Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
En zayıf yönlerim
0:00 0:00
1x
a- | +A

Yıllardır iş görüşmeleri yapıyorum ve mülakat yapan taraftayım. Son yıllarda adaylarda dikkatimi çeken ilginç bir değişim var. Artık kimse zayıf yönlerini söyleyemiyor. Mesela şu diyaloğu çok sık yaşıyorum:

- En zayıf yönünüz nedir?

- Şey, öncelikle çok mükemmeliyetçi olduğumu söyleyebilirim. Bir işi en iyi şekilde yapmak için resmen kendimi paralıyorum. Bir de aşırı dakik bir insanım. Bir iş vaktinde yapılmazsa çok geriliyorum. Bu yönlerimi hiç sevmiyorum ama maalesef düzeltemiyorum!

- Hımm, en güçlü yönleriniz nelerdir peki?

- Ne kadar sürem var acaba?

Yani “mükemmeliyetçilik” denilen bu illet iş görüşmelerinde resmen kronik semptom olarak sunuluyor. Dakiklik ise neredeyse bir engellilik durumu hâline gelmiş.

Yani bu rolü biraz daha zorlasalar, mükemmeliyetçilik veya dakiklik kusuruyla engelli kadrosuna atama isteyecekler.

Ama bu sahtelik biraz itici olmaya başladı. Çünkü işverenin duymak istediği şey cilalanmış kusurlar değil, samimiyet. Zaten böyle konuşan adaylar da pek tercih edilmiyor artık. Çünkü bu model insanlar işe başladıktan sonra da pek değişmiyor.

Terfi alamadıysa organizasyon vizyonsuzdur. Projesi tutmadıysa zamanlama yanlıştır. Ekibiyle problem yaşadıysa çevresi onu taşıyamamış, değeri bilinmediyse kimse onu tanıyamamıştır.

“Ben galiba biraz vasat kaldım” cümlesi onların kurumsal sözlüğünde yer almaz. Onun yerine “Projem yeterince sahiplenilmedi” gibi daha sofistike şeyler söylenir.

Eskiden insanın kendini övmesi ayıptı. Şimdi ona “öz değer farkındalığı” deniyor. Eskiden alçakgönüllülük erdemdi. Şimdi “kendini yeterince pazarlayamamak” sayılıyor.

Hâlbuki efendi olmak kadar etkili bir iletişim stratejisi, haddini bilmek kadar da güçlü bir varoluş biçimi yoktur.

Hem insan kendini pazarlar mı ya!

***

Bu arada herkes yalana dolana sarılınca, gerçekten dürüst olanlarda ister istemez bir davranış bozukluğu başlıyor. Doğruyu söylediğin için çevreden tebrik ve alkış bekliyorsun.

Ben de bu durumu bazen yaşıyorum. Mesela bir keresinde bir arkadaşımla buluşacaktık. Ama dışarı çıkmak o kadar zor geldi ki, pijamayı çıkarıp pantolon giydiğimi düşünürken bile yoruldum. Buluşmaya yarım saat kala telefon açıp gelemeyeceğimi söyledim.

“Niye?” diye sordu arkadaş. “Çok üşeniyorum” dedim. “Hiç evden çıkasım yok.”

Arkadaş “Bu nasıl mazeret ya?” dedi.

Ben de "Doğru konuştum diye suçlu mu oldum şimdi?” dedim. “İlla hastayım, evde tesisat patladı falan diye yalan mı söylemem gerekiyor?" diye bir de üstüne cila çektim.

Önce bir sessizlik oldu. Sonra arkadaş “Abi, üste çıkmanın da bir adabı olur ya!” dedi. Sonra da zaten sahip olmam gereken bir meziyetten dolayı övgü beklediğimi, bu durumun çok saçma olduğunu falan anlattı.

Bir şey diyemedim. “Haklısın” dedim sadece. Lafı yiyince uyuşukluk falan kalmadı bünyede tabii ama yine de gitmedim buluşmaya.

Yani netice şu: İş görüşmesinde sahte alçakgönüllülük satmakla, arkadaşlık ilişkilerinde dürüstlüğü performansa çevirmek arasında aslında çok büyük fark yok! Çünkü doğru söylemek bir kahramanlık değil, sadece insan olmanın giriş seviyesidir. Fabrika ayarıdır yani… Madalya falan beklenmez.

Eğer bekleniyorsa da sistem bozulmuş demektir.

Salih Uyan'ın önceki yazıları...