BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Hizmetin iyisini Osmanlı yaptı

İrfan Özfatura
Facebook

­Ecdat mukaddes beldeleri imar eder, mukaddes mekânların tamir ve bakımlarını yapar, emniyeti sağlar, ahalisine harçlık dağıtır, kapısına tren getirir hatta. Sırf Hac için yılda 350- 400 bin altın harcar, kimseden kuruş almaz.  

Malum Yavuz Sultan Selim 1517’de Hilafeti Osmanlıya getirir, “Hâkimü-l-Harameyn değil, Hadimü’l-Harameyn’im” der, hizmete başlar.  
Kolay değildir, Hicaz’la hayli mesafe vardır aramızda. Dağlar, çöller, deryalar, değişik kabileler, saf müminler, ihlaslılar, soyguncular, İran’a ve İngiliz’e çalışanlar...
Sultan zorluklarına rağmen ümmetin hacılarını mukaddes beldelere ulaştırmak, ağırlamak, sağ salim evlerine kavuşturmak için kolları sıvar.
İstanbul’dasınız diyelim, iki güzergâh çıkar karşınıza, ya Şam tariki ile ya da Kahire yoluyla.
Kahire’ye deniz ve nehir üzerinden gidersiniz, açarsınız yelkenleri akar. İbadetinizi eder, muhabbettinizi yapar, dinlenirsiniz âdeta. Yeter ki hava ılık, derya mutedil ola.
Kahire’den Kızıldeniz sahiline inilir, teknelerle Cidde’ye geçilir. Gerisi kolay, çok çok üç günde yürüyüp Mekke’ye vasıl olur, başlarsınız tavafa.
Süveyş Kanalı açıldıktan sonra yol daha da kısalır, doğruca Kızıldeniz’e çıkar, sallanırsınız aşağıya.
Balkan, Kırım, Kafkas ve Türkistan hacıları da bu hattı tercih eder. Yolun yarısı İstanbul’dur, bir süre Asitane’de soluklanır, müsait bir tekne buluncaya kadar hankahlarda ağırlanırlar. Mesela Buharalılar Buhari Dergâhında, Taşkent ve Semenkantlılar Üsküdar ve Sultanahmet’teki Özbekler Tekkesinde kalırlar.
Sonrası kolay, vira bismillah.

NİYE HAREM?
Gelelim İstanbul-Mekke kervan yoluna. Hacı adayları Eyyub Sultan hazretlerinden başlar, şehrin camilerini türbelerini dolaşırlar. Asya tarafına geçtiler mi şükür secdesi yapar, toprağı öper koklarlar. Henüz Üsküdar’dasınızdır ama artık derya deniz kalmamıştır arada. Bir nevi Kâbe toprağı, işte bu yüzden “Harem” derler ona.
Uğurlayanlar Kadıköy Ayrılık Çeşmesi’ne kadar birlikte yürür, orada durur el sallarlar.
Anadolu halkı hacıları seve seve karşılar, döşek serer, aş çıkarırlar. Yolda yaşayan şeyhler ve Veliyullah kabirleri de ziyaret edilir, Ankara, Aksaray, Konya ve Urfa’da dururlar mesela.


Genelde Şam ve Kudüs’ten gider, Basra ve Bağdat’tan dönerler. Tabii İran ile gerginlik yoksa. Her hâlükârda çöle gireceksiniz, kumlara batmadan olmaz.  
Hacı adayı için açlığın, susuzluğun, mesafenin ehemmiyeti yoktur, zorluğunu bilerek çıkmıştır yola. Ancak bölge emin olmayabilir, zaman zaman Safeviler ve Necid eşkıyası saldırırlar. Bu yüzden gruplar birleştirilir, asker katılır yanlarına.
Abdülhamid Han’ın büyük fedakârlıklarla yaptırdığı Hicaz Demir Yolu bir hayali hakikat yapar. Haydarpaşa’dan binen biri 72 saat sonra münevver Medine’ye vasıl olur kolayca. Düşünün kervanlar İzmit’e varmamıştır daha.
Raylar Mekke ve Cidde’ye de uzayacaktır ama İngilizler bedevileri kışkırtıp inşaatı baltalamasa.
Takriben 16 bin hacı adayı şimendiferi kullanır. Sadece 2 lira (sarı lira) tutan ücret, önceki masrafın onda biri kadardır anca. Demir yolu sadece insan değil, sebze, meyve, tahıl, bakliyat, meşrubat, ticari eşya ve hayvan nakline de yarar. İstasyonların etrafı canlanır. Bedeviler yerleşik hayata geçer çocuklarını okuturlar. Amman, Maan ve Tebük gibi mesela.   

HABBE CÜBBE
İstanbul, Şam ve Kahire’de hacı uğurlama merasimdir. Hareket günü Hac emîri meydana gelir, askerler selama dururlar. Sancak ve mahmil-i şerif bir deve üzerinde dolaştırılır. Mısır Valisi, Hac emîrine resmî erkân önünde “Bedevilere ve Haremeyn halkına dağıtılacak surreyi alıp almadığını” sorar. O da, “Bir habbe ve cübbe dahi kalmadı” der, Kadı Efendi bunu kayda geçer. İşaret verilince hafızlar okumaya başlar.
Kervan hareket ettiğinde mehter, gülbank bir alayiştir kopar. Uzun süre yardan yurttan evlattan ayrı kalacak belki de dönmeyeceklerdir bir daha.
Eğer kavuşmak nasip olursa düğün bayram. Hacı evlerinde mevlütler okunur, kazanlar kurulur, hediyeler sunulur. Bir yudum zemzem, birkaç hurma alan kendini bahtiyar sayar.
Hac zengine farzdır, herkes ihtiyacını kendi karşılar. Lakin bir sıkıntı olursa hac emîri sahipsiz bırakmaz. Kiler-i Hâss-ı Hacc-ı Şerîf’ten yer içer, korunur kollanırlar.
1580 Mısır kervanında 50 bin mümin vardır. Şüphesiz deve sayısı daha da fazla. Arafat'ta takriben 200 bin insan olur, emanete 300 binden ziyade hayvan bırakırlar.  
Yol boyundaki kabilelerle anlaşılır, getirdikleri su ve yiyecekler için ödeme (surre) yapılır.
İşin aslı “Alın şu parayı, saldırmayın.” Bazı liderlere, tahsisat dışı hil‘at ve nişanlar verilir ki, mazarrat çıkarmayalar.
Hacılar arasında edipler ve şairler de olur, hatıraları menâzil-i hac adıyla geçirirler kâğıda. Cenâb Şahabeddin’in Hac Yolunda (İstanbul 1325), Hüseyin Vassaf'’ın Hâtıra-i Hicâziyye’si gibi mesela.

MASRAF AĞIR
Diyelim Mekke’ye gelindi. En fakiri bile hana hankaha yerleştirilir, kimse açıkta kalmaz.
Hint, Açe, Malay, Bengal, Afgan, Afrika müminleri hacı olmaya pek heveslidir. Çok da tedbir almadan düşerler yola. Zaten gariptirler, kaybedecekleri ne vardır, kuşcağız canlarından başka?
Evet onlar dışarıda geceleyebilir, bir kerpici yastık yapabilir. Lakin Osmanlı ibadet mekânlarına, çarşıya, pazara düzen getirir. Fukara için hamamlar yaptırır, barınaklarda yer gösterir. Çöpleri titizlikle toplar, çukurlara gömer kapatırlar.  
Memluk döneminde Acem kadınları akşamları döşekleri ve beşikleriyle Mescid-i Haram avlusuna gelir, çocuklarını koştururlar. Safa ile Merve arasında seyyarlar çay kahve satarlar. Ecdat onları kibarca kenara alır ki,  say aksamaya.
Osmanlı  inzibat dolandırır, karakol kurar, hırsıza uğursuza fırsat tanımaz.
Bu arada mukaddes mekânların tamir ve bakımları yapılmış, en iyi malzemeler kullanılmış, en mahir ustalar çalıştırılmıştır. Mescid-i Haram ve Ravda-i Mutahharada ferraşlar (temizlikçiler) çalıştırılır, gül suyu ile siler paklarlar. Hacca götürülen ilim adamlarına da ücret takdim edilir, çoğu almaz, hazineye bağışlar o başka.
Yaşlılar ayrıca hizmet ister, kafilesinden kopanlar, hasta olanlar…
Hint hacılarının deniz yolunu kullanabilmeleri için Portekizlilere yüklüce bir meblağ verilir ayrıca. Gâvur donanmasını söküp atmak da kabildir ama Körfez emîrleri kucak açmasa, İran arkadan vurmasa.
Hasılı Osmanlı, Hac için her sene 300- 400 bin altın harcar. Sefer-i saadeti sıkıntısız atlatırlarsa Sultanahmet'te toplanır, hamdeder, tekrarı için niyazda bulunurlar.

SAFEVİ FİTNESİ
Malum Osmanlı padişahları hacca gidemez, ancak hanedan hanımları arasında hayli hacı vardır. Mesela II. Selim’in kızı Şah Sultan, hac emîri tarafından misafir edilmek istese de masrafı kesesinden karşılar.
O yıllarda Kûfe ve Necef Osmanlının elindedir ama İran da elini çekmiş değildir. Safevilerin ne yapacakları belli olmaz, hacılar arasına dailer sokar, cinayet işletir, fitne çıkarırlar. Bazen yolları kapar, hacca büsbütün mâni olurlar.
Osmanlı onların da haccına mâni olmaz, hakkını hukukunu kollar. 1694 yılında İranlılardan lüzumsuz ücret alan hac emîri idam olunur, paralar iade edilir kimden alındıysa. (bk. Defterdar Sarı Mehmed Paşa)
Babür İmparatoru Hümâyun Şah da bizardır, Kanuni’ye gönderdiği mektupta Safevilere karşı ortak sefer açma teklifi yapar.   
İngilizler bölgenin karışması için her fırsatı kullanırlar, Vehhabi militanları hacı kafilelerine ve mukaddes mekânlara musallat eder, imar çalışmalarını baltalatırlar.
Bütün bunlara rağmen Harameyn âşıkları “Lebbeyk” der, Hicaz’a akar.
Hac sadece Tek Parti döneminde inkıtaa uğrar. Yasağın bahanesi döviz kıtlığı şeklinde sunulsa da Avrupa’ya gidenlere mâni olunmaz.
Menderesli yıllarda yollar tekrar açılır, hacılar çoşkulu kalabalıklarla uğurlanırlar.
1950'de tayyare,1959’da vapur seferleri konsa da itibar kara yoluna olur daima. Bahane ile Şam’ı, Kudüs’ü, Basra‘yı, Kûfe’yi, Bağdat’ı, Musul’u dolaşırlar.

 

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619804 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/irfan-ozfatura/619804.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT