlarken, Doğan Bey de Üryan ile olan münasebetini hülâsa etti arkadaşlarına.
- Beni seviyorsanız ona tam itimat edin. Aklınıza başka bir şey gelmesin. Lütfen! Bilhassa rica ediyorum!
Diye de sıkı sıkıya tembihte bulundu.
Kötü arkadaş seni, kullanıp çöpe atar,
Menfaati düşünür, beş kuruş için satar.
Geçen sene yine burada buluşmuştu üç kafadar. Bu çok güvendiği iki can karındaşından iri yarı olanı; bir boğayı bile devirecek güçte olan Hasan Bey’di. Boğayla güreşip alt etmesinden dolayı herkes ona “Boğa” lakabını yakıştırmıştı. Diğeri de çelimsiz, ufak, tefek, fakat çok zeki, kurnaz, korkusuz ve olmadık yerlerden geçen, lastik gibi düşen, kalkan “Çekirge” lakaplı Ali Bey’di.
Bu seferi, her bakımdan uyumlu üç kafadar gerçekleştirecekken, bir de Üryan katılmıştı aralarına. Hesapta olmayan bu gözü kara adam, bölgeyi karış karış biliyor. “Ne, nerede?” eliyle koymuş gibi buluyordu. Allahü teâlânın bir ihsanı olduğunu düşünüyor, hâllerine şükürler ediyorlardı.
Kendilerine olan güvenleri tamdı. İsteseler bir orduya kafa tutar, gözlerini daldan, budaktan esirgemezlerdi. Oldukça neşeliydiler. Fazlalıkları var, eksikleri yoktu.
Boğa ve Çekirge buraya gelmeden önce şatoda olup bitenleri, nereden, nasıl girip çıkacaklarını detaylı bir şekilde öğrenmiş, sadık adamlarının da ne âlemde olduklarını kontrol etmişlerdi.
Bursa’da fitne çıkaranlar dün gece burada sabaha kadar eğlenmiş, kendilerinden geçmişlermiş. Bu eski şatonun altı, eski tarzda yapılmış kocaman bir meyhaneymiş. Tek başına altı, yedi okka şarap içenler burada toplanıyor sabahlara kadar gayda sesleriyle, nara gürültüleriyle kimseyi uyutmuyorlarmış. Sarhoş olmayan yok gibiymiş. Dün gece sızanlar hâlâ uykudaymışlar. Daha neler, neler?
- Bu gece öyle bir iş yapacağız ki hiç unutmayacaklar.
Dedi Doğan Bey.
Boğa’nın, kocaman bir kavurma parçasını yutmaya çalışırken güleceği tuttu. Ağzındakini yutamadan pıskırdı.
- Bizim hakkımızı da yersen işte böyle boğazında kalır.
Dedi Çekirge.
- Ben hakkımı helâl ettim.
Dedi gülerek Doğan Bey. Bu tatlı atışmadan Üryan geri kalmadı;
- Benim heybemde taze kavrulmuş ceylan eti var. Ne dersiniz?
Güle, oynaya olanları ortaya koyup, afiyetle karınlarını doyurdular, cemaatle namazlarını kıldılar. Üryan da tereddüt etmeden onlar ne yaptıysa aynısını yaptı. Arada bir oturacak yerde kalktığı, kalkılacak yerde oturduğu olsa da…
Doğan Bey, seccadesinden kalkmadan üç yiğit arkadaşına döndü sevgiyle baktı. Onlar da bir şeyler anlatacağını sezmiş, beklemeye başlamışlardı.
- Allahü teâlâ kabul ve makbul eylesin can karındaşlarım. Biraz sonra harekete geçeceğiz. Anlayacağınız beyler; kelle koltukta, bir mücadele bekler bizi!
Dedi. Bir müddet bekledi. Sonra da etrafına bakındı.
- Lâkin, peşin bilesiniz ki… Gidip de dönmek mi nasip olur, can verip ölmek mi belli olmaz?
Ölmekten kokmayan bu cengâverler, birbirlerinden ayrı kalma endişesiyle başları önde sessiz kaldı, Doğan’ın suâliyle toparlandılar.
- Var mısınız?
- Bak hele bu da suâl midir Doğan Bey’im? DEVAMI YARIN

