Kaydet
a- | +A

Emekli Tank subayı Zeki Yılmaz''ın hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Okuyucumuz ve subay arkadaşları 1965 yılında cezaevinde yatmaktadır. Bir gün içlerinden Ömer binbaşının ziyaretçisi gelir. Bu kimse emekli general Trabzon Senatörü Yusuf Demirdağ''dır. Bu general Ömer binbaşıyı oğlu gibi sevmektedir. Okuyucumuz da binbaşıya bu sevginin sırrını sorar. O da generalle olan diyaloğunu anlatmaya başlar. Ömer binbaşı o zaman henüz yüzbaşıdır. 1958 yılının Cumhuriyet Bayramında, Lüleburgaz''daki subay gazinosunda katıldıkları baloda yemekten sonra eşiyle birlikte ilk önce ve izinsiz dansa kalkar. Bu hareketi orada bulunan general Yusuf Demirağ''ı ister istemez sinirlendirir. General bu olay sebebiyle yüzbaşıya "Bu küstahlığınız karşılıksız kalmayacaktır!" diyerek salonu terk eder.

*** "Tabii protokol masası da dağıldı. Biz kendi başımıza kaldık. Ben "Nasıl olsa olan oldu, bari bu gecemizin tadına varalım" diyerek orkestraya yeniden başlama emrini verdim. Arkamızdan tüm subaylar dansa kalktılar. Arada bir yanımdan geçerken "Bravo sana; hepimizden yürekliymişsin" diyerek beni tebrik edip yüreklendiriyorlardı... Geç saatlere kadar oynayıp eğlendik ve gece sona erdi...

Ertesi sabah komutan beni makamına çağırdı. Geceki terbiye ve disiplin dışı hareketimin nedenini sordu. Dedim ki: -Komutanım, katiyen size karşı bir art niyet ve disiplin dışı hareket düşünmedim. Sadece gece de arz ettiğim gibi sizin her zamanki öğüt ve emirlerinize uydum. -Neymiş öğüt ve tavsiyem? -"Subay inisiyatifini kullanır, harekete geçeceği zamanı kendi tayin eder" diyordunuz. Başını "sen görürsün" anlamında sallarken cevap verdi: "Pekâlâ yüzbaşı bu defa sana ceza vermiyorum. Ama elimden çekeceğin var. Bundan sonra ayağını denk al. Bakalım gerçekten dediğin gibi misin?" Böyle diyerek beni birliğime gönderdi... O günden sonra benim için neredeyse cehennem hayatı başladı.

Her sabah önce benim birliğim kontrol ediliyor, her işe her zaman önce ben koşturuluyorum. Adeta birliğimin tüm personeli ile birlikte mercek altına alınmıştık. Fakat komutan bütün gücü ile üzerime geliyor, beni bıktırıp kaçırmaya veya isyana zorluyordu.

Ben de inadımdan her işe var gücümle sarılıyor, her emri en iyi şekilde yerine getirmeye çalışarak rakibime zafer sevinci yaşatmamaya uğraşıyordum.

Ama doğrusunu istersen, bu hem birliğe güzel şeyler kazandırıyor ve hem de benim daha çabuk pişmemi sağlıyordu. Hep istim üstünde, her an göreve hazırdım.

Tabii mücadele eşit şartlarda geçmiyordu. Zira rakibim Tugay Komutanı ve generaldi. Ben ise Bölük komutanı ve yüzbaşı idim. Sonunda kendimi daha emniyete almak ve sayısız angaryalardan korumak için sınıf değiştirip personel sınıfına geçtim. Kararım aynı tugayda kalarak hem komutana daha yakın ve hem de angarya işlere gönderemiyeceği kadar uzak kalmaktı.

Böylece hem komutan hakkında, usulsüz ve kanuna aykırı bir emir verip vermediğini, yolsuz bir işe imza atıp atmadığını araştırıp belgelemeye çalışma imkânına kavuşacak, hem de daima yakınında beni görmenin tedirginliği ile onu huzursuz etmenin zevkini tadacaktım. Ben de onun bir açığını bulamadım. Her emri kanuna uygun her imzası yerindeydi. Komutan Ankara Zhl. Brl. Eğtm. Tüm. Komutanlığı''na tayin olununca, ben de gönüllü olarak dilekçe verip aynı birliğe tayinimi istedim. Zira ben soyadıma uygun bir inat sahibi idim; hiçbir zaman pes etmezdim... Komutan benim de Ankara''ya tayinimi öğrenince gülmüş ve demiş ki: "Bravo delikanlıya, demek mücadeleyi seviyor; o halde maça burada devam edeceğiz" Bu arada ben binbaşı rütbesine terfi etmiştim. Yani komutan dürüst davranıp sicilim ile oynamamıştı. Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR