Kaydet
a- | +A

Her ne kadar "ailenin korunması" derken, genel bir çizgi çiziliyorsa da, asıl maksadın kadının kollanması, bu arada özellikle dayaktan uzaklaştırılması akla geliyor. Kanayan sosyal bir yara halindeki aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla "Ailenin Korunmasına Dair Kanun"un 17 Ocak 1998''de yürürlüğe girdiğini, 2000 yılında, hâlâ ne yazık ki çok az kişi biliyor.

Yasanın özellikle kadınlar tarafından bilinmesinin gereği üzerinde tekrar durmak istiyoruz. Toplumun temeli sayılan ailenin sağlıklı oluşu, ülkenin bütün yaşantısına tesir eder. Huzur ve refahın temeli ailede atılır. Eğer aile içi anlaşmazlıklar ve özellikle şiddet büyürse hatta bir salgın halini alırsa; toplum, dolayısıyla ülke olumsuz bir şekilde etkilenir. Özellikle aile içi şiddetin en tehlikeli safhası olan, kadının dövülmesini yüzkarası bir davranış, hatta suç olarak niteliyor ve şiddetle kınamamız gerekiyor. Aile içi şiddetin; bireylerde fiziksel ve ruhsal olmak üzere derin yaralar açtığını hatırlatarak, Anayasa''nın 41. maddesinde bile yer alan aile korunmasının üzerinde önemle durulması gereğini vurguluyoruz. Yasa, özellikle kadın ve çocukların şiddete karşı korunması hususunda çok önemli yenilikler getirmekle beraber, ailenin parçalanmamasının amaç edinildiği apaçık. Önemli olan; böyle bir yasanın yürürlükte olduğu, uygulandığı ve şiddete maruz kalan hanımların müracaatlarının sağlanmasına dair, kamuoyunda bir bilgilendirme kampanyasının oluşturulması. Elimizde bulunan ve daha önce de istifade ettiğimiz bir kitapçıkta "Çalışan kadın daha az şiddete maruz kalıyor, eğitimli erkek daha az şiddet uyguluyor" başlıklı bölümü aynen aktarıyoruz: Araştırmalar eğitim ve bilinç düzeyi yükseldikçe erkeklerde şiddet eğilimlerinin, kadınlarda ise şiddete maruz kalma ihtimalinin azaldığını gösteriyor. *şte ülkemizde aile içi şiddet araştırmalarından elde edilmiş bazı sonuçlar: * Erkeğin eğitim düzeyi yükseldikçe, kadına yönelik hem fiziksel hem de fiziksel olmayan istismar azalmakta. * Çalışan kadınlarda fiziksel istismara uğrama oranı daha düşük. * Evli kadınların tümü kocadan, babadan şiddet görmüştür. Fiziksel şiddet oranı yüzde 59, fiziksel olmayan şiddet oranı yüzde 63. * İntihar girişiminde bulunan kadınlar istismara daha çok uğramışlar. * Şiddete uğrayan kadınların yüzde 41''i intihar girişiminde bulunmuştur. Bu kadınların yarısı iki-üç kez, diğer yarısı bir kez intiharı denemiştir. İntihar girişiminin temel nedeni şiddeti sonlandırmak için başka çareleri kalmadığını düşünmeleri. * Şiddete başvuran erkeklerin yüzde 33''ünün alkol, yüzde 19''unun alkol ve kumar alışkanlığı var. * Şiddete uğrayan kadınların yüzde 92''si evliliklerinin ilk günlerinde şiddete uğramışlar. * Şiddete uğrayan kadınların yüzde 41''i şiddet nedeniyle hiç karakola gitmemiştir. Yüzde 59''u uğradığı şiddet nedeniyle karakola başvurmuş. * Karakolda polisin temel tutumu barıştırmaktır. Kadınların yüzde 26''sı polisin ilgisiz kaldığını, yüzde 18''i ise çok anlayışlı davrandığını belirtmiş. * Kadınların tamamı şiddete en fazla ev ortamında uğramış. * Şiddete başvuranların yüzde 46''sı hiçbir nesne kullanmadan, fiziksel gücüyle şiddet uygulamaktadır. Bunu yüzde 22 ile kesici alet ve yüzde 13 ile sopa izlemekte. * Kocanın kötü davranması durumunda kadınların yüzde 77.8''i hiç kimseden yardım istememiş. *Kocasının kızması durumunda kadınların yüzde 47.2''si susmakta, yüzde 21.7''si ise, konuşmayı denemekte. * Kadınların büyük çoğunluğu eşlerinin kendisine kötü davrandığını belirtmiştir. Bu kadınlar arasında, bunun kendi davranışlarından kaynaklandığını söyleyenler ilk sırayı almakta. * Kadınların yüzde 49.4''ü çocukluğunda anne-babasından dayak yemiş. * Kadınların yüzde 67.2''si çocuklarını dövmekte. *Erkeğin alkol kullanması, kadının özellikle fiziksel istismara uğramasında önemli bir etken... Görülüyor ki, şiddet sanıldığından da daha etkili bir şekilde aile içi hayatımızı tehdit ediyor, ülkemizin geleceğini kemiriyor.