Kaydet
a- | +A
Yazarlık tercih değildir Yazı yazmakta, bir yazarın evinde büyümüş olmanın bir etkisi elbette var. Ama yazarlığımın nereden kaynaklandığını tam olarak tarif edemem. Çünkü bence yazarlık bir tercih değildir. Bir insan yazar oluyorsa, bünyesi düşüncesi, beyni başka bir şeye imkan vermediği için "yazar" oluyor. Bu bir seçim değil bir mecburiyettir. Yani bir atlet, daha doğarken onu koşmak için doğmuştur. Bunu engelleyemezsin. Yasaklasan da o bir yerde koşacaktır. Yazarlık da biraz böyle. Ben beş yaşından itibaren kitap okumaya başladım. Çok sevdim okumayı. Herkes kendi hayatına bir mana katmak ister. Yazar da kendi hayatına yazı yazarak bir anlam katar. Ben yazı yazmadığım zaman birden hayatın manasızlığını görür ve yaşamakta zorlanırım. Bu duygu, ayrıca çok paylaşılacak bir şey değil. Yazarlık, kendi çilesini tek başına çekmek zorunda olunan bir meslektir. Kimse bu çileye aldırmaz. Aldırmak zorunda da değildir. Romana ilgi artıyor Roman satışlarında artışlar var. Romanda yeniden canlanma görüyorum. Biraz daha gazetelere konu olmaya başladı edebiyat. Gazeteler, edebiyatla gençlik arasında bir köprü görevi yapmaya başladılar . Belki bu da, roman okuma arzusunu harekete geçirdi. Ama ben nedeninden çok sonucuyla ilgileniyorum. İnsanlar yazıdan ve kitaptan zevk almaya başlıyorlarsa bu zevk artar ve yayılır. Ben Türkiye''de bu açıdan ümitliyim. Okumamak ayıp değil Tabii, rakamlar altmışbeş milyona kıyaslandığında daha büyük rakamlar görmemiz gerek. O kadar okumaya meraklı değil insanlar. Ama ben bunu ayıplanacak birşey olarak görmüyorum. Çocuklara kitap, bir kültür olarak gösteriliyor. Çocuklara diyorlar ki "Sen kültürlü olmak için kitap okumak zorundasın!" Edebiyat, kültür değildir. İnsan kültürlü olmak için yahut bilgili olmak için kitap okumaz. Eğlenmek için okur. Böyle baskı yapıldığında çocuk kitaptan soğur, nefret eder. Çocuklara böyle baskı yapılmaz. Sadece kitabın bir eğlence olduğunu keşfetmesine yardımcı olunur. Ama anne baba için kitap bir eğlence değilse, bunu çocuk için bir eğlence haline getiremez. Nasıl yazıyorum? Eğer ben yazarken, yeryüzünde benden başka bir tek insan daha yaşadığını aklıma getirirsem yazı yazamam, korkarım. Ben yazı yazarken "Dünya''da sadece ben varmışım" gibi yazarım. Birisinin onunu okuyacağını düşünürsem, elim ayağım dolaşır yazamam. Yazı yazmak bir farkında olmamak hadisesedir. Yazıyı yapayalnızım gibi yazarım. Sonra kitap biter. Bu defa da bunu kim okuyacak diye merak ederim. Yazmadığım zaman çok acı çektiğim için yazıyorum. Bütün yazarların hayatında var bu. Yazı yazmadıkları zaman acı çekerler. Hatta fiziksel acı dahi çekerler. Dünyada yalnız değiliz Türkiye dünyada yalnız değil. Dünyada ülkeler arasında bilimsel, ekonomik, kültürel anlamda bir akım, bir etkileşim sürekli olmaktadır. Bir kan dolaşımı gibidir. Dolayısıyla sen bu dolaşımın içerisinde bir pıhtı olarak kalamazsın. Dünya normal akışı içersinde sendeki bu tıkanıklığı açar. Dolayısıyla biz istemesek de dünyadaki gelişimden payımızı alacağız. Dünya hiç gerilemedi. Böyle sersefil perişan olmayı çok istesek de, aldırmaz davransak da dünya buna aldırmaz davranmaz. Ben çok ümitliyim. Çünkü hiçbir zaman insanlık, geriye gitmemiş. Ufak geriye sıçramalar yapar. Ama daima ileriye gider. Bugün de ileriye gidiyor. Türkiye ileriye giden bir Dünyada biraz zorlanacaktır. Ama içinde yaşadığı bütün açmazlara rağmen sonunda Dünya bunu kendisine uyduracaktır. Tabii halkımızın büyük bir uyum yeteneği olduğunu Özal döneminde gördük. Dünyanın en beceriksiz halkı gibi gözüken Türkiye''nin insanları, o dönem birden bire dünyaya yayılıverdi. Dünyaya mal satmaya başladılar. Televizyonda film izlerim Televizyon filmleri çok çalışan biri olarak beni dinlendiriyor. İyi bir film seyrettiğim zaman dinlenirim. Tartışma programlarını seyrediyorum ama benim ilgimi çeken bir konu olduğunda. Bazen iyi bir tartışma programı olunca onu da çok heyecanla izlerim. Maçları izlerim. Maçlarla ilgili iyi tartışmaları izlerim. Futbolu çok severim. Boks severim. Futbolla boks maçlarını hep seyrederim. Galatasaraylıyım İyi bir Galatasaraylıyım. Bu seneki Galatasaray''dan da çok dertliyim. Bu konu biraz haddimi aşan bir konu ama bence Fatih Terim Galatasaray''dan gitmedi, onu gönderdiler. Çünkü Terim kulübün içinde, çok önemli bir hale geldi. Yöneticilerden de ön plana çıktı. Yöneticiler de onu olması gereken yerde tutamadılar. Sonunda bu ve bazı benzer oluşumlardan sonra onu göndermek durumunda kaldılar. Ve biz, ondan yeteri kadar yararlanamadan onu gönderdiler. Emeklilik Emeklilikten nefret ederim. Emeklilik insanı ihtiyarlatıyor. Onun için yazarların pek yaşı yoktur. Her kitabında yeniden onsekiz yaşındasın. Her kitabını okuyanla hayata yeniden başlıyorsun. Ketum biriyim Ben ketum bir adamım. Bana söylenen sırları kimseye aktarmam ama benim sırlarımı da kimseye aktarmam. Gerçi öyle çok fazla sırrım da yoktur. Özel hayatımla ilgili bir iki şey varsa belki. Benim ne sırrım olabilecek ki. Zaten ne kadar sırrım olursa olsun binlerce yazı yazdım bu kadar kitap yazdım. Bir yerden çıkar. Yazılarımı ve kitaplarımı okuyan insanın benim nasıl biri olduğuma dair mutlaka bir fikri olacaktır. Tüm yazılarım benimdir Yazılarımın hepsi bana aittir. Hepsini ben yazdım. Hepsinin üzerinde imzam var. Ben öldükten sonra, eğer geride birşey kalıyorsa ve insanlar okumaya devam ederse yazdıklarımı onun üzerlerinde de imzam olacak. Hiçbirinden vazgeçmedim. Pişman olduğum bir yazı yok. Ben neye inandıysam onu yazdım. Hiç kimse bana yazılarımda bir tek satır, "Bunu inanmadan yazdın" diyemez. Ha "Yanlış bir şeye inandın" diyebilir. Bunu tartışırız. Ama yazdığım her şeyi inanarak yazdım. Hep en iyi olmasına çaba gösterdim. Geçmişe dair... Yatılı büyüdüm ben... Ben çok erken yaşta yatılı okula gittim. Ben çok genç bir anne babanın çocuğuyum. Annem babam 23 yaşındayken ben doğmuşum. Dört beş yaşındayken yatılı okula gittim. On sene yatılı okulda kaldım. Yatılı büyüdüm. Onun da iyi ve kötü yanları var. Yatılı okulda okumuş olanlardaki kırıklık ve yalnızlık bende vardır. Ama yatılı okumuş olanlarda kendine güven ve yalnızlığa mukavim olmak da bende vardır. Ben yalnızlıktan korkmam. Demek ki hayattan korkmamayı öğrendim. Hem babam öğretti hem yatılı okuldaki hayat bunu öğretti. Yatılı okullarda tek başınaydım. Kitap okumayı o okullarda öğrendim. Ailemi özlüyordum. Tek çareyi o kitaplarda buldum. Ve edebiyata yöneldim. Şunu söyleyebilirim. Sabahları yürürken şunu düşünüyorum. Eğer hakikaten bu dünyayı, insanların hayatını düzenleyen bir güç varsa, ben ona teşekkür borçluyum. Şanslı bir insanım. İstediğim mesleği yapıyorum. İstediğim mesleği yapabilecek bir yeteneğe sahip olduğuma inanıyorum. Olmasam bile bu inanca sahip olmak beni rahatlatıyor. Ben yazı yazarak geçimimi sağlayabiliyorum. Bugün yeryüzünde bana patron olabilecek bir insan yok. Ben yazı yazarak geçinebiliyorum. Bu çok büyük bir özgürlük. Evimde oturuyorum. İşimi evimde yapıyorum ve benim bir patronum yok. Bana kimse şunu yaz, böyle yaz şöyle yaz demez diyemez. Benim yazılarımı belki engelleyebilirler. Kitaplarımı da engelleyebilirler. Ama kimse bana istemediğim bir şeyi yazdıramaz. Bu büyük bir özgürlük. Bu çok önemli bir güçtür. Ben yazı yazarak hayatını kazanabilen çok az sayıdaki romancıdan biriyim. Bunu hayatın bana bir armağanı olarak görüyorum. Dostluğu ciddiye alırım Az sayıda arkadaşım vardır. Dostluk denilen kavramı çok ciddiye alırım. Çok az dostum var. Denenmiş dostluklardır. Onlara çok güvenirim. Çok az insanla çok sayıda beladan geçtim. O insanlar kendi varlıklarını ve dostluklarını bana, ben de onlara kanıtladım ki dost kaldık. Onların dostluklarıyla iftihar ederim. Onların dostluğuna çok güvenirim. Ve ümit ederim ki dostlarım da bana çok güvenir. Ve hiçbir dostumu da yarı yolda bırakmamakla övünürüm. Bu övüncün mesleki bir yanı yoktur ama dostlarımı hiçbir zaman yarı yolda bırakmadım. Dostlarım da beni hiçbir zaman bırakmadılar. Az dostum vardır ama çok sağlam dostluğum vardır.
ÖNE ÇIKANLAR