Eğitim ve öğretimde, yeni bir dönem nihayet pazartesi günü başladı. Okulların açılmasıyla birlikte, dertler de başladı. Ne yazık ki, hem öğrenciler, hem veliler, hem de öğretmenler dertli. Belki de en fazla dertli olan devlet... Kısacası, Milli Eğitim''de bir "dert yumağı" mevcut. Herşeyden önce, öğretmen açığı mevcut. Sonra, okullar elverişsiz. Veliler ise, pahalılıktan perişan durumda. Ülkemizdeki, okulların çoğu "tahsisat" olmadığından okumaya elverişsiz.
Damları akan, suları ve elektrikleri kesik okullar var. Hem "tahsisat" alamayan hem de genelgelerle veli yardımlarından yoksun kalan okulların, bu kışı zor geçirecekleri şimdiden biliniyor. Milli Eğitim Bakanlığı ise, hangi sorunla uğraşacağını şaşırmış durumda. Bir yanda öğretmen açığı, diğer yanda elverişsiz okullar ve her şeyden önemlisi kamuoyu baskısı. Bir zamanlar, bir Maarif Nazırı''nın söylediği belirtilen meşhur "Ah şu okullar olmasaydı, Maarif ne kadar iyi idare edilirdi" sözü, şimdilere çok uyuyor. Daha doğrusu, sorunları kökünden çözüveriyor. Nereden bakılırsa bakılsın, "dert yumağı"nın bütün tarafları haklı.
Milli Eğitim konusunda hiçbir "taviz" vermemek gerek. Bu yüzden de sorunların çözümü güçleşiyor, hatta imkansızlaşıyor. Dert dert üstüne biniyor. Bütün güçlüklere, bütün mahrumiyetlere rağmen başlayan yeni bir ders döneminde, öğrencileri, öğretmenleri ve velileri daha ne dertler, ne sorunlar beklemiyor ki?.. Öğrencileri ise, çeşitli güçlükler ve tuzaklar bekler. Mahrumiyetler içinde okula gidip gelirken, öğrencilere pusu kuran kötü alışkanlıkların yanısıra, zararlı akımların da varlığını unutmamak gerek. Masum öğrenci istekleri ile başlayan minik hareketler, daha sonra toplumsal kargaşaya ve akabinde de sınıfsal çatışmalara kadar uzanıverir.
Özellikle lise çağlarında, öğrencilerimizin yakasına yapışan doktrinel akımlar, gerçekten de tehlikeli boyutlara uzanabilmekte ve yavrularımızın hayatını karartmakta. Masum öğrenci istekleri için ele tutuşturulan bir bildiri zamanla yerini "manifesto"ya kadar bırakır... Bir yandan kahredici hayat şartları, diğer yandan kötü alışkanlıklar ve en önemlisi tehlikeli akımlar yavrularımızı allak bullak ederken, velilerin de çeşitli sıkıntıları bu yumağa eklenince, gerçekten de çekilmez bir hal alır.
Üstüne üstlük, politikacılarımızın tutarsız bazı durumları, kirlenmeye yüz tutmuş değer yargıları, bu tabloyu daha da karanlıklaştırır. Bunca kötü tabloya ve her güçlüğe rağmen, öğrenciye, okul yönetimine, veliye ve Milli Eğitim Bakanlığı''na önemli görevler düşüyor sanırız. Her şeye rağmen, iyiye, doğruya, güzele ve başarıya koşulması gerekir. Çeşitli mahrumiyetler içinde okuyan ve başarılar elde eden insanların çokluğu hiçbir zaman gözardı edilmemeli. Kötü şeyler veya icraatlar, hiçbir zaman örnek olmamalı.
Karşılıklı sevgi, saygı ve güven sağlandığında, başarının yarısı elde edilmiş olur. Her işin, her şeyin başı eğitim olduğuna göre, hükümetlerin artık Milli Eğitim''e daha çok önem verme, bütçeden daha çok pay ayırma sürecine girmeleri şart haline geldi. Dar gelirliler hariç, velilerin de, her şeyi hükümetten, devletten bekleme alışkanlıklarını terk etmeleri, ilk ve orta öğretime, bütçelerinden pay ayırmaları gerekiyor.
Özel okullara ve üniversitelere milyonlarca lira bulabilen velilerin, ilk ve ortaokul için bunu esirgememeleri gerekmez mi? Milli Eğitim''de dert üstüne derdin bindiğini, herkes kabul etmeli ve çözüm için elinden geleni yapmalı.
Yoksa, hem ülkemize hem de yavrularımıza çok yazık olacak.

