Kaydet
a- | +A

Ard arda gelen depremlerin, bizleri canevimizden nasıl vurduğunu belirtmeye, çekilen acılardan yeniden dem vurmaya gerek yok sanırız.

Ancak, bütün yıkımlarına rağmen depremlerden, çok ders alınması gereği üzerinde de herkes hemfikir.

Ne var ki; bunca felâkete rağmen, hâlâ gereken dersin alınmadığının, özellikle bürokrasinin bildiğini okuduğunu üzülerek görüyoruz, duyuyoruz ve okuyoruz.

Bu Türkiye''nin kaderi mi, nedir bilinmez, bir türlü bürokratik engeller aşılamıyor, mevzuat hazretleri, her seferinde kindini hissettiriyor.

Nerdeyse, büyük depremin üzerinden 100 gün geçmek üzere.

Ne yazık ki, deprem bölgelerinde, işlerin düzeninde gittiğini kimse söyleyemiyor.

Aksaklıklar ve eksiklikler birbirini takip ediyor.

Kısacası devlet bir türlü organize olamıyor.

Oysa, hükûmetin elinden geleni esirgemediğini çok iyi biliyoruz.

Bu arada, Türk Silahlı Kuvvetleri''nin fedakârane çalışmalarının yanısıra, sivil örgütlerin ve gönüllülerin katkılarını gözlüyoruz.

Buna rağmen, tam anlamıyla organize olunmadığı apaçık.

Tabii ki; fiziki şartlar, yeni ve artçı depremler işi zorlaştırıyor.

Gösterişsiz, sessiz sedasız deprem bölgesinden bu ikinci geçişimiz, gerçekten de gördüklerimizden etkileniyor ve hem karamsarlığa hem de yeise kapılıyoruz.

Şunu da samimi olarak belirtmek gerekir ki; şu sıralarda, Kızılay dahil olmak üzere bütün kuruluşlar canla başla çalışıyor, bir an önce, depremzedelere daha iyi imkânlar sağlamaya uğraşıyorlar.

Galiba, uğradıkları facianın tesirinden de olacak, bazı depremzedeler gereğinden fazla panik içinde kalarak, hükûmeti her fırsatta suçluyorlar.

Hükûmet daha ne yapsın?

-Bütün imkanlarını seferber etmiş bir durumda, yasalar çerçevesinde, bürokrasiyi aşma mücadelesi veren kuruluşları, boşu boşuna ve ağır bir şekilde eleştirmenin ne faydası olur ki?

Bir de, depremin politik malzeme haline getirilmek istenildiğinin çabaları da eksik olmuyor.

Özellikle; 7 Bakanı, depremle ilgili olan MHP''nin, her fırsatta suçlanmak istendiği dikkatlerden kaçmamalı. 57''nci koalisyonun ahengini de bozmaya yönelik, bu tür ithamların zaman zaman ağırlaştığı ve doğrudan doğruya MHP''yi yıpratmaya yönelik olduğu ortaya çıkıyor.

İnsanoğlu, dağıtılan bunca çadırdan, bazılarında görülen aksaklıkları dile getirmeden de edemiyor.

Gerçekten de, son üç dört gün içinde, aralıksız yağan yağmur, soğuk, çoğu depremzedeyi çileden çıkarmış durumda. Bırakınız, depremzedeyi, görenlerin içini sızlatan sefillik manzaralarının bir an önce ortadan kalkmasını bekliyor ve diliyoruz.

Ancak, bu durumun doğmasında, peşin peşin hükûmeti ve devleti ağır itham altında bırakmak, insaf sınırlarını aşıyor.

Üstelik, ilk günlerdeki sivil yardım hemen hemen durmuş gibi.

Gerçi, bu konuda, hükûmetin "deprem vergisi" girişiminin olumsuz rol oynadığı da bir gerçek.

MHP''nin 7 bakanının yanısıra, Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan''ı, uyarıcı yol göstermelerle, daha da harekete geçirelim.

Bu arada, Tantan''ın, en az 10 bin depremzedenin, güney sahillerindeki tatil köylerinde, geçici iskana tabi tutulacaklarını müjdelemesini, geç kalınmakla beraber, yürekten destekliyoruz. Her ne kadar, çoğu depremzedenin, evinin önünü, yakınını terketmek istemediğini biliyorsak da, yağmur ve soğuk karşısında, güney sahillerinin rağbet görebileceğini tahmin ediyoruz.

Kısacası, deprem bölgelerinin içler acısı fotoğrafı bütün milletimizin benliğinde, kara bir leke gibi duruyor. Hükûmetin, elinden geleni yaptığını da kabul ediyoruz.

Bu durum karşısında, sabır göstererek "tevekkül" içinde beklemekten başka ne yapılabilir ki?