“Köylü, bu bereketi kazasız belasız evine getirdiğinde Allah'a şükür için yapar bu daveti..."
Hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum... Öğrencilerim, "buğday günü"nü tam olarak ifade edemiyordu. Sınıfta kendi aralarında mırıldanıyor, gülüşüyor ama net bir açıklama getiremiyorlardı. Bir ay geçti "buğday günü" sohbeti hiç bitmiyordu. Her fırsatta bu konuyu açıyorlar, gözleri parıldıyor bahsi geçen o büyülü günü beklediklerini anlatıyorlardı. Merakım gitgide artıyordu. Bir gün ders çıkışı, köy içine çıktığımda, yaşlı bir amcaya rastladım. Yanına yaklaştım, selamlaştık. Sohbet ederken, nihayet cesaretimi toplayıp "amca, bu buğday günü nedir? Çocuklar sürekli ondan bahsediyor" diye sordum. Güngörmüş köylü, derin bir nefes aldı, gözleri uzayıp giden tarlalara daldı ve anlatmaya başladı.
Amcanın sesi, köyün rüzgârıyla harmanlanmış gibiydi; sakin ama derin... "Evladım" dedi. "Bu buğday günü dediğin, bizim toprağımızla, alın terimizle olan bağımızın, Allah’a yıl sonu şükrümüzün simgesidir. Tarımla, çiftçilikle geçen günlerimizin sene sonudur bu. Düşün, koca bir yıl, toprağı işlersin, tohumu ekersin, yağmurunu beklersin, güneşini dilersin. Sonra buğdaylar sararır, nohutlar olgunlaşır, mısırlar boy verir. Tarladan tüm mahsulleri kaldırıp evine getirmenin Allah'a şükrüdür bu. Köylü, bu bereketi kazasız belasız evine getirdiği için Allah'a şükür olsun diye yapar bu yemeği."
Anlattıkları beni âdeta büyülüyordu:
"Tüm köy halkı, sırayla yemek verir. Yani her aile, bir gün diğerlerine ziyafet çeker. Hayvanlar kesilir, etler evin serin bir duvarına asılır. Yüksekçe bir yere, gece boyunca hava alsın diye. Ertesi günü o etler doğranır, kadınlar sabahtan kalkar, hummalı bir şekilde yemekler hazırlanır. Çorbalar kaynar, pilavlar demlenir, etin kokusu tüm köye yayılır. Amaç, Allah'a şükretmektir. Bu yemeğe tüm köylüler katılır. Zengin fakir ayrımı yapılmaz, herkes aynı sofrada buluşur, aynı nimeti paylaşır. Çocuklar içinse tam bir şenliktir bu günler.”
"Peki ne kadar sürer bu buğday günü?" diye sordum hayranlıkla. Köylü gülümsedi:
"Elli gün kadar sürerdi evladım. Her aile bir gün. Yani elli gün boyunca her akşam başka bir evde toplanır, bereketin ve şükrün tadını çıkarırdık. Şimdi eskisi gibi değil belki ama bu geleneğin kökleri çok derindir. Eski bir Türk geleneğidir bu, kadim zamanlardan bize miras kalmıştır." DEVAMI YARIN

