Padişah, yaşayan ölü gibiydi. Hesapta olmayan bu içten vurulma çok ağır gelmişti. Aldatılmaya, kandırılmaya utanıyor, sıkılıyor, hayıflanıyordu.
Yıldırım Beyazıd Han, odasına çekildikten sonra, Emîr Sultanı, Gazi Evrenos, Beyazıd Paşaları ve Süleyman Çelebi’yi ayrıca hususi mütalaa için kabul etti.
Şerefsiz hainler, sözleri yalan dolanmış,
Hakikatler gizlenmiş, balçıklarla sıvanmış.
Ecdadımız ne korkak, ne sapık, ne satılmış,
Onların ak alnına ne çamurlar atılmış.
Hazan mevsimini yaşayan Bursa, yeşilin yerini sarıya, turuncu renklere bırakmış, kızıl Bursa olmuştu sanki. Akşamın alaca karanlığında kalın gri bir sis tabakası da her şeyi bir daha görünmemek üzere gizlemeye çalışıyordu âdeta. Padişah, artık mermer havuzlu büyük bahçenin rengârenk güllerini, her biri olgunlaşmış çeşitli meyvelerini görmüyor, koklamıyor, tadına bile bakmıyordu.
Gece rüyalarına giren Kostantiniye’nin fethini rafa kaldırmış, Timur Han’dan kaçarak vatanına sığınan, "imdat” isteyen beylere olan desteğini ertelemişti. Yaşayan ölü gibiydi. Hesapta olmayan bu içten vurulma çok ağır gelmişti. Aldatılmaya, kandırılmaya utanıyor, sıkılıyor, hayıflanıyordu. Bursa’daki ahali de hâlâ şaşkındı. Tecrübeli vezirler, fedakâr beyler, civanmert yiğit akıncılar er meydanlarında, çoğu gözünün önünde can vermişti. Çok sıkıntılar, dertler çekmişti lakin böylesini hiç görmemişti. Bu korkunç çıkmazdan çekip çıkarabilecek kuvvetli, cesur ve yürekli yardımcılar istiyordu Rabbül âleminden. Evrenos Paşa, Beyazıd Paşa, Emîr Sultan, Molla Fenâri hocası ve Süleyman Çelebi’yle onun için görüşmek istemişti.
Güçlü olan bir gövde, soylu köke dayanır,
Uyutulan bu millet, bir gün gelir uyanır.
Tahtın karşısındaki işlemeli kapı tıklatıldı. Kocaman kavuklarıyla belirsiz bir gölge gibi, gözleri yerde, el pençe içeri girdi çağrılanlar. Padişah ayakta karşıladı. Her birini ayrı ayrı kucakladı. Kırmızı kadifeden yapılmış şilteleri gösterdi;
- Lütfen oturun.
Dedi. Sonra tahtına geçip sağ elini altın işlemeli koltuk koluna dayadı. Çağırdığı aziz misafirlere bakarak içinde bulunulan hâlin fenalığını, imparatorluğun geçirdiği muharebeleri, beyliklerin içinde bulunduğu durumu, tekfurların entrikalarını ve en son yapılanları bir daha sayıp döktü.
Padişahın her yönüyle işe vukufiyeti ve kararlılığı açık ve net olarak görülüyor, bağrı yanık devlet ricaline ümit veriyor, itimadı artırıyor, hesap sorulacağına dair kararlılığı kuvvetlendiriyordu. Uzun uzun konuştular, ölçtüler, biçtiler.
Lekelenmesin asla şanlı büyük mâzimiz!
Hakkını helâl etmez, şehidimiz, gazimiz.
Müsebbipleri bulup getirecek bir yiğit aranıyordu.
Çok doğru, gidilecek memleketlerin lisanını, örf ve âdetlerini iyi bilen, hâlinden memnun, Allah’tan korkan, akıllı, adil, dünyayı tam anlamış, cesur ve her şeyden ziyade memleketine âşık bir serdengeçti lazımdı. Padişah;
- Aradığımız yiğit, Süleyman Çelebi’mizin yeğeni Doğan Bey’dir. Onda bu vasıfları görüyorum!
Deyince Süleyman Çelebi boyun büktü. Beyazıd Paşa ve Emîr Sultan ayrı ayrı Doğan Bey’in meziyetlerini anlattı, kararın isabetli olduğunda hemfikir olduklarını açık kalplilikle dile getirdiler. DEVAMI YARIN

