Nasrettin Hoca, bir gün kadı huzuruna şahit olarak çıkar. O kadar adaletli, öylesine tarafsız bir şekilde şahitlik yapar ki, kadı Efendi hayranlıkla,
“Sağ ol Hoca, sana da böyle doğru dürüst şahitlik yakışır!” der.
Kadı Efendinin de tarafsız ve gerçekçi hüküm verdiğini gören Hoca dayanamaz:
“Sen de sağ ol kör kadı!” deyiverir.
Gerçekten de bir gözü kör olan Kadı, biraz alınmış bir şekilde cevap verir:
“Bre Hoca, doğru ol dedikse, bu kadar da doğru ol demedik!”
Hakikati söylemek güzeldir ancak hakikati dile getirirken gönül incitmemek, sözün de usulünce söylenmesi gerekmez mi?
Sevgili Peygamberimiz buyurur: “Kim Allah’a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.” Demek ki söz, yalnızca doğrudan ibaret değil; aynı zamanda nezaketten, rikkatten ve edepten de süzülmelidir. Çünkü doğruluk hem doğru hem latif olduğunda insanın gönlünde bir gül gibi açar.
Tasavvuf büyükleri der ki: “Söz, gönülden çıkmalı, gönle varmalı.” Gönülde izi olmayan söz, hakikatin inceliğini taşımaktan uzaktır. Hoca’nın nükteyle dile getirdiği hakikat, aslında bizlere şunu söyler: Hak yolunda doğruluk, nezaketle tamamlanır. Kadı Efendinin bir gözü görmüyordu ama Kadı Efendi adaleti görüyordu. Asıl körlük, kalbin adaleti ve hakikati görmezden gelmesi değil midir?
Günümüzde gözümüz çok şey görür ama gönül gözümüz kapalıysa, gördüklerimiz hakikati bize göstermeyebilir.
Bugün insanlar birbirine doğruları söylerken, bazen kırıcı olabiliyor; bazen de kırmamak uğruna hakikati gizleyebiliyor. Oysa ikisinin ortasında, dinimizin gösterdiği bir yol vardır: Doğruyu, incitmeden söylemek. İmam-ı Gazali hazretleri “Doğruyu söylemek farzdır, fakat yalan söylemekten sakındığımız gibi kırıcı bir söz söylemekten de sakınmalıyız” der.
Bugün bizler de her sözümüzde şunu hatırlamalıyız: “Eğer gönül kıracaksak susmak, gönül yapacaksak konuşmak daha evladır.”
Selman Devecioğlu
ŞİİR
ŞAHİT
Gözlerimiz şahit.
Kulaklarımız
Ellerimiz, ayaklarımız.
Tüm bedenimiz şahit.
Dostlarımız açken tok yattığımıza
Dilimiz şahit.
Gördüğümüzü görmediğimize
Duyduğumuzu,
Duymazlıktan geldiğimize
Nefsimiz şahit, ruhumuz şahit.
Yaptığımız şeytani işlere
Hangi niyete niye kıldığımız,
Namazımız şahit.
Dinimizce haram olan faize
Ağzımızın suyunu akıttığımıza,
Sabırsızlığımıza, duyarsızlığımıza
Dünya için her şeyi yapabileceğimize
Kiramen Kâtibin melekler şahit.
Şahit insana insanoğlu şahit.
Tüm yaptıklarına
Senin nefsini hoş tutan
Şeytan bile şahit.
Gökhan Acar
TARİHTEN BİR YAPRAK
PÎRÎ REİS HARİTASI: Pîrî Reis’in 1521’de tamamladığı Kitâb-ı Bahriye isimli eserinde, Amerika kıtasının keşfi ve dünyanın yuvarlak olduğu kesin şekilde anlatılmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman Hana bazı düzeltmeler yapıldıktan sonra 1525’te sunulan eser, padişah tarafından beğenilerek takdir edilmiştir. O günkü teknik ve bilgilere göre akılalmaz doğrulukta olan deri üstüne çizdiği haritalar ise tek kelime ile şâheserdir. 1513 yılında yaptığı haritasında, Atlas Okyanusu ve yeni keşfedilen Amerika da yer almaktadır. Haritayı yaptığı tarihten henüz yirmi beş yıl önce keşfedildiği iddia edilen bu kıtanın, teferruatları ile izah edilmesi düşündürücü ve bu yerlerin daha önceden bilindiğinin tahmin edildiğinin açık işaretleridir. Bu haritayı üzerinde gerekli düzeltmelerden sonra 1528’de tekrar yapmıştır. Her ikisi de büyük haritalar şeklinde sekiz renk üzerine deriye işlenmiştir. Bütün dünyada büyük hayranlık uyandıran bu büyük eserde Grönland’dan Florida’ya kadar olan kısımlar, büyük bir doğrulukla çizilmiştir.

