Futbolu çok seviyoruz. Ülke gündeminde siyaset ve ekonomi gibi hayati konular kadar, hatta ondan fazla futbol var. Ben dahil milyonlarca Türk insanı futbolla yatıyor, futbolla kalkıyoruz. Yazılı ve görsel yayın organlarımızın spora ayrılmış bölümlerinin kralı futbol. Oysa ki Türkiye''de 36 federasyonun yönettiği 50''ye yakın spor dalı var. Spor hem ülke insanını sağlıklı kılan bir aktivite hem de ülkeyi uluslararası platformda tanıtmaya, hatta sevdirmeye yarayan değerli bir propaganda aracı. Ama spor sadece futbol değil. Bakınız dünya basınına, TV''lerine; bizim toplumumuz için ekmek - su gibi ihtiyaç maddesi haline gelen futbol yayın yüzdesi olarak kaçıncı sırada? Avrupa''nın ünlü spor gazetelerinde futbolun dışında değer verilen bir dolu spor dalını manşetlerde okursunuz. Eurosport''u hemen tüm sporseverler tanır; uluslararası bir TV yayını. Açın bakın neleri yayınlıyor. Şimdilerde Fransa Bisiklet Turu başta; devamlı tenis, otomobil ve motosiklet yarışı... Başka? Dünya, Avrupa halter şampiyonları olduğunda onlar, tabii güreş de... Unutmadan yazayım Dünya ve Avrupa yüzme yarışları, su balesi dediğimiz senkronize yüzme, artistik buz pateni bu kanalda sıkça rastladığımız yayınlar arasında. Daha? Ağırlıklı olarak boks. Haftanın birçok saatinde boksu görürsünüz. Diyeceğim şu, toplumun ilgisini çeken spor ekrana getiriyor. Nitekim Avrupa Futbol Şampiyonası sırasında da maç öncesi, maç sonrası dahil karşılaşmaların geniş özetlerini Eurosport''ta hep bulduk.
Biz yıllardır güreş dalında Dünya ve Olimpiyat şampiyonları çıkarmışız. Son yıllarda halter, basketbol, voleybol popüler olmuş, bu dallarda adımızı duyurmuşuz. Naim Süleymanoğlu''nun Türkiye''ye mâledilişinden sonra halterde flaş yapmış, Dünya Şampiyonları çıkarmışız. Basketbol ve voleybolda kulüpler düzeyinde de olsa Avrupa''da sesimizi duyurmuşuz. Ama yıllar önce büyük hamle içinde olduğumuz, mesela judoyu adeta unutmuşuz. Rahmetli Fazıl Özok''tan sonra iş başına gelen federasyonların aktif çalışmalarıyla gelişip Dünya Şampiyonaları''nda söz sahibi olan okçuluğa üç beş satırdan çok yer vermemişiz. Pistler, havuzlar fakiri Türkiye''de "Neden atletizm ve yüzmede yokuz?" demişiz. Tabii daha bir dolu spor dalında bu çarpıklığı yaşamışız, yaşamaktayız.
Havuzu olmayan Türkiye, Allah vergisi yeteneğini çok çalışmayla bütünleştiren bir kulaç bulup ona Amerika''da yüksek tahsili sırasında nokta kadar maddi yardım yaparken "Şampiyon, mampiyon olamıyorsun" diye rest çeken Türkiye, şimdilerde dünya pisinlerinde ay-yıldızlı bayrağımızı skorbordlara taşıyan bu gence yayınlarında minnacık bir yer vermektedir. Yani Derya Büyükuncu son olarak Helsinki''de Avrupa 100 m. sırtüstü yarışında bronz madalya kazandı, birçoğumuz haberi tek sütun olarak verdik. 69 kiloda haltercimiz Ekrem Celil, Dünya Gençler Halter Şampiyonası''nda 3 altın madalya birden kazanıp şampiyon olurken, silkmede de 185.5 kilo kaldırarak dünya rekoru kırdı. Ancak bu rekoru faul yaptığı iddiasıyla sayılmadı. Cidden dünya çapındaki bu olayı biz yazılı ve görsel basın olarak ne kadar değerlendirdik? Elimizi vicdanımıza koyalım. Ama aynı gün yayınlarımızın ağırlık merkezi futbolcu transferleri oldu. Çünkü okuyucu bunu istiyordu. Biz ayıp ediyoruz. 1000 altın lira ödüllü yönetmelikler hazırlamaktan öteye bir canlılık göstermeyen, bir dolu spor dalına Türk çocuğunun ilgisini çektiremeyen Spordan Sorumlu Bakan ayıp ediyor. Futbolla yatıp, futbolla kalkan Türk sporseveri (!) ayıp ediyor. Şimdi milletçe bir karar vermemiz gerekiyor; ya bu 50''ye yakın spor dalına eşit ilgi gösterelim ya da ilgi duymadıklarımızın federasyonunu da kaldırıp halkın vergileriyle oluşan bütçelerini ilgi duyulan futbola devredelim!

