- Yarın eşofmanlarını getir, dedi Beden Eğitimi hocası, sana güzel bir sürprizim var! *** Ertesi gün Beden Eğitim hocasının kullandığı otomobilde lise öğrencisi merakını saygıyla sordu: - Acaba nereye gidiyoruz hocam? - İstanbul''un en güzel spor salonuna, dedi hoca.
"Neden?" diye soramadı öğrenci. Gerekirse kendisi söyler diye... *** Salon çıkışında hoca, duştan yeni çıkmış öğrencisinin ıslak saçlarına vurdu: - Aferin sana, beklediğimden iyi bir performans gösterdin. Cevap vermedi öğrenci. Beden Eğitimi hocası, iki metreye yaklaşan boyuyla basketbol için ideal bir cevher keşfetmenin gurununu yaşamak için öğrencisini, çok ünlü bir kulübün seçmelerine götürmüştü. Seçmeleri yapacak olan coach, samimi arkadaşıydı.
Fakat torpile gerek kalmamıştı; çünkü öğrenci ortaya koyduğu başarıyla zaten seçilmişti!
Ama asıl sürpriz Beden Eğitimi hocasını bekliyordu. *** Okulun son günüydü. Öğrencilerin çoğu tatile kavuşmanın coşkusunda, "kendi içine doğru yolculuğa başlamış" olanları ise, hüzünlüydü. Ünlü basketbol takımının seçmelerini kazanmış olan öğrenci gibi... Beden eğitimi hocası, okulun boşalmasından sonra odasına geçti. Ortalığı toplarken farketti masasındaki zarfı. Merakla üstüne baktı.
Geleceğin basketbol yıldızı olacak öğrencisi bırakmıştı.
Tebessümle, "Teşekkür mektubu galiba" diye düşündü. Açtı ve okudu: "Değerli hocam, Beni ''adam etme'' çabanız ve geleceğin yıldızı olarak görme düşünceniz için size teşekkür ederim. Size karşı gelemedim; ancak ben sportmen bir insan değilim. Ben yarışamam hocam. Çünkü, mağlupların yüreklerine oturacak olan acıyı bile bile basıp geçemem onların üzerinden... Dün, salonda kaybedenlerin gözlerindeki hüznü gördüm. Yenmek çok acımasızca birşey... Başka insanların yenilgisi üstüne inşa edilmiş başarı bana göre değil hocam. Anlayışınıza sığınıyor, ellerinizden öpüyorum." Babasına çekmişti,
sevgili oğlum.

