Kaydet
a- | +A

Büyük depremin belki de en büyük sarsıntısı aileler üzerinde oldu. Hakk''ın rahmetine kavuşan 16 binden fazla vatandaşımız, 45 bin kadar yaralı depremzedenin, geride bıraktıkları insanlar kimlerdir, halleri nicedir? Kimbilir kaç yüz öksüz veya yetim, kaç bin "boynu bükük" kaldı gerilerde. Afetin; mal ve özellikle can kaybı tabii ki hepimizi can yüreğinden vurmuş, ülkenin ekonomisini de perişan etmiş. Zaten, zararın reel bilançosunu çıkarmak hem çok zaman alacak, hem de çok güç. Bütün bu kayıpların yanısıra asıl üzerinde durmamız gereken, psikolojik sarsıntı olmalı. Bu sarsıntının en büyük boyutu ise, ne yazık ki, aileler üzerinde görülecek. Annesinden babasından yoksun olan, çocuğunu yitiren yüzlerce aile dolayısıyla binlerce ferdi, depremin yıkıntılarından saymamalıyız. Herşeyden önce, aileler dağılmamalı. Fakat, dağılan ailelerin bireylerine de, başka ailelerin şefkatli eli mutlaka uzanmalı. Bu yüzden de, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı''nın açtığı kampanyaya gönülden destek vermeliyiz. "Kardeş Aile Kampanyası"nın takipçisi Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, bakınız projeyi nasıl değerlendiriyor: "Kardeş Aile konsepti sayesinde, yardım eli uzatacak insanlar, onlar için isimlerini ve kendi hayatlarının bir parçası olan bireyler haline gelecektir. Kurulan diyalog sayesinde ''orada bir aile var, o bizim ailemiz'' hissi oluşturulmuş olacaktır." Girişimini candan desteklediğimiz Okuyan ile yapılan bir görüşmenin özetini aktararak, bu duyarlı soruna, okuyucularımızı da ortak etmek istiyoruz. İşte, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan''ın görüşleri:

* Deprem bölgesinin genişliği, sorunların çeşitliliği, kaynakların azalması sonucunda, evsiz kalan yüzbinlerce depremzedenin gelecek günlerdeki yaşam mücadelesinde daha çok zorlanacağı kesindir. Bunun çözümü için tüm Türkiye''nin sorunun sıcaklığının aynı olduğunu, hatta her geçen gün daha da büyüyerek varlığını sürdürdüğünü daimi olarak hatırlaması ve çözümüne katkıda bulunmanın bir görev olduğunu hissetmesinin sağlanması gerekmektedir. Bunun için de bölgeyle kesintisiz bir diyalog kurulmalıdır toplumun diğer kesimleri arasında. Bu kampanya bir yönüyle de bunu amaçlamaktadır. Her ne kadar ülkenin büyük bir bölümündeki insanlar, medya aracılığıyla felaketi izlemiş ve deprem fobisiyle mücadele ediyor olsalar da, depremzedelerle sürekli bir empati geliştirmeleri mümkün değildir. Bu yüzden "Kardeş aile" konsepti sayesinde, yardım eli uzatacakları insanları, onlar için isimlerini ve ihtiyaçlarını bildikleri ve kendi hayatlarının bir parçası olan bireyler haline gelecektir. Kurulan diyalog sayesinde "orada bir aile var, o bizim ailemiz" hissi oluşturulmuş olacaktır.

* "Herkes evinin önünü süpürürse, bütün şehir tertemiz olur" mantığıyla, bireylerin, kuruluşların ve ailelerin depremzedelerle bir "kardeş aile" ilişkisi içine girmesinin sağlanması gerekmektedir. Burdaki amaç şu; bir gönüllü aile ile bir depremzede aileyi biz buluşturuyoruz. Orada bir tek şart koşuyoruz, bir banka hesap numarası açtırıyoruz, asgari 50 milyon lira o ailenin hesabına yatırsın istiyoruz, bir yıl süreyle. İmkanı olan daha fazla yatırsın. Vaktim yok, diyenler için, hay hay hiçbir vaktimiz yok başka da katkınız olmayacak, hiç olmazsa bir elli milyonu o hesabına yatırın.

* Bizim amacımız burada yardım olayının maddi unsurlardan ziyade manevi yönü. Bir gönüllü aile, evinde kullanmadığı eşyası vardır, onları paylaşabilir, gardırobunda giymediği, uzunca süre sakladığı giysilerimiz vardır, bunları paylaşabilir, çocuklarının oyuncaklarını paylaşabilir. Depremzede bir aileyle bir hafta sonu tatilini beraber geçirebilirler, icabında belli periyotlarda onları, evlerinde, çadırlarında ziyarete gidebilir, hastanede yatıyorsa hastanede ziyaretine gidebilir. Yani burada gönüllü aileye hiçbir zorunluluk getirmiyoruz. Getirdiğimiz iki şey var; birincisi asgari bir 50 milyon lira o da banka hesabıyla yatırılması, ikincisi en az bir yıl süreyle bu ilişkiyi devam ettirmesi. Bir ailenin imkanı yok; komşularından arkadaşlarından üç, dört aile birleşir, bir depremzede aile ile muhatap olabilir.

* Onların birçoğu için yok, yarın diye bir şey. Zaten sorun da oradan kaynaklanıyor. Onun için bendiyorum ki; yüreğimizin ne kadar geniş olduğunu fark edelim ve o yürekle bu insanlara sahip çıkalım Şunu tekrar tekrar hepimizin hatırlamasında fayda var; şimdi mağdur olan insanların, akşam evlerine girdiklerinde, yataklarına yattıklarında, her birinin kendi şartlarına göre bir düzenleri vardı, iyi düzen-kötü düzen ama bir evi vardı, bir eşyası vardı. Saat 03.02''de bir deprem oldu ve bu insanların bütün düzenini yıktı ve bu insanlar üzerinde sadece iç çamaşırıyla kaldılar. Bu insanlar bir de yakınlarını kaybetmişler, bir de yaralıları var, bir de evleri yıkılmış, bunlar ne yapacaklar? O insanların yarınları nasıl olabilir ki? İşte onların yarınlarını bizim belirlememiz lazım, bizim gönüllerimizin sıcaklığıyla, yarınlarını belirlememiz lazım. Çok hoşuma giden bir ifade duydum "Yıkılanları yıkılmayanların yürekleriyle yapacağız, yıkılanlar ayakta duranlara tutunarak ayağa kalkacaklar." Bir de sevap kazanmak isteyenlerin karşısına hayatlarının fırsatı çıktı. Gün hiç tanımadığın insanın acısını paylaşma ve hiç tanımadığın insanın elini sımsıkı tutma günüdür. Gerçekten de, gün el ele, gönül gönüle vermenin, acıları paylaşmanın günü. Hepimiz, "karınca kararınca" üstümüze düşen maddi ve manevi yardımı esirgememeliyiz. Yoksa, depremin sarsıntısı sonsuza kadar sürüp gider, ülke sıkıntıdan kurtulamaz.