Kaydet
a- | +A

Yazımızın başlığı "Güle güle koskoca binyıl", aslında ikibinyıla elvedâ da diyebilirdik!..

Ne var ki; "Hoşgeldin yeni binyıl veya üçüncübinyıl" diye belirtsek de, "21''inci yüzyıla merhaba" demememiz gerekiyor.

Çünkü, hepimiz kabul etmesek bile 21''inci yüzyıl veya yeni asır 2001 yılbaşında başlayacak.

Dünya kamuoyu bu kargaşalığı önlemek için de "Milenyum"a sarılıverdi.

"Milenyum" aşağı, "milenyum" yukarı.

Bu gizemli kelime ülkemizde de rağbet gördü.

Yüce Allah hayırlara vesile etsin de, şu "milenyum"u kazasız belasız atlatalım.

Baksanıza, CIA gönderdiği gizli mesajlarla, Türkiye''yi de "milenyum terörü" için uyarıda bulunuyor.

"Milenyum"un akıllara bile getirmek istemediğimiz bu tarafını bir yana koyarsak, koskoca bin veya ikibinyılı geride bırakmanın anlamını kendi kendimize bir düşünmeliyiz.

En azından, yaşımıza düşen yılların bir muhasebesini yapmalıyız.

Her şeyden önce; birey olarak vatanımıza ve milletimize karşı görevimizi yerine getirip getiremediğimizin sorgulamasını yapmalıyız.

Sonra da, arkadaşlarımıza, aile efradımıza yaptıklarımızı, en sonunda da aldığımız mesafeyi başarılarımızı hatta sıkıntılarımızı gözümüzün önünden geçirmeliyiz.

Bu kişisel sorgulamanın sonucunda, eğer insanlık için, ister ufak ister büyük adımlar atmışsak kendimizi bahtiyar saymalıyız.

Yok eğer, kuşkularımız uyanırsa, hiç olmazsa, şimdiden sonra başarı için, sevgi için, yardım için kısacası insanlık için adım atmaya başlamalıyız.

Üstelik üzerinde yaşadığımız ülke için, daha çok yapmamız gereken işlerin, atılması şart olumlu adımların olduğunun bilincine varmalıyız.

Özellikle, ülkenin bölünmez bütünlüğü için elimizden gelen her türlü fedakârlığı gösterliyiz ve Türkiye Cumhuriyeti''nin esenliği uğruna özveride bulunmalıyız.

Aslında, "milenyum" ile birlikte Türkiye, büyük bir reformist harekete başlamış durumda.

Gerek siyasi, gerek sosyal ve gerek ekonomik bakımdan, yeniden yapılanma havasına giren ülkemizde, yeniliklere ayak uydurmamızı, kendimizi adapte etmemiz lazım.

Her türlü reforma ayak uydurmaya çalışırken, ithal görüşlerin, dayatma ve baskıların rağbet görmiyeceğini sanıyoruz.

Özellikle inancımızdan ve milli duygularımızdan zerre kadar bir inhiraf bizlerden beklenmemeli.

Kısmetse, 3 gün sonra 2000 yılına giriyoruz. Daha sonra da mübarek "Ramazan Bayramı"nın coşkunluğunu yaşayacağız. Yeri gelmişken, "Ramazan Bayramı"na "şeker bayramı" denilmemesi gereği üzerinde bu yıl da durmak istiyoruz. Zira, bazı meslektaşlarımız, nedense "şeker"i dillerine dolamış, hatalarından bir türlü vazgeçmek istemiyorlar.

Yılbaşı, bayram derken büyük bir hareketliliğin yanısıra reformların da arka arkaya gelmesi bekleniyor.

Ancak, Aralık ayında deprem vergisinden bunalan geniş halk tabakasını, Ocak''ta yeni vergilerin bekler olması, sıkıntının ölçüsünü genişletiyor.

Her ne kadar, kira artımının yüzde 25 olması kiracıları rahatlatmış gibi görünüyorsa da kararın kira fiyatlarını artıracağını ve konut yapımını frenliyeceğini öne sürenler var.

Kiraya yapılacak zammın yüzde 25, enflasyonun da aynı seviyede tutulacağının açıklanması, bir ferahlık getirmiş olabilir. Ama tatbikata bakmak gerek.

Bin veya ikibinyılın son yazısında, daldan dala konarken son kelimelerimizle de yeni yılı kutlamış olalım, hayırlara vesile olmasını dileyelim.