Şifreli yazı

A -
A +

İngiltere’nin danışıklı döğüş sonucu Anadolu’ya gemilerle taşıdığı Yunan işgal kuvvetlerini, onca darlık ve zorluğa rağmen toprak, bayrak, ezân, Kur’ân, nâmus ve İstiklâl aşkına… önüne katıp kovalayarak aynı gemilerle kaçmaya mecbur bırakan Mehmetçiğimizi rahmetle yâd ediyoruz. Bizi millet yapan ve asırlar aşrı Devlet kılan değerlerimiz uğruna fedâ-yı cân eden o mübârek şehîd ve gâzilerimizin mekânı cennet, dereceleri âli olsun.

 

Ecdadımız, Müslüman olmasaydı sonra gelen nesiller, şehadeti tanımayacak, şehîdlik bilinmeyecekti. Biz Türkleri ve Ümmetin her ferdini bu şaşmaz gerçekten haber eden İslâm âlimlerini unutmamız mümkün değildir. Hakları büyüktür. İlk günden bugüne ulemânın mürekkebiyle şühedanın kanı, varlığımızın teminatıdır.

 

Ana kaynaksa kendisi emîn, her dediği doğru olandır:

 

Âlime, ârife, havasa, aydına-avama… cümlemize, "elhamdülillah Müslümanın!" diyen her talihli ferde… bize, bizlere İslâmiyet’i belleten Öğretmenler Öğretmeni bir başka söyleyişle Hâce-i Kâinat Sevgili Peygamberimize selâmlarımızı ve şükran ve minnet duygularımızı arz ederiz…

 

Tarih boyunca nerede ne zaferimiz varsa; o zaferin ateşleyicisi, itici gücü, bu gerçek ve bu gerçeğe şeksiz ve şüphesiz imân etmiş Mehmetçiğin şehadet aşkıdır. Ölmesi emredilen Mehmetçik üzerinden şeref devşirmek, yalnızca övgüye açık kapı bırakıp araştırma ve doğruları dile getirmeye karşı kale bedenleri örmek, gerçeği saklamaktır. Hâlbuki âlemde hiçbir hakikat nihân, saklı kalmaz. Bir tarih yapanlar vardır, bir de tarih yazanlar. Tarih yapanlarla onların etkileri var oldukça doğru tarih yazılamaz. Tarih yapanlarla, onların takipçileri ve tesirleri de ne gün olsa biter. O zaman her şey ortaya çıkar. Gerçi "bâde harab’il Basra/Basra harap olduktan sonra" gerçekler bilinse ne olur? diye bu dediğimize itiraz mümkündür. Ama milletlerin hayatı da böyledir. Kahramanlıklar, zaferler, hileler, yalanlar ve gerçekler bir süre iç içe geçmiş olur. Roller tersine döner. Onları devran düzeltir. Kaderin telaşı yoktur. Şu dünya hayatı; haydi keyfiyetteki kelâmla söyleyelim "ân-ı vâhiddir/bir ândır". Mübalağalı övgülere, ideolojik sapmalara rağmen neticede kimin ne olduğu zamanın bir döneminde net şekilde ortaya çıkacağı gibi ahirette de şaşmaz bir mîzân olduğu kesindir. Hamaset, basireti gölgeler. Şüphe yok ki bu milletin şehîd ve gazileri, doğduğunda bir kulağına Ezân-ı Muhammedî, bir kulağına kamet okunmuş kahramanlardır. Dünya hayatına bu sesle başlayan bebekler, sonraki zamanlarda mübarek ve mütevazı ailelerde hayâ ve iffet âbidesi, yere abdestsiz basmayan ebeveynlerin helal-haram dikkatiyle yetiştirilerek gerektiğinde dine, vatana, millete… armağan edilirler. Şer-i şeriften gayrı ölçü, Peygamberden öte kahraman tanımayan o ana-babalar, o arif insanlar, mübarek Anadolu’nun mübarek zenginliğidir. Vesilesi gelmişken şunu kaydetmeden geçemeyeceğiz:

 

Tanzimat’tan sonra bozulmaya başlayagelen büyük şehirlerimiz, işte bu insanların "gecekondu" adlı harekâtıyla yeniden fethedildiler. O insanların bir kesimi, kendileri de ne yaptıklarının farkında olmadan Fetih Orduları gibi büyük şehirleri kuşatıp usuldan usula aslına dönüştürürken, diğer kesimi 1962’den itibaren Avrupa’ya işçi olarak giderek 3. Viyana Seferini başlattılar. Onlar da farkında olmadan 12 Eylül 1683 Viyana bozgununun intikamını alıyorlardı.

 

Birinciler de ikinciler de memuriyetlerini edâ ettiler mi? Evet ettiler. Mevcut Cumhur İttifakı, birincilere; Avrupa’daki 3. ve 4. nesil işçi çocukları ikinci kesime misaldir. "Batı Türkleri" dememiz gereken bu gençler, dedelerinin işçi olarak katlandıkları şartları aştılar. Yanlarında onlarca yüzlerce Avrupalı çalışıyor…

 

26 Ağustos 1071’de Malazgirt Muharebesiyle başlayan Anadolu fethi, 29 Mayıs 1453’te İstanbul fethi ve 26 Ağustos 1922’de zafer hücumu… Anadolu’da İslâm mayasıyla yetişen tertemiz nesiller, en karanlık günlerde bile geceyi gündüze, mağlubiyeti zafere çevirdiler. Gözden hiç kaçmasın ki Mehmetçik, cephede can verip, kan dökerken beyaz Türkler, devrin büyük şehirlerinin alkol kokulu akşamlarında işgalci Frenklerle dans ediyorlardı. Aynı manzara İtalyan işgalindeki Libya’da da yaşandı. Ömer Muhtar filmi bu sahneyle başlar. Bugün de yerli ve millî kalma, olma, çoğalma… hamleleri yapılırken beyaz Türkler, yine Frenk hayranlığında ve Siyon yanındadır. Bir kısım kökünden uzaklaşmışlarsa asıllarını inkâr edercesine çıplaklaşarak veya örtülü çıplaklıkla beyaz Türk olma hayranlığının bataklığına sürükleniyorlar…

 

Yahya Kemal’i dinleme vaktidir:

 

 

 

       26 Ağustos 1922

 

 

 

Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ rabbi

 

Senin uğrunda ölen ordu budur yâ Rabbi.

 

Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

 

Galib et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.

 

 

"İslâm’ın son ordusu" Siyonizm ve emperyalizm elinde mankurtlaşmış bâzı kökünden kopmuş paşalar vasıtasıyla 28 Şubat’ta İslâm’la savaşa zorlandı. İçinde çokça din, imân, ezan kelimeleri geçiyor diye İstiklâl Marşı değiştirilmeye kalkışıldı. 15 Temmuz 2016’da ise jetler, Millete ve Meclis’e kurşun sıktı.

 

 

 

Rahim Er'in önceki yazıları...

UYARI: Küfür, hakaret, bir grup, ırk ya da kişiyi aşağılayan imalar içeren, inançlara saldıran yorumlar onaylanmamaktır. Türkçe imla kurallarına dikkat edilmeyen, büyük harflerle yazılan metinler dikkate alınmamaktadır.