Kaydet
a- | +A

Akran zorbalığı: Benzer yaşlardaki çocukların bireysel ya da birleşerek diğer bir çocuğa sürekli olarak fiziksel, sosyal, sözel, cinsel veya siber zarar vermesi olarak adlandırılabilir.

Bu durum çoğu zaman şaka yapmak için başlamış olabilir fakat zamanla giderek yoğunlaşır. Bu da çevredeki çocukların alkış tutmasıyla vb. yoğunlaşır. Sıklıkla diğer çocuklardan farklı olarak nitelendirilen çocuklar zorbalığın kurbanı olurlar. Kültürel farklılıklar, duygusal farklılıklar ve dış görünüşteki farklılıklar bu duruma örnek oluşturabilir. Zorbalık senaryosunda üç kişilik vardır:

1. Zorba kişiliği: Başkalarının duygu, düşünce ve kişisel sınırlarını görmezden gelerek, kendi ihtiyaçlarını giderebilmek için diğerlerine zarar veren kişi veya gruptur.

2. Mağdur kişiliği: Diğerlerinin davranışlarından tekrarlayıcı bir şekilde zarara uğrayan ve bu zarar gördüğü davranışları engelleyebilecek imkânları olmayan kişi ya da gruptur.

3. Seyirciler kişiliği: Zorbalık esnasında ortamda yer alan fakat bu durumu izleyip müdahale etmeyen alkış tutan çocuk ya da grup seyircidir. Seyirciler bazen zorbaya destek veren konumda bazen de kurbana destek vererek onu koruyan konumda da yer alabilirler.

Bir çocuğun zorbalık yapmasının altında yatan en büyük sebebin aile hayatı olduğu belirlenmiştir. Ailesi içinde ihmale veya şiddete uğrayan çocukların zorbalık davranışında bulunma ihtimali daha yoğun olduğu bilimsel olarak tespit edilmiştir. Aileleri tarafından ihmal edilen çocuklar ailelerinin dikkatini çekebilmek için daha fazla şiddete, zorbalığa ve kötü alışkanlıklara başvurur ve bunun suçlusunu daima ailesi olarak görür.

Bu noktalara gelmeden veya çocuğumuzun zorba olduğunu ya da zorbalığa uğradığını hissettiğimiz an ilk önce okul rehberlik ile görüşüp bir çocuk gelişimciden destek alalım. Çocuklarımızı her zaman dinleyelim, onlara inanalım çocuklarımızı sevmekten korkmayalım, vazgeçmeyelim.

Tuğba Kaynak-Çocuk Gelişim Uzmanı

ŞİİR

Bizim köy

Yeter gayrı gurbet elde kaldığın,

Gel ha gönül bizim köye gidelim.

Kırk yıldır aradın, nedir bulduğun?

Gel ha gönül bizim köye gidelim.

İki dağdan nehir akar düzlüğe,

Kırlangıçlar konup göçer sazlığa,

Nispet yapar Çeşme'deki yazlığa,

Gel ha gönül bizim köye gidelim.

Kanyonu var Everest'i çatlatır,

Yaylasında koyun kuzu otlatır,

İnsanı gönülden, sorar hâl hatır,

Gel ha gönül bizim köye gidelim.

Suları şifadır, toprağı ana,

Havası tertemiz can katar cana,

Hasret kaldık memlekete, insana,

Gel ha gönül bizim köye gidelim.

Gıyabî’yi söyletir bu dertleri,

Hepsinin de gurbet olmuş yurtları,

Büyük, küçük köyümün tüm fertleri,

Toplanın da bizim köye gidelim.

Mustafa Özkahraman

DUYGU DAMLASI

“Lisanı hâl, lisanı kâlden entaktır” derler değil mi? “Lisanı hâl” günümüz söylemiyle “beden dili” demek. “Lisanı kâl” de “konuşmak” yani “söz” demek... Yani bu veciz sözü bugünkü anlamda “söylemek yerine beden diliyle anlatmak” diye de değerlendirebilir miyiz? Bir kimsenin çaresizliğine karşıdakinin “çok üzüldüm” demesi insani bir yaklaşımdır. Ama bir diğerinin konuyu öğrendiğinde bir şey söyleyemese de gözlerinden bir damla yaş gelmesi o kişiye ne denli üzüldüğünün ve elinde imkân olsa o çaresizliğine çözüm üretmek için neler yapabileceğinin göstergesi değil midir? Söz söyleyememiştir ama gözlerinden süzülen bir damla yaş diğerinin “çok üzüldüm” sözüyle kıyaslandığında hâlden anlamak adına daha değerli olabilir. Sözde samimiyet sorgulanabilir ama gözden gelen bir damla yaşın sorgulanması çok daha zordur... Çünkü timsah gözyaşı ile samimi gözyaşı çok rahat ayırt edilebilir... Elif Azra

Yetenekli Kalemler'de önceki yazılar...