Kaydet
a- | +A

Tasavvuf, kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir...

 

 

Utanmamız gereken bir gerçek

 

Köksüz ağaçların, nasıl şer rüzgârların tazyiklerine dayanması imkânsızsa, tarihsiz milletlerin de düşmanlarının hücumlarına, tazyiklerine, saldırılarına dayanması mümkün değildir.

Gününü güzel yaşayan ve en güzel bir şekilde değerlendiren, ileriye doğru uzun ve sağlıklı hamleler yapan milletler de köklü çınar ağaçları gibidir. Nasıl bu tip asırlık çınarlara deli dolu rüzgârlar, fırtınaların bir zararı dokunamazsa, tarihten gerektiği kadar faydalanmış, dersini öğrenmiş milletlere de hiçbir şer güç ve kuvvet bir kötülük yapamaz.

Tarihini bilen, tarihini örselemeden geleceğe ulaştıran, tarihinden öğrendikleriyle kuvvetlenen, tecrübe kazanan milletler, binlerce ırmaktan beslenen denizler gibidir.

Demek ki tarihin önemini bilmemiz ve tarihimizi gelecek nesillere aktarmamız ve onlara öğretmemiz gerekiyor. Tarihiyle bağlarını koruyamamış milletlerde grup bağları çözülür, egoizm başlar.

Bu sebeple, geçmişi öğrenmenin şart olduğunu kafalarımıza yerleştirmemiz gerekmektedir. Geçmişi bize öğreten tarih olduğuna göre, millî hasletlerimizin korunması ve ayakta kalabilmesi için tarihte bizi güçlü ve ileri bir duruma getiren unsurları bulup ilmi etütlerini gerçekleştirmek zorundayız.

Seyyid Ahmet Arvasi'nin deyimiyle "tarihî gerçeklere bağlılık ve ondan gerektiği gibi yararlanmak, yeni nesillerin varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmez öneme sahiptir."

Bundan dolayı kendimizi tanımamız ve kendi değerlerimizle kuvvetlenmemiz şarttır. Kendimizi tanımamız ise tarihimizi bilmeden ve tarihin sesini duymadan mümkün değildir.

Tarihsiz, töresiz ve mefkûresiz insanların her tarafta kaynaştığı, taşıdığı misyondan habersiz insanların tefekkürden ziyade tembellikte yarıştığı zamanlarda, tarihimizi bilmenin ve tarihin önemini kavramanın ayrı bir tadı ve önemi olacaktır.

Tanpınar'ın deyimiyle "biz, her şeyden evvel kendi kendimizi ciddiye almak zorundayız." Türkiye'de Shakespeare, Balzac veya Tolstoy’un; Edip Ahmet, Kaşgarlı Mahmut veya Yusuf Has Hacib'den daha çok bilinmesi, bizi utandırmalıdır artık...

                 Durdu Şahin

 

 

ŞİİR

 

                   Binek taşı

 

Şeytanın isteğini eğip kırabildiysen

Nefsani arzulara karşı durabildiysen

Ve onlara açılmaz kilit vurabildiysen

Sen maziyi atlamış atinin yolcususun.

 

Cebinden bir şey alıp garibe uzatmışsan

Düşkün evlere varıp halleri gözetmişsen

Kötü sözü bırakıp iyiden söz etmişsen

Meleklere eş olmuş sen ahret yolcususun.

 

Şeytanın dikişini çatır çatır sökmüşsen

Sadakanı ne varsa fakirlere dökmüşsen

Çiçek çiçek dolaşıp yetimleri öpmüşsen

Arı olmuş uçarsın dillerin balcısısın

 

Bir yudum su vermişsen hastaların başında

Fakirin kısmeti de varsa eğer aşında

Günahlardan arınmış isen binek taşında

Sevapları yüklenmiş en güzel bir salcısın…

 

                           Hüseyin Hilmi Levent

 

 

 

ESKİMEZ KELİMELER

 

UHDE: Arapça kökenli olan bu kelime bir işi üzerine alma. Söz verme. Sorumluluk alma gibi anlamlara gelmektedir. “Bu konu benim uhdemde” denildiğinde “bu benim sorumluluğumda” anlamına gelir. Kelime bizde ilk yazılı kaynak olarak Tezkiret-ül Evliya (1341)’da kullanılmıştır.

 

 

UKDE: Bu kelime de Arapça kökenli olarak dilimizde içeriye dert olma anlamında kullanılmıştır. Kelime lügatte düğüm, yumru gibi anlamlara gelir. “Ona bir kere seni seviyorum diyemedim içimde ukde kaldı” örneğinde olduğu gibi.