“Adamcağızın bütün hesabı almak üzerineydi ama bir kere olsun vermeye eli gitmiyordu...”
At arabacılığıyla geçinen kendi hâlinde birisiydi. Zaman içinde kazancını biriktirmiş. Bir gün karşılaştığımızda nereden duymuş ise ilçemizdeki gelişime açık bir araziden bir yer öğrenmiş. Dedi ki:
-Bu arsayı bana satın alır mısın? Sahibini sen tanıyorsun. 100 bin lira olsa veririm.
Arkadaşı da tanıyordum ama benim böyle işlerle alakam yoktu. “Tamam bir kendisine sorarım” dedim. Bir süre sonra arsa sahibiyle karşılaştık. Arsasını söyleyip “Buraya ne istersin?” diye sordum. “Ne edecek ki 15 bin lira veren olsa veririm” dedi. Şaşırmamak elde değil. Biri 100 bin lirayı gözüne kestirmiş, biri malının değerinden habersiz... Ben ise bu işlerle ilgisi olmayan bir memur. Dedim ki talip olan adama:
“Arkadaş 20 bin lirayı hazırla al orayı.”
Şaşırdı, sevindi... “Almaz olur muyum?” dedi. “Sen komisyonunu söyle” dedi.
“Benim böyle işlerim olmaz. Sen sordun adamın da ihtiyacı varmış. Hazırla 20 binini alalım o arsayı sana” dedim.
Bunun üzerine “iş bitsin sana benden bir takım elbise” dedi. Ben umursamadım elbette... Alıcı ile satıcıyı bir araya getirdik. Yirmi bin liranın on bin lirasını peşin ödedi. On bin lirasını da iki ay sonra tapuda devralırken öderim dedi. Adam da razı oldu. Neyse birkaç ay sonra baktım ki o arsaya yeni sahibi at arabacısı ev yaptırıyordu. Meğer kıymetli bir arazi imiş. Önceki sahibinin ya bilgisi yok ya ihtiyacı çok, bekleyememiş...
Gelelim bu misli misli değerli araziyi çok uygun fiyata alan, bu alışverişten dolayı da bana teşekkür için bir takım elbise verecek olan adama...
Aradan nice zaman geçtiği hâlde takım elbise getirmedi. Zaten benim öyle bir beklentim olmadığı için de ben arayıp sormadım. Nice zaman sonra bir gün karşılaştığımızda kendisi söyledi. “Ya aslında sana bir takım elbise borcumuz vardı. Olmadı bir türlü. Neyse sana şöyle güzelinden bir ayakkabı alacağım. Söz.”
Zannedersiniz ki haydi gidelim ayakkabıcıya da alayım diyecek. Ya da zannedersiniz ki dalga geçiyor... Tokalaşıp ayrıldık. Aradan zaman geçti... Bir de duyduk ki bu adam ölmüş... Adı da Necati... Allah rahmet eylesin...
Taziyede oğluna bu olayı anlatıp dedim ki: “Babanın bana bir ayakkabı borcu kalmıştı, o da benden yana helal olsun...”
Ne enteresandı ki adamcağızın bütün hesabı almak üzerineydi, vermeyi bilmiyor, vermeye eli gitmiyordu...
Fahri Dizi-Ordu

