Tarih yaprakları 17 Aralık 2010'u gösteriyor. Akdeniz ülkesi Tunus'un orta kesimindeki 40 bin nüfuslu Sidi Bu Zeyd şehrinde sessiz ve ılık bir gün... 26 yaşındaki Muhammed Buazizi, evine ekmek götürebilmek için seyyar tezgâhıyla ağır ağır ilerliyor. Yavaş adımları, güvenlik güçleri karşısına çıkınca tamamen duruyor. Kadın polis Faida Hamdi'nin yüzüne attığı tokat bütün dünyayı değiştiriyor...
Senelerdir süren parasızlık, işsizlik, baskı ve aşağılanma Tunuslu gencin canına tak ettiriyor. Muhammed Buazizi, eline bir bidon alıp valilik binası önüne gidiyor. Gözlerinden fırlayan ateş, benzinle birleşip bütün bedenine yayılıyor. Kendisini yakan Buazizi, yatırıldığı hastanede 4 Ocak 2011'de vefat ediyor. Onun ölümüyle başlayan halk ayaklanması, on gün sonra 23 yıllık Zeynel Abidin bin Ali yönetimini deviriyor. 14 Ocak 2011'de Ali kaçıyor, 'Yasemin Devrimi' diyen nitelendirilen bu gösteriler, 'Arap Baharı' adıyla geniş bir coğrafyaya yayılıyor.
Yaklaşık bir ay sonra da Mısır'da iktidar değişiyor. 30 sene ülkeyi yöneten Hüsnü Mübarek, 11 Şubat 2011'de görevini devretse de tutuklanıp demir parmaklıklar ardına gidiyor. Dört gün sonra kıvılcım, Libya'ya sıçrıyor. 15 Şubat 2011'de çıkan isyan, 42 yıldır tahtta olan Muammer Kaddafi'nin 20 Ekim 2011'de memleketi Sirte'de trajik bir şekilde öldürülmesiyle son buluyor.
Yemen'de işler daha da karışıyor. 27 Ocak 2011'de yüzbinlerce insan sokağa dökülüyor. Zamanla kılıçlar çekiliyor, kan gövdeyi götürüyor. Ülkenin ilk Devlet Başkanı olan Ali Abdullah Salih, 22 Mayıs 1990'ta oturduğu koltuktan 21 Şubat 2012'de kalkmak zorunda kalıyor. Salih, 4 Aralık 2017'de Sana şehrinde Husi bir keskin nişancı tarafından vurularak can veriyor fakat bu ölüm son olmuyor. Ülkede iç savaş hâlâ devam ediyor.
Yanı başımızdaki tablo hepsinden vahim... Dera'da bir grup genç, 15 Mart 2011'de duvarlara sloganlar yazıp barışçıl gösteriler düzenliyor. 8 Mart 1963 tarihinde askerî darbeyle iktidara gelen Baas rejimi, en ufak eleştiriye bile tahammül edemiyor. O gün yapılan hata, tam 13 yıl, 8 ay, 3 hafta ve 2 gün boyunca sürecek bir iç savaşa dönüşüyor. 7 Aralık 2024'te Beşar Esad ailesini yanına alıp Moskova'ya kaçıyor, bir gün sonra yeni yönetim geliyor. Ve Suriye uzun bir süre sonra nefes alıyor. Halk ayaklanmaları Bahreyn, Ürdün, Fas, Umman, Kuveyt, Lübnan, Sudan, Irak ve Cezayir'de de oluyor. Bazıları bastırılıyor, bazılarında anlaşılıyor, bazılarında hükûmet düşüyor.
MİLYONLARCA HAYAT HEBA OLDU
Şimdi bakalım, Arap Baharı'ndan en çok etkilenen ülkelerdeki bilançoya.
Tunus: 338 ölü, 2.147 yaralı.
Mısır: 18 gün süren eylemlerde yaklaşık 1.000 can gitti, 6.400'den fazla kişi yaralandı.
Libya: Yaklaşık 30.000 kişi hayatını kaybetti. 50.000'e yakın kişi yaralandı. 1 milyondan fazla sivil canını kurtarmak için ülkeden kaçtı.
Yemen: Çatışmalar ve ardı sıra gelen açlık/salgın hastalıklar sebebiyle 370.000'den fazla insan öldü. 200 bine yakın kişi yaralandı. 4,5 milyonun üzerinde Yemenli, başka ülkelerde sığınmacı olarak yaşıyor. İç savaşın sürdüğü 30 milyonluk ülkede nüfusun 18,2 milyonu hayatını sürdürebilmek için insani yardıma ve korumaya muhtaç durumda.
Suriye: Bilinen 610 bin kişi öldü, 2 milyondan fazla insan yaralandı. 13 ila 14 milyon Suriye yerinden edildi. Bunların yarısı vatanını terk etmek zorunda kaldı.
MEN DAKKA DUKKA
Bu ülkelerde olanların bütün coğrafyaya ekonomik etkisi yaklaşık 800 milyar dolar. Kaybedilen zamanı hesaplamak imkânsız. Ancak, onları bu hâle getirenlerin aynı duruma geleceği gün yaklaşıyor. Son haftalarda Avrupa'da olanlar, şu Arap atasözünü akıllara getiriyor: Men dakka dukka (Etme bulma dünyası).
BUMERANG DÖNDÜ...
"Arap Baharı" (Arab Spring) terimini çıkaran ve ayaklanmaları destekleyen Batı'nın, Afrika ile Orta Doğu'da yaptıkları bir bumerang gibi dönüyor. Savaş, çatışma, açlık, hastalık ve ekonomik kriz sebebiyle ülkelerini terk edenlerin akın ettiği Avrupa'da kontrol kaybedildi. Mülteciler sebebiyle kıtada maddi yük ve güvenlik endişeleri arttı, aşırı sağ yükseldi. Avrupalı siyasetçilerin kısa vadeli stratejik planları, ağır fatura olarak karşılarına çıktı. Bugün kendilerini derin bir toplumsal ve ekonomik çalkantının ortasında bulan burjuvazi, 227 yıl sonra boynunu yine giyotine kaptırabilir. Tarihin ironik bir tecellisi olarak, bir dönem coğrafyaları şekillendirme iddiasındaki güçler, bugün kendi sokaklarında "Avrupa Baharı" dalgasıyla baş etmeye çalışıyor.

