Bu haftaki pazar konuğum 16. yüzyılın sonlarına doğru yok olan İznik Çiniciliği sanatına yeniden nefes veren bir sanatçı, kendisi aynı zamanda 2009 UNESCO Yaşayan İnsan Hazinesi seçilmiştir. "Burcu ile Çetin Yollar" gezi programım vesilesiyle Anadolu'nun hazinelerini evlerinde keşfetmek, değerli sanatçılarımızla tanışmak nasip oluyor. Yine böyle bir çekim hikayesi vesilesiyle Kütahya'da tanıştığım Mehmet Gürsoy'la keyifli bir pazar söyleşisi yaptık.
Sizin çini sanatıyla tanışmanız nasıl oldu? En başına dönsek hikayenin...
1975'li yıllarda resme olan ilgim dolayısıyla oldu. Kütahya'da yapılan çinileri beğenmiyordum. Öğretmenim ben aslında. Tarihte camilerimizi, sarayları süsleyen eserler, müzelerdeki, yurt dışındaki eserler çok daha güzeldi. Mesela British Museum'daki eserler, çok özel eserlerdi. Kütahya'daki yapılan işler ise, bu güzellikten uzaktı ve o günkü renkleri taşımıyordu. Dedim ki neden bu tarihi sanat tarihe gömülsün? Koskocaman 700 yıllık bir imparatorluğun sanatı, dünyada böyle bir sanat yok. Dünyada böyle bir miras yok, böyle bir miras bırakan hükümdar yok. Buradan yola çıktım ve önce kompozisyonlar üzerinde çalıştım. 


Bir hocanız, bir yol göstereniniz oldu mu bu süreçte?
Öncelikle eski ustaların yaptığı eserler hocam oldu. İstanbul'da, Topkapı Sarayı'nda, Sultanahmet Camii'nde, İslam Eserleri Müzesi'nde, Çinili Köşk'teki eserler oldu. Sonra günümüzde hoca aradım ve karşıma hocaların hocası Prof. Prof. Muhsin Demironat çıktı. Ondan özel dersler aldım. İstanbul'da postu serdim. Sanatın inceliklerini hocamdan öğrendim. Derste tohumu anlatan çiçeği çizdim götürdüm hocaya. "Olmamış evlat" dedi. Evlat derdi bana nur içinde yatsın. Bir daha çizdim götürdüm. "Olmamış evlat" dedi. 8-9-10 defa çizdim götürdüm. Yine olmamış dedi. Bu defa "hocam çizer misiniz?" dedim. "Tabii evlat."  dedi. Çizdi, verdi, "İşte böyle çizeceksin" dedi. Aradan bir vakit geçince yine gittim. Hocanın çizdiğini götürdüm bu kez. "Olmamış evlat" dedi. "Siz çizdiniz, hocam" dedim. "Evlat sen hoca değil misin? Öğrencinin iyi yetişmesini istemez misin? O zaman ben çizsem de olmamış, sen çizsen de olmamış, çiz evlat, çiz bu sanat çizgi sanatı" dedi. O gün bugündür çiziyorum.
Sanatınızın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Eski bir akademisyenim. Dumlupınar Üniversitesi'nde bu sanatın hocalığını yaptım ve 500 kadar öğrenci yetiştirdim. Hâlâ da devam ediyorum. Yurt dışından da stajyerlerim geliyor. Onlara da eğitim veriyoruz. Dolayısıyla sanatın geleceği artık tarihe gömülü kalmayacak bundan sonra. 
Kime el veriyorsunuz sanatınızda?
UNESCO'dan 2009'da ödülü alırken "Kime el veriyorsun?" dediler. Benim oğlum Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu. Elimi ona verdim. İnşallah onun da oğlu var, o da oğluna aktaracaktır. Bilgi birimlerimi ona aktarmış durumdayım. Çünkü orijin renkler var. 
Mesela bir kırmızı var değil mi? Yıllar sonra yeniden keşfettiğiniz bir kırmızı...
Mercan kırmızısı var. Zümrüt yeşili var. Lapis Lazuli mavisi var. Firuze taşının rengi var. Bunlar sıradan renkler değil. Bunları incelediğimizde karşımıza mücevherler çıkıyor. Ecdadın çok yüksek sanat anlayışı var. Yaşadığı mekanları mücevher rengiyle süslemişler. 
 O kırmızıyı bulmak için nasıl bir yöntem izlediniz?
Şimdi tarihe gitmek lazım. Yazılı hiç bir kaynak yok. Varsa da okuyamıyoruz. Osmanlıca bilmek gerekiyor veya uzun araştırmalar gerekiyor. Bu bir kimya hadisesi, reçeteler yapıyorsunuz. Ben gittim İstanbul'da kuyumcu terazisi aldım. Santimlerle tarttım materyalleri ve 10 yılımı verdim o kırmızıya. 10 yıl sonra ancak elde edebildim. 


"ATEŞİN OYUNU"NU ANLATTI 
Çini sanatını 
ustasından 
dinledik

Mehmet Gürsoy, "Bu işin ham maddesine herkes çamur der, ben ise hamur derim. Çünkü bizim için nimettir" şeklinde konuştu.
'Sanatınızın hikayesini adım adım özetleyebilir misiniz?' şeklindeki soruma Mehmet Gürsoy şu şekilde cevap verdi: Şimdi herkes çamur der, ben hamur derim. Çünkü bunun hammaddesi bizim için nimettir. Hamuru şekillendirdikten sonra 15 gün kendi halinde kurumaya sevk ediyoruz. Ondan sonra göz beyaz rengiyle, kuartz ile astarlıyoruz. Astarlamadan sonra 1050 derecede fırınlıyoruz. Bisküvi diyoruz buna. Sonra desen transferi yapıyoruz, sonra fırçanın tel tel ucuyla kompozisyonları çiziyoruz. Sonra boyama  aşamasına geçiyoruz. Ondan sonra sırlayıp 2. defa ateşe veriyoruz. 950 derecede ikinci pişimden sonra bu güzellikleri ateşten topluyoruz. Bu sanatın diğer bir adı da "ateşin oyunu" dur. Çünkü içerde, fırında ne olacağını bilemiyorsunuz. Bahtınıza ne çıkarsa ama Allah yardım ediyor. Biz de güzellikleri ateşten topluyoruz.