Kaydet
a- | +A

“O sabah tarlaya vardığımızda babam, elindeki sopayı toprağa batırarak dolaşmaya başladı.”

Manisa Demirci’nin Hırkalı Köyünde sabahlar erken başlardı. Güneş, dağın ardında daha yeni kızarmaya başlamışken horozların sesi, köyün üstüne asılı sis gibi yayılırdı. 1979’un o yazı, köyün havasında her zamankinden farklı bir telaş vardı. Sanki toprak bile nefesini tutmuş, su arayan insanların ayak seslerini dinliyordu.

Ben, Nusret, okuldan yeni dönmüş, üniversiteyi okumanın heyecanıyla bir yandan da çalışmanın kutsallığına yürekten inanan on dokuz yaşında bir gençtim. Babam, köyümüzün muhtarı Ahmet Ali, sabah erkenden beni uyandırmıştı.

“Kalk oğlum, bugün iş çok. Korum’daki tarlaya bakacağız.” Sesi kararlı ve içinde belli belirsiz bir umut taşıyordu. Gözlerimi ovarken sordum:

“Baba, yine mi su bakacağız?”

Babam gülümsedi; o gülüş, yıllardır kuraklığın gölgesinde büyüyen bir köylünün, içten içe sakladığı umudun işareti gibiydi.

“Bakacağız oğlum… Toprak suyu ister, insan umudu. İkisi olmadan ekmek olmaz.”

Tarlamız köye yaklaşık üç yüz metre uzaklıktaydı. Korum mevkiinin rüzgârı farklı eserdi; toprağı sert, rengi solgundu. Yıllardır ekedursak da istediğimiz verimi alamazdık. O sabah tarlaya vardığımızda babam, elindeki sopayı toprağa batırarak dolaşmaya başladı. Ben de arkasından yürüdüm. Bir noktada durdu.

“İşte burası” dedi.

“Neye göre babam? Burada su olduğunu nasıl anladın?”

Eğildi, toprağı avuçladı. Kokladı. Sonra yüzüme baktı.

“Toprağın dili vardır oğlum… Yeter ki dinlemesini bil. Şurası sanki daha yumuşak, altı boş gibi. Deneyeceğiz.”

Ve başladık kazmaya. Önce bir insan boyu indik. Ellerimiz toprağa gömülmüş, yüzümüz güneşten kavrulmuştu. İki gün uğraştıktan sonra babam omzuma vurdu.

“Biz buraya kadar geldik. Devamı için usta lazım.”

Ertesi sabah köye döndüğümüzde, babam köy kahvesine uğradı. Çavullardan usta kuyucular oradaydı. Güçlü kuvvetli adamlardı; yıllardır köy köy dolaşıp kuyu kazanların eli ayağı olmuşlardı. Ustaların başı olan Hüseyin, babamın yanına geldi.

“Ahmet Ali, yine kuyuya mı niyetlendin?”

Babam başını eğmeden cevap verdi:

“Niyetlendik Hüseyin. Yardıma gelir misiniz?”

Hüseyin gülümsedi:

“Biz gelmezsek kim gelir? Yarın sabah oradayız.” DEVAMI YARIN

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR