Kaydet
a- | +A

Dokunulmazlık "narin" bir zırh.

Ne var ki; hiçbir kavram kargaşasına mahal verilmemeli. Her şeyden önce; dokunulmazlık tamamen mi, yoksa kısmen mi kaldırılmalı? İşte, bu soruya cevap aramak lâzım. Alınacak cevaptan sonra, değerlendirmeler yapılmalı. Parlamenterlerin hiçbir şeyden çekinmeden, korkmadan görevlerini yapmaları en tabii hakları olmalı. Demokratik rejim içinde, "dokunulmazlık" denen zırha ihtiyaç tartışılmamalı. Ancak, bu zırhın, yüce Meclis''in çatısı altında kalması; dışarıya, günlük hayata taşmaması gerek. Milletvekillerinin, TBMM''de yapacakları konuşmaları, verecekleri önergeleri, düzenleyecekleri basın toplantılarını kısacası bütün faaliyetlerini özgürce yapmalarından daha olağan ne olabilir ki? Bu gibi hakları engellemeye kalkışmak, hiçbir zaman demokratik bir rejimle bağdaştırılamaz. Her ne sebeple olursa olsun, milletin temsilcileri, milletin meclisinde susturulmamalı, engellenmemeli. Bu arada, yasalarımızın suç saydığı herhangi bir eylemi işleyen Milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması için mevcut prosedürün hızlı bir şekilde işletilmesine karşı da kimse çıkmamalı. Milletvekillerinin TBMM''nin çatısı dışında işleyebilecekleri her türlü suçtan, haklarında yasal işlemin yapılabilmesini sağlayacak mekanizmanın sağlanması, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne asla ters düşmez sanırız. Milletvekillerinin dokunulmazlığının sınırlandırılması hem demokrasiyle, hem hukukla tamamen örtüşür. Aylar önce; bu sütunda, "Milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılmalı mı?" başlığı altında yayınlanan yazımızda "kısmi dokunulmazlık" üzerinde geniş şekilde durmuştuk. 19.11.1996 tarihli yazımızda aynen şunları dile getirmiştik: "...Milletvekillerinin, kanunlarımızın suç saydığı her türlü eylemi işledikleri takdirde, dokunmazlık zırhına sarılmalarının önüne de geçilmesi gerekir. Trafik kanununu ihlal eden bir milletvekilinin, diğer vatandaşlar gibi suçlu sayılmasından daha tabii ne olabilir ki. Bu en basit örnekte bile milletvekillerinin kayırılması, eşitlik ilkesini hem kökünden siliyor, hem de parlamenterlerimizi suça teşvik ediyor." Yankı uyandıran yazımızda şu cümleler de yer almıştı: "Milletvekillerinin de bir insan olduğunu, çeşitli merak ve zaaflarının olabileceğini hatta çirkin, utanç verici suçlar işleyebileceklerini unutmamak gerek. Anayasa uzmanlarından sokaktaki adama kadar herkes, milletvekillerine tanınan dokunmazlık zırhının, kötüye kullanılabileceği inancı içinde. Üstelik son olaylar, bu inancı, bu kaygıyı ispatlamış durumda.. Biz peşin olarak bütün milletvekillerimizi, çirkin, çapraşık ilişki ve eylemlerden tenzih ederiz. Ancak, ne yazık ki, kamuoyunda hiç de hoş olmayan bir intiba doğmuş denilebilir. Hem rejime, hem parlamentoya hem de devlete gölge düşüren bu intibaların zihinlerden silinebilmesi için, yapılacak işlerin başında, milletvekillerine tanınan dokunmazlık hakkının, yeniden gözden geçirilmesi gerekir." Aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen, milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılması veya yeniden düzenlenmesi şimdilik çok güç. Aslında, dokunulmazlık hakkının yeniden düzenlenmesi, birçok iyileştirmeyi beraberinde getirecek ve reform niteliğinde büyük bir değişiklik olacak. Ancak, çok "narin" olan dokunulmazlık zırhının yeniden düzenlenmesinde dikkatli davranılmalı. "Kaş yapayım derken, göz çıkartılmamalı."