BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Gezi isyanları niçin antidemokratikti?

Gezi isyanlarının dokuzuncu yıl dönümünü yaşıyoruz... Gezi isyanlarına aktif şekilde katılanlar, ellerine geçen her fırsatı Gezici olduklarını söyleyip övünmek ve Gezi isyanlarının demokratik olduğunu iddia etmek için kullanıyor. Bu sefer de karşılaştığımız manzara bu. Söylediklerine bakılırsa Gezi isyanları bir demokratik hakkın kullanılmasından ibaret, iftihar edilmesi gereken bir olaylar zinciriydi.

Bu çok hissî bir söylem. Akla, mantığa değil duygulara ve söyleyenlerin yanlış yerde olmayacaklarını düşünmelerine; başka bir deyişle, hakikatin bir anlamda tekelini ellerinde tuttukları ve dolayısıyla yanılmayacakları kanaatine dayanıyor. Bence, bu görüş gerçeğe aykırı ve objektif bir tespit yapmaktan ziyade subjektif yargıları yansıtmakta. Hükûmeti protestolarla başlayıp isyana dönüşen Gezi olayları, bir bütün olarak bakıldığında, temel demokratik ilke ve kurallara aykırıydı. Gezi’ye katılanlar demokratik haklarını kullandığını düşünüyor olsa da yaptıkları demokrasiye çok zarar verme potansiyeline sahipti.

Gezi isyanlarında hükûmet toplumsal talepleri dikkate almamakla ve kendi kararını topluma dayatmaya çalışmakla suçlandı. İlginçtir, asıl dayatmacı ve toplumsal talepleri dışlayıcı davranışı sergileyenler Gezi isyancılarıydı. Yani Gezi’de istedikleri şeyin olması için hükûmeti ve onun üzerinden geniş kitleleri tahakküm altına almaya ve onlara kendi görüşlerini dayatmaya çalışanlar dayatmaya karşı isyan ettiğini söyleyen kimselerdi.

Gezi bir kamusal alan. ‘Gezide ne yapılması yerinde olur?’ sorusunun herkes için doğru bir cevabı yok. Böyle bir tartışma doğduğunda doğal olarak birbiriyle çelişen görüşler ortaya çıkar. Gezi Parkı'nın bulunduğu alana park yanında otel, okul, hastane, kütüphane, fuar, yüzme havuzu, otopark, ibadethane vs. yapılabilir. Bu tercihlerin hepsi, savunucularının nazarında, doğrudur; akla ve meşruiyete uygundur. Diğer bir deyişle soruya doğrunun ne olduğu üzerinden cevap verilemez. Çözüm, meşru otoritenin karar vermesidir. Başka bir ifadeyle, çatışan toplumsal talepler meselesi doğduğunda izlenebilecek tek makul ve mantıklı çizgi kararın meşru otoriteye bırakılmasıdır. Gezi’de de durum buydu. Seçilmiş hükûmet park alanında bir zamanlar var olan ve İnönü tarafından yıktırılan Topçu Kışlası’nın yeniden inşa edilmesine karar verdi. Bu karar meşru bir karardı, çünkü meşru bir otorite tarafından alınmıştı.

Bu kararın doğru karar olmadığı iddia edilebilir. Ancak, tekrar edelim, bu meselede doğru yoktur; meşru ve gayrimeşru vardır. Seçilmiş iktidar bu gibi konularda insan hakları meselelerinde olduğu gibi aşılmaz sınırlar altında bulunmaz. Gezi alanında Topçu Kışlası yapılması hiç kimsenin haklarına zarar vermez. Dolayısıyla, seçilmiş iktidarın kararı protesto edilebilir ama şiddet içeren eylemlerle engellenemez. Yapılmak istenen tam da buydu. Buna teşebbüs edenler aynı zamanda kendilerinin halkı temsil ettiğine inanmaktaydı. Oysa iktidarın arkasında da geniş halk kesimleri vardı. Nitekim eylemlerin ilerleyen günlerinde AK Parti destekçisi gençlerin Tophane, Kasımpaşa, Harbiye gibi yerlerde ortaya çıkmaya ve meseleye müdahil olmaya başlaması Gezi isyancılarına âdeta bir şok yaşattı. Erdoğan ile tek kale maç yaptığını zanneden Geziciler bu gelişme karşısında sustu kaldı.

Demokratik muhalefetin Gezi tartışmaları hakkında izlemesi gereken meşru politika belliydi. Rakip partiler Türkiye veya mahallî idare çapında iktidara gelmeleri hâlinde Topçu Kışlası'nı yıkıp orayı tekrar parka çevireceklerini ilân edebilirdi. Bu yapılmadı. Gezicilerin zorla dediklerinin olmasını sağlamaya çalışmaları ise demokratik kuralların ve demokratik meşruiyetin ihlâliydiBu yüzden, Gezi isyanları açık biçimde antidemokratik bir eylemler dizisiydi...

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
627900 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/atilla-yayla/627900.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT