Kaydet
a- | +A

Dünkü yazımda sözlüklerde bulunmayan, hikâyesi de olmayan bir atasözünü anlatmaya başlamıştım. “Ne var anası olana, tekneden ekmek alana” atasözünü Uşak’ın Ulubey ilçesinde konuşuluyordu. Annemden dinlemiştim çok küçükken… Bugün de bununla ilgili iki küçük hatıramı anlatarak bu atasözünün ne anlama geldiği hakkında düşüncemi sizinle paylaşacağım...

“Annem ve babam yoktu. Çıraklık yapıyordum. Akrabalarım ister istemez benim için öğle ve akşam yemeği veren meslekleri ve işleri tercih ediyorlardı. Demirci ve nalbant çıraklığından sonra semerci çıraklığı da yaptım… Bu arada evimizin karşısında bir mahalle fırını vardı. Fırından ekmek alıp yemek...” cümlesi ne kadar kolay ama ben ekmek alacak param olmadığı için ekmeğin çıkacağı zamanı takip ederdim. Ekmekler çıkmaya başladığında da bir bahane bulup fırına giderdim. Belki bir parça pide ya da ekmek verirler diye. Sağ olsunlar verirlerdi de… Çünkü o zamanın insanları “biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar” atasözünü iyi bilirlerdi… İyilik yapmak, yetim olana yardım etmek insanların en gaddarının bile hoşuna giden müthiş bir hasletti… Hepsini rahmetle ve minnetle anıyorum…

“Annesiz büyüdüm. Komşuların verdikleri ekmeklerin fazlasını günnetirdim (güneşte kurutmak). Fırsat bulduğumda ara sıra o kupkuru ekmek parçalarından birisini alıp haşhaş yağı çıkaran komşumuza götürürdüm. Komşumuz o kuru ekmek parçasını haşhaş küspesinin içerisine sokar ve beş dakika sonra çıkarıp bana geri verirdi. Kupkuru ekmek hem yağ kokulu hem de pamuk gibi yumuşacık olurdu. O ekmeği yemek çok gegnedi (güzel, hoş, lezzetli, farklı) gelirdi...”

Ne kadar anlatabildim bilmiyorum? Ancak, o dönemde annesiz olmak ekmeksiz kalmak gibi bir şey. Ancak annesi olanlar teknede hazır bekleyen taze ekmeği gidip alabiliyorlardı. Annesi olmayanların ise her yemek öğünleri başlı başına acı izler bırakan ayrı bir hikâye...

“Ne var anası olana, tekneden ekmek alana” atasözü yıllar boyu annesiz büyüyenlerin annesi olanlara imreniş ve hayıflanışlarının birikiminden dile gelmiş...

           Ragıp Bayraktar

ŞİİR

         Şairin dediği gibi

Şairin dediği gibi;

Bir an kayboldun gibi!

Yaşadım kıyameti

Yoruldun ama buldun ey kalbim emanet

Ey varı yok eden,

Yoktan var eden Rabbim!

Tüm yitmişliğimi alıp sana geldim.

Hiç bişeyim kalmadı

Hiç kimsem olmadı

Yüreğimi senden başkasına muhtaç eyleme!

Artık rahmetinden başka

Bi alacağım da kalmadı…

          Fatma Yurdagül-Bursa

                     Sığmazam...

Ateş-i Suzan benim, ben bu fermana sığmazam

Taht-ı Sultan benim, ben bu destana sığmazam

Canda canan benim, ben bu romana sığmazam

Gönül sultanı benim, ben bu ummana sığmazam

                                                       İsmail Güneş

UNUTULMAZ İSİMLER

SAFİYE SULTAN: Sultan Üçüncü Murad Han'ın hanımı, Sultan Üçüncü Mehmet Han'ın ise annesi...

Venedik asıllı olup küçük yaşta İstanbul’a getirilmişti. Osmanlı Sarayında Türk-İslâm terbiyesiyle yetiştirildi. Zekâsı, terbiyesi ve güzelliğiyle Şehzâde Murad’a (Üçüncü Murad Han'a) uygun görülerek evlendirildi.

Oğlu Üçüncü Mehmet Han'ın tahta çıkması üzerine (1595) Valide Sultan unvanı ile anıldı. 1605 yılında vefat etti. Ayasofya Câmii haziresinde Sultan Üçüncü Murad Han türbesine defnedildi.

Safiye Sultan, Türk mimarisinin en güzel eserlerinden Eminönü’ndeki Yeni Câmi'nin inşaatını 1597 yılında başlattı ise de tamamlamaya ömrü yetmedi. Ayrıca Üsküdar’ın Karamanlı köyünde bir câmi ve çeşme yaptırmıştır...

ÖNE ÇIKANLAR