“Ha Değirmencinin kızı, ha yeğeni. Getirdik işte sana. Mecbur bu kızla evleneceksin!"
İkinci Dünya Savaşı yıllarında yaşanmış hatırayı anlatmaya bugün de devam ediyorum:
Değirmene un öğütmeye gittiğinde gördüğü değirmencinin kızına âşık olan Halil dayı derdini arkadaşlarına anlatınca arkadaşları da sevdiği kızı kaçırıp getirirler. Lakin böyle bir durumda sevdiği kızı gören genç sevinmez mi? Ne sevinmesi Halil, bir tuhaf olur. Şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemez. O kadar ki kızı kaçırıp getiren arkadaşlar da şaşırırlar. Kız zaten korkudan ve şaşkınlıktan ne diyeceğini ne yapacağını bilemez. Sorar arkadaşları:
-Ne oldu kardaş, niye şaşırdın ki? Bize söyledin derdini biz de gittik sevdiğin kızı alıp geldik.
-Ya gardaşım bu kız o kız değil ki? Benim dediğim kız değil bu kız...
O esnada korku ve şaşkınlık içindeki kız da doğrular Halil’i:
“Evet ben değirmencinin kızı değilim. Ben değirmencinin yeğeniyim. Onlara misafir gelmiş idim. Benim hiçbir şeyden haberim yok.”
Halil dayı da der ki: “Ben değirmencinin kızını sevdim ağalar, siz ne yaptınız böyle?"
Hay Allah şimdi ne olacak? Homurdanmalar filan derken arkadaşları yaptıkları işteki hata kısmına değil aldıkları işin sorumluluğuna göre davranırlar. Bunlar eşkıya değildir. Bir gencin sevdiği kızı kaçırmışlardır. Bu, şakaya gelmez bir eylemdir...
“Sen bizimle oyun mu oynuyorsun! Bu iş burada bitmiştir. Biz ev bastık, kız kaçırdık. Dalga mı geçiyorsun bizimle. Namus meselesi bu!"
-Ama...
-Ha Değirmencinin kızı, ha yeğeni. Getirdik işte sana. Mecbur bu kızla evleneceksin!
Bu mecburiyet karşısında Halil dayı boyun büker... Köyün eşrafından Değirmenci'ye gidilip kız kaçırma olayı tatlıya bağlanır nikâh kıyılır. Düğün, dernek ile bir yuva kurulur.
Ama mesele bununla da kalmaz. Kaçaklar nikâhtan sonra birbirilerine delice âşık olur.
Hikmet-i Hüda bu evlilikten çocukları da olmaz.
Ben de köyün eniştesi olarak bu hatırayı yazmama sebep şudur ki:
“İki yaşlı kimsenin el ele köy yerinde dolaşmasına hayret etmemdir. Doğuda alışık olunmayan bu durum dikkat çekmektedir. Daha garip olanı bu âşık ve maşukların vefatları da birer ay ara ile olmuştur. “Sevenlerini birbirine tez kavuştur” derler...
Gazanfer Şahin

