Bu maç için 65 milyon tek yumruk olmuştuk. Ve tek yumruk, herşeyi bitirdi... Alpay''ın yumruğu... * * * Tarihi doksan dakikanın kritik dönüm anları oldu:
Mesela 30.dakika... Kaderin cilvesine bakın; dört yıl önce "yapmadığı" bir hareketle Türk milletinin hayallerini Nottingham''a gömen Alpay, bu kez "yaptığı" bir hareketle rüyayı Amsterdam''da bitirdi. Mesela 44.dakika... Ceza sahasında unuttuğumuz Nino Gomes''in golü... Mesela 45.dakika... Hakem, lehimize çaldığı penaltı düdüğü sırasında kartını da çıkarabilse, oyuncu sayısında eşitlik olacak.
Ama derseniz ki, sen önce penaltını at kardeşim, ondan sonra hakeme şuna buna mazeret bul; çok haklısınız! (Mustafa Denizli, S.İrlanda baraj maçında penaltıyı atan Tayfur için "Takımın en sakin adamı da onun için..." demişti. Eee, şimdi neden Arif?) Bu kadar aksilik arka arkaya gelmişse, ikinci yarıdan birşey beklemek fazla iyimserlik olurdu. * * * İkinci yarı... Tayfur kaçırdı, ardından Nuno Gomes''i yine boş bıraktık ve yine gol... Türk futbolunun en büyük zaafı bu; savunmayı beceremiyoruz!
Mustafa Denizli, birçok milli maçta olduğu gibi Portekiz karşısına da savunma kimlikli oyuncularla çıkıp, hücum futbolu oynadı! Finlandiya''da tuttu, burada tutmadı. Oysa, "Madem savunmayı beceremiyoruz, o zaman hücum edelim; belki bir yersek iki atarız" diyen bir teknik adamla ve daha büyük risklerle oynayıp Avrupa''dan kupa kazanmış bir G.Saray modelimiz vardı önümüzde... 0-2''lik bir skor ve 10 kişilik bir Türkiye... Devrenin başında koptu maç... Gerisi hüzün, direnen Rüştü ve boş çırpınışlar...
Yazmaya değmez.

