Kaydet
a- | +A

Buruk da olsa; şükürler olsun ki, bir "Ramazan Bayramı"nı daha dolu dolu yaşayarak geride bıraktık.

İçine girdiğimiz üçüncü bin yılın ve 2000''in ilk "Ramazan Bayramı"ndan alacağımız çok ibretler var. 2000''in ilk "Ramazan Bayramı" diyoruz çünkü aynı yıl içinde ikinci bir "Ramazan Bayramı" ile onurlanacağız.

Herşeyden önce, "Ramazan Bayramı" boyunca Başbakan Bülent Ecevit ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli''nin, bir yerde "söz düellosu"na tanık olduk.

Her ikisinin de dediklerinde gerçekler alınacak dersler

mevcut.

Ne var ki, bir bölücübaşının, hükûmetin en yetkili ve etkili iki şahsiyetinin görüşlerini böldüğüne çok üzüldük.

DSP ve MHP''nin de ayrı ayrı düşüncelerde olması, üzüntümüzü hatta endişelerimizi

daha da arttırdı.

Kim derdi ki, Öcalan gibi bir cani, Türkiye''yi bu duruma

sokacak.

15 yılda dökülen kan, şehit edilenler azmış gibi şimdi de, ülkenin, görüş bazında da olsa iki kutba ayrılmasının sinyallerinin hem de "Ramazan Bayramı"nda alınması, politikanın acı bir cilvesi olarak değerlendirilmeli.

Dileriz ki, yarın yapılacak olan liderler zirvesinde, sağduyu galip gelir ve tahribat büyümeden

onarılır.

Yeri gelmişken; üçüncü binyıl da, ölüm cezasına karşı olduğumuzu samimiyetle belirtmeliyiz.

Ne var ki, yürürlükteki yasalarımızın da uygulanmasından yana olduğumuzu da açıklamalıyız.

Diyeceğimiz şudur ki, Öcalan davasında iç hukuk yolları sonuna kadar işletilmeli, bu arada yasa değişikliğine de gidilmeli.

Her ne kadar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Öcalan''ın davası ile ilgili "yürütmeyi durdurma" kararı almışsa da, iç hukuk tüketilmemeli.

Söz gelimi, 2000''den sonraki olaylar için, idam cezasının kaldırılması sağlanabilir.

Hiçbir Avrupa ülkesi, idam cezasını kaldırmış fakat 30 bin kişinin ölümüne sebeb olmuş bir caninin cezasını vermeye kalkışan bir Türkiye''ye müdahale hakkına sahip olamaz.

Zaten; egemenlik hakkımız, yürürlükteki yasaların uygulanmasını öngörüyor. Üstelik, idamın kaldırılması konusunda herhangi bir taahhüdümüz, sözümüz ve imzamız da yok.

Kaldı ki, Avrupa Birliği''ne aday ülke kabul edilmemenin ölçüsü de kendiliğinden ortaya çıkar. Avrupa''nın tutumu sınanır.

Tabii ki, durum çok hassas ve de tehlikeli.

Ancak, Türkiye Cumhuriyeti''nin ilelebet payidar kalabilmesi için, mutlaka iç hukuk ve prosedür uygulanmalı, taviz verilmemeli.

Aslında, 15''i PKK''lı almak üzere 55''ten fazla idam hükümlü dosyası cezasının onayı için TBMM''de beklemekte. Öcalan''ın dosyası da bu kuyrukta bekleyebilir. İşte bir çözüm yolu.

Fakat hiçbir zaman AİHM''nin kararı yüzünden, dosyanın bekletildiği intibaı "resmen" verilmemeli. Hele, dosyanın Başbakanlık''ta bekletilmesinin sakıncalarını kimse görmezlikten

gelemez.

30 binin üstündeki şehit ailesinin ve devlet itibarının korunması, doğrudan doğruya, AİHM''nin kararının uygulanmaması ile sağlanabilir.

Bir yandan, içimizi derin derin yakan depremzedeler, diğer yandan, Türkiye Cumhuriyeti''nin bağımsızlığının ve egemenliğinin zarar görme ihtimali, bayram sevincimizi asgariye indirirken, böylesine nazik bir duruma düşülmesinin de endişesine kapıldık.

Bir de Çeçenistan''da, Ruslar''ın giriştiği vahşetin aklımızdan bir an olsun silinmediği ortadayken, gerçekten de buruk bir bayram geçirdiğimiz kendiliğinden

anlaşılıyor.

Her şeye rağmen, nice nice bayramlara...