Bugün bir tuşla binlerce bilgiye ulaşıyoruz. Fakat bilgiye ulaşmakla doğru yolu bulmak aynı değildir. İnsan çok şey öğrenebilir; yine de hangi bilginin kıymetli olduğunu ve hayatına yön vereceğini ayırt edemeyebilir.
Çünkü bilmek, anlamak ve yaşamak farklıdır. Bilgi zihne ulaşır; insanın iç dünyasına yerleşip davranışına yansımadıkça hayatını değiştirmez. Asıl mesele ne kadar bildiğimiz değil, bildiklerimizin bizi nasıl bir insan yaptığıdır.
Büyüklerimiz “âlimin bir nazarı bulunmaz hazinedir, sohbeti ise tükenmez kütüphanedir” buyuruyorlar. Hakiki bir âlimin yanında bazen tek bir bakış, uzun nasihatlerden daha çok şey anlatır. Tek bir cümle, insanın yıllardır göremediği eksiğini fark ettirir; bir sohbet ise hayatını ve gittiği yolu yeniden düşündürür.
Hakiki sohbet, insanı önce kendi içine yöneltir. Başkasının kusurunu değil, kendi hâlini gösterir; niyetini ve yaşantısını gözden geçirmesine vesile olur. İçeride başlayan değişim zamanla insanın sözüne, davranışına ve münasebetlerine yansır.
Büyüklerimizden birinin ömrü okumak, okutmak ve yazmakla geçti. Sohbetle mi, kitapla mı hizmet edileceği hususunda dua edildi; neticede kitapla hizmet seçildi. Böylece sohbetlerin kıymetli ölçüleri satırlara taşındı, uzaklara ve yıllar sonrasına ulaştı.
Bir kitabı elimize almakla ondan istifade etmek aynı değildir. Her cümlede başkasını değil, kendi payımızı aramalı; “Bu söz hayatımda neyi değiştirmeli?” diye düşünmeliyiz.
Öyleyse öğrendiğimiz bir ölçüyü davranışımıza, bir nasihati ahlâkımıza yerleştirelim. Bilgimizi çoğaltırken edebimizi de artıralım.
Çünkü kütüphaneler zihni doldurur; hakiki sohbet ise insana yönünü gösterir. O kapıdan istifade ile çıkmak isteyen, yalnız kulağını değil gönlünü de açmalıdır.
Hüseyin Demir
ŞİİR
Melekler
Hak teâlâ âlemde yaratmış nice melek,
Hepsine pâyelerle vermiş ayrı vazife.
Eleyemez onları insana ait elek,
Nasıl kalkışır insan kıt aklıyla tarife?
Onlara kem söz denmez behey ıslahsız!
Melek isimli varlık düşün "kime" vekildir?
Nurdan yaratılmıştır ve hepsi de günahsız,
Zulüm yapmazlar hâşâ, onlar zalim değildir...
Her şey onlar eliyle gerçekleşir âlemde;
Kar, yağmur ve fırtına, başlangıç ve bitişler...
İster cennette olsun isterse cehennemde,
Vazifesi ne ise yalnızca onu işler...
Cebrail ve Azrail, Zebani de melektir,
Her birinin aynıdır meleklik sıfatları...
Meleklik ki serapa masumiyet demektir,
Yaratanın emridir bütün icraatları...
Kadın erkek değildir, yoktur nefsani işi,
Süflî şehvetlerden ve pis işlerden berîdir.
Yemek içmekten uzak, bütün hâlleri yahşi,
Vazifeleri kutsî ve elbette şer’idir...
Gayb âlemindendirler, inanmak imandandır,
Beş duyuyla bilinmez gerektir naklî bilgi...
O bilginin kaynağı hadis ve Kur’ândandır,
Dindeki dört delilin hepsi kırmızı çizgi!
Fatma Macit
KELAM-I KİBAR KİBAR-I KELAMEST
(Büyüklerin sözü, sözlerin büyüğüdür)
Din büyüklerimiz buyurdular ki: "Allahü teâlâ kazandıklarımızı muhafaza etmemizi nasip etsin. Bir gün gaflet uykusundan uyanırsak, yani hakkı batıldan ayıracak duruma gelirsek Rabbimizin huzuruna gidebiliriz. Yoksa hayat karışıktır. Çok sorumluluk vardır. Cenab-ı Hak, dine hizmet etmeyi, bu kıymetli hizmeti, nimeti, ancak seçtiği kullarına verir. Bu nimetin devamı da şükretmeye bağlıdır. O'na şükretmek de verilen emanetleri O'nun yolunda kullanmaktır. Ahirette herkes pişman olacaktır. Cehennemdekiler de pişman, Cennettekiler de pişman olacaktır. En çok pişman olacak olanlar da Allahü teâlânın verdiği imkânları tam kullanmayanlar veya kullanamayanlardır. Elinde varken hasislik yapıp, faydalı bir iş için kısıntı yaparsa pişman olacak, Allahü teâlâ kullarından kıstı mı ki ben böyle hasislik yaptım, deyip pişmanlığını dile getirecektir."

