BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

TENGRİLERDEN TEVHİDE… Türkler İslamiyeti süratle benimsediler

Geniş Açı - Fikir ve tartışma
Facebook
PROF. DR. OSMAN KEMAL KAYRA
 
İslamiyeti kabul eden ilk Türklerde İslami terminoloji henüz tam bilinmiyor ama haramlar, helâller, ibadet esasları eksiksiz uygulanıyordu. Mecelle’nin de çok ısrarla üzerinde durduğu örf hukuku İslâm’a göre daha Karahanlılarda uygulanmaya başladı.
 
İslâm öncesi bazı âdetler bertaraf edilmekle birlikte “Tengri” kelimesi “Allahü teâlâ” yerine kullanılmaya uzun süre devam edecekti. Bir iddiaya göre Tengri kelimesi “tang yiri” yani tan yeri ifadesinden kaynaklanmaktadır.
 
İslâmiyet’in kabulüyle Türkler bambaşka bir yaşayış düzenine geçtiler. Hayatları tamamen değişti. Çok üstün bir yaptırım gücüne sahip olan töreler bile yeni kabul ettikleri din çerçevesinde uygulanmaya başladı. Mecelle’nin de çok ısrarla özerinde durduğu örf hukuku İslâm’a göre ilk defa Karahanlılarda uygulanmaya başladı.
Bütün mesele, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılahât-ı Fıkhiyye’de idi. İslami terminoloji henüz tam bilinmiyor ama haramlar, helâller, ibadet esasları eksiksiz uygulanıyordu. İslâm öncesi bazı âdetler bertaraf edilmekle birlikte “Tengri” kelimesi Allahü teâlâ yerine kullanılmaya uzun süre devam edecekti.
 
TENGRİ-TANGRI
 
Göktürklerle başlayan veya yazılı belgelere (kitabeler) göre hüküm verebildiğimiz "Kök Tengri" inancı, İslâmiyet’in kabulüyle yerini bir olan Allah’a terk ederken, "Tengri", Zât-ı ulûhiyetin adı yerine ikâme edildi. Bir seyyie bin hasenâtla bile kolay giderilemiyor. Sonrasında örneklerle göstereceğimiz gibi birçok muteber Sünni eserlerde bile bu şekilde kullanılmıştır. Bu tengri kelimesi nereden çıkmıştır: Türkçede kök, mavi demektir. Tengri kelimesi ise gökyüzü anlamındadır. Türkçede muhtemelen “tengirmek” yani yerden göğe veya yukarı doğru çıkmak, yükselmek anlamında kullanılmıştır. “Örmek” veya genel kullanılışıyla “örü turmak” ayağa kalkmak olarak kullanıldığı için, tengirmek bu fiile daha yakındır. “Tengir-i” şekliyle türeyen bu zarf fiil şekli, giderek daralmayla “tengri” olmuştur. Yani menşei itibarıyla bile Allahü tealaya mekân isnadıyla türeyen “tengri”nin kullanılması esastan yanlıştır. İleride, yine başlangıçta görülen tangrı, çalap, Selçuklu metinleriyle başlayan sultan, pâdişah, hudâvendigâr, çîredest, Osmanlıda devam eden yezdân, hudâ gibi Allâh lafz-ı celâli veya onun mübarek isim ve sıfatları dışında iâreten kullanılmış kelimelerin doğruluk ve eğriliklerini belirtip, bunları sizlerin takdirine sunacağız.
Bir diğer iddiaya göre Tengri kelimesi “tang yiri” yani tan yeri ifadesinden kaynaklanmaktadır. Bu meyanda “Tang tengri” şiiri belki bu iddialar için mesnet olabilecek niteliktedir. Turfan kazılarında bulunan bu ilk yazılı belgelerden kabul edilen şiir Sogdça olup 7. veya 8. asra ait olmalıdır. Şiirde başlık yerine kırmızı renklerle “vam vagı-mung baş” ibaresi kullanılmış olup Türkçeye “tanrı ilâhisi” diye çevrilmiştir.
 
İÂRE İSİMLERDEN: TENGRİ-TANRI
 
Bu kelimenin başlangıç metinlerinde bir hayli kullanıldığını bazı eserlerden alıntılarla açıklayacağız:
İrşâdü’l Mülûk ve’s-Selâtîn (Sultan ve meliklerin uyarılması, irşâdı)    
Aslen Arapça bir eser olup satır altı olarak tercüme edilmiştir. Metnin yazarı bilinmemektedir. Sondaki bir ibare 1387 yılında Berke Fakih tarafından Kıpçak Türkçesiyle aktarıldığını gösterir. Sünnî akait üzeredir. Sultan ve melikleri irşat etmek için yazılmıştır. Allahü teâlâya hamd, onun Rasûlü ve yakınlarına duadan sonra, eserin telif sebebi şöyle anlatılır: İskenderiyye’de saltanat sahibi Seyfî Bacman, kitabın müellifinden İmâm-ı A’zam mezhebi üzere, ibadetlerde faydalı olacak kısa ve özlü bir eser meydana getirmesini istiyor. Müellif bu isteğe uyup bu eseri telif ediyor. Eserde geçen ibarelere bakalım:
“Tengri te’âlâ ivi birle” 288, 3-a (Allâh’ın evi ile)
“Tengri te’âlâ Âdem Nebîge on sahife, takı Şît Nebige elig sahife… 36, a-9” (Allahü teâlâ Âdem Peygamber’e 10 sayfa, Şit Peygamber’e elli sayfa  vd.)
İrşâdü’l- Mülûk ve’s-selâtîn Doç. Dr. Recep Toparlı, Ankara 1992 Kitâb-ı fi’l-Fıkh (Fıkıh kitabı)
1421’den önce yazılan bu eserde de Tanrı kelimesinin kullanılışına dikkat edelim: “Şükür Tangrıya sâbitdür ol Tangrı teâlâ ‘âm eyledi barça iklîme kim ni’metlerini dahi keremini.” (Allahü teâlâya şükürler olsun ki o Allah sabittir (kıyam bi nefsihi) Nimetlerini ve keremini her ülkeye dağıttı.)
“Tanuklug virür men Tangrıdan özge Tangrı yok ol Tangrı münezzehdür şeriklerden zıdlardan. Ol Tangrı teâlâ yücedür. (Şahidim ki Allah’tan başka ilâh yoktur; şeriklerden ve zıtlardan beri olan yüce Rabbdir.)
Kıpçak Türkçesi, Yrd. Dr. Recep Toparlı Kıpçak Türkçesi Erzurum, 1986 Nehcü’l- Ferâdîs (Cennetlerin Yolu)
1358’den önce Kerderli Mahmûd bin Alî tarafından Harezm Türkçesi ile yazılmış dînî-didaktik bir eserdir. “Tangrı tebâreke ve teâlâ İsmâ’îl Peygambar oglanlarıdın Kinâna atlıg kabîlasındın Kurayş kabîlasını ödürdi.” 1, 1-6  ( Allâhü teâla İsmâîl Peygamber neslinden Kinâne adlı kabileden Kureyş kabilesini seçti.)
Neehcü’l- Ferâdîs,  Metin, Tıpkıbasım, Çeviri Janos Eckmann, yayınlayanlar. Semih Tezcan, Hamza Zülfikar. Ankara 1995.
Birinci bölüm “Peygambar aleyhisselâmnung fazâyil içinde turur.” (Peygamber Efendimizin faziletlerini anlatır)
“Ekinç bâbı Hulefâ-yı râşidîn takı Ehl-i beyt takı tört imâm fazâyilining beyânı içinde turur.
(İkinci bölüm Dört Halife, Ehl-i beyt, Dört İmamın faziletlerini beyan eder.)
“Sahâbalar aydılar yâ emîre’l- mü’minîn song halîfa kim bolgay kimni maslahat körersiz. Tediler erse Ömer aydı radıyallâhü anh biri Osmân turur takı biri Alî turur takı biri Talha turur takı biri Zübeyr turur takı biri Abdurrahmân ibnü Avf turur takı biri Sa’d ibnü Vakkâs turur” 85. 12-17 (Sahâbe efendilerimiz dediler ki: Ey mü’minlerin emîri, sizden sonra kimi halife olarak görürsünüz dediklerinde Ömer radıyallâhü anh dedi ki: Benden sonra sizler ittifakla şu altı kişiden birisini halife kılacaksınız: Biri Osman’dır, öbürü Ali’dir, diğeri Talha’dır, diğeri Zübeyr’dir, Bir diğeri Abdurrahmân bin Avf’dır, biri de Sa’d ibni Vakkasdır.)
İmâm Ahmed Hambel rahmetullâhi aleyh ol âlimlerden erdi kim ilmi birle amel, kılur erdi takı ömrini takvâ perhîz birle keçürür erdi” 135-7 (İmam-ı Hambel hazretleri ilmiyle âmil olup ömrünü takva üzere geçirirdi.)
Bu eserde Tangrı 27, Tangrı teâlâ 50, Tangrı te’âlâ ve tebâreke 17, Tangrı birle 8 (Tanrı ile), Tangrı üçün 7, Tangr’nı ( Tanr’ıyı ) 6, Tanrı’nıng 17, Tangrıga 2, Tangrıke 1 Tangrıka (Tanrı’ya) 19 Tangrıdın 17, Tangrılık 1 defa kullanılmıştır. Ayrıca Rabb 40 Rabbî (Allâh’ım) 68, Rabbü’l izze 3, Rabbü’l- âlemîn (Âlemlerin Rabbi) 2, Rabbenâ (Allâhımız) 8, Rabbânî (ilâhî) 2 defa kullanılmıştır.
Aynı eserde Hakk kelimesi de bir hayli kullanılmıştır. Bu meyanda Hakk 500, Hakk tebâreke ve te’âlâ 216 defa kullanılmıştır.
Kitâb-ı fi’l- Fıkh bi’l-Lisâni’t-Türkî (Türk Dili Üzerine Fıkıh Kitabı)
Çeşitli fıkıh kitaplarından toplanan fetvalardan meydana gelmiş bir 15. yy eseridir.
“Tengri Resûli eyiddi sallâllâhü aleyhi vesellem Yâ Alî iki da’vîcinüng birisi üçün hükm itmegün…" (Allâhü teâlânın Rasulü dedi ki, Yâ Ali iki davacının birisi için hükmetmen…)
“Kıpçak Türkçesi, Yrd. Doç. Dr Recep Toparlı,  Erzurum, 1986
Bu eserlerde hak mezheplere ne kadar önem verildiğini gösteren bazı ibarelere de bakalım:
“İmâm Ebû Hanîfe katında katında dahi İmâm Yûsuf katında dahi İmâm Muhammed katında ammâ İmâm Züfer katında ol da’vî  idgen kişi” … 2a.
Burada Hanefî fıkıh imamlarından İmâm-ı A’zam ve üç kıymetli talebesinin hepsinin içtihatlarına yer verilmesi oldukça önemlidir.
Bu arada diğer hak mezhep imamlarını da me’haz olarak göstermesi de sünnî akâid gereği olarak anlaşılmalıdır.
İmâm Şâfi’î katında da’vî  idici kişi…” 2b.
Aynı kitapta kaynak olarak “Bedâyii’s-Sanâyi’ fî-Tertîbi’ş-şerâyi” gibi önemli bir eserden alıntılar vardır. Bu eser İbn Âbidîn’e  (v. 1836 ) göre Hanefî Mezhebi’ne ait kitaplar içinde benzeri bulunmayan bir eserdir; Kitâbü’t-Tahâre ile başlayıp Kitâbü’l-Karz ile bitmektedir.
Bu konuya Anadolu coğrafyası dışında, Harezm ve Kıpçak sahalarındaki eserlerden örnekler verdik. Çok geniş bir coğrafyada yerleşen Türklerin eserlerindeki İslâmî terimlerin giderek asla yaklaşması hemen hemen Molla Fenâri (rahmetullâhi aleyh) ile başlar. 16. asır sonlarında bu işlem tamamlanmış olur.
Türkler, İslâmiyet’i kabul ettikten sonra Kaşgar, Semerkand, Horasan, Mâverâünnehr, Harezm, Kıpçak, Anadolu, Mısır, Mağrip ve Balkanlarda kahir ekseriyetle hep Ehl-i sünnet îtikâdı üzere oldular. Bu konuda mesnetsiz söylentilere, mûteber eserler ışığı altında, ilmî delillerle cevap vermeye devam edeceğiz. Bir dahaki yazımızda buluşmak üzere esen kalınız efendim...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
611251 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/genis-aci-fikir-ve-tartisma/611251.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT