Kaydet
a- | +A

“Ölüm ihtimali birkaç saniyelik mesafede. Şuur bulanık. Etraf gürültü. Ambulans sireni...”

Her abinin rahmetli Enver Abiyle bir hatırası vardır. Ama pek az kişinin, Enver abisiz Enver abiyle bir hatırası vardır… 22 Şubat 2013’te vefat ettiğinde birçok insan gibi ben de çok üzüldüm. Fakat bazı insanlar için bu gidiş sadece bir ayrılık değildi; bir irtifa kaybı gibiydi. Onun ardından ne bildiysem okudum. Sohbetlerini dinledim. Radyo konuşmalarını aradım. Hatıralarını topladım. O, kendisi bile kendisine “Enver abi” dediğini söylerdi. Ama asıl sıcak olan hitap değil, içinde taşıdığı itikattı. Bir cümlesi zihnime kazınmıştı. Şöyle derdi:

“Ben her zaman huzurluyum ve neşeliyim. Çünkü Allah’a tam imanım var. Her şeyin bir takdir olduğuna inanıyorum. Kanaat ettim. Cenab-ı Hak hayal edemeyeceğim kadar büyük nimet verdi. Ama bunların hiçbiri beni değiştirmedi. Çünkü Rabbim buyuruyor: Şükrederseniz artırırım; kıymetini bilmezseniz alırım.”

Bu sözler bir sohbet cümlesi değildi. Bir hayatın özetiydi. Onun büyüklüğü servetinde değil, servetin onu değiştirmemesinde idi. Onun kuvveti makamında değil, makamın kalbine nüfuz edememesindeydi. Ve onu, yokluğunda bulmam… Benim için en özel hatıraydı.

Bir yolculuk esnasında aracımız takla attı. Şarampole yuvarlandık. Ölüm ihtimali birkaç saniyelik mesafedeydi. Şuur bulanık. Etraf gürültü. Ambulans sesleri… Bir doktor eğildi ve sordu:

“Nasılsın?” Ve o an ağzımdan dökülen cümle şu oldu: “Ben her zaman huzurluyum ve neşeliyim. Çünkü Allah’a tam imanım var. Her şeyin bir takdir olduğuna inanıyorum.”

Sağlık ekibi ile kazayı atlatan arkadaşlarım şaşkınlıkla tebessüm arasında bir hâl yaşadı.

Belki garip buldular. Ne var ki takla atan arabada her zaman panik konuşmaz. Ezber konuşmaz. Rol konuşmaz. Eğer bir tasarruf altındaysan, kimin tasarrufundaysan… Kalpte ne varsa o konuşur. O hayattayken konuştu. Ama asıl tesiri, gittikten sonra bile takla atan bir arabada duyuldu. Önce kulaklarımdaydı. Sonra dudaklarımdan döküldü.

“Mürşid-i kâmil kimdir?” diye sormuşlar. Ehl-i irfan şöyle cevap vermiş: “Onun iki talebesi olsa; biri şarkta, biri garpta, ikisinin de imdadına biiznillah aynı anda yetişendir.”

O gün araba pert olmuştu. Metal bükülmüş, camlar dağılmış, gövde ezilmişti. Ve içinden nasıl sağ çıktığımızı, zahiren anlamak mümkün değildi. Kimse anlamadı… Şuur bulanık. Etraf gürültü. Ambulans sesleri… Oysa orada Allah’tan başka sadece bir Enver abi vardı, bir de ben...

Hamza-YARİN mektupları

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...