BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Fatih tablosunun hatırlattıkları...

Meryem Aybike Sinan
Facebook
 
Son günlerde Fatih Sultan Mehmet portresi konuşuluyor.
15'inci yüzyılda İtalyan ressam Gentile Bellini tarafından yapıldığı söylenen yağlı boya tablosunun üzerinde bir hayli konuşuldu, yazıldı, çizildi.
Hiç mütevazı olmayacağım, Fatih üzerinde konuşmaya hakkım olduğunu düşünüyorum zira Türkiye’de, Türk Edebiyatı çevrelerinde Fatih Sultan Mehmet ve İstanbul’un fethini romanlaştıran “ilk ve tek kadın yazar” olmak bana kısmet oldu.
Esasında Türk Edebiyatında Moralızade Vassaf Kadri’nin 1918 yılında yayınladığı “Şimal Rüzgârı” adlı romanı, ilk "Fetih romanı" olarak fetihten sonrasını ele alıyor. Fatih’in şehre girişi, halkın tezahürleri, Türk ordusunun şehre hâkimiyeti, asayişin sağlanıp halkın teskin edilmesi, kaçan gayrimüslimlerin geri dönüşleri, İstanbul’un inşa ve ihyası, sosyal ve kültürel atmosferin tesis edilmesi, Papaz Vesito’nun gözüyle anlatılıyor.
2006 yılıydı…
Bir 29 Mayıs günü bu kadar anlı şanlı yazar arasında uzun zamandır bir "Fetih romanı" yazan yazar olmadığını görünce hem çok şaşırmış hem de üzülmüştüm. Yaptığım araştırmada sadece yabancı bir yazar, Roger Crowley’in kaleme aldığı “Son Büyük Kuşatma/1453” adlı roman karşıma çıktı.
Beş bin yıllık Türk Tarihinde “İstanbul’un Fethi” en önemli dönüm noktasıdır. Üzerinde binlerce bilimsel çalışma yapılması, yüzlerce filmin çekilmesi, sayısız romanın, şiirin yazılması gerekirken İstanbul’un Fethi neden böylesine görmezden gelinmişti acaba?
“1453/3 Nisan’dan 29 Mayıs’a Fetih Günlüğü” adını taşıyan romanımı nihayet 2008 yılında neşrettim. Aman Allah’ım, benim romandan sonra bir fetih romanı furyası başladı ki sormayınız. Birinci Dünya Savaşı'ndan beri yazılmayan Fetih’i beyefendilere yazdırmak için böyle bir çaba göstermem ve ilk adımı atmam gerekiyormuş meğer!
Yani hâli pürmelalimiz böyle iken Fatih Sultan Mehmet’in tablosu neden bu kadar yaygara kopardı açıkçası anlayamadım. Burada kaybedilen prestiji yakalamak kabilinden bir reklam kokusu alıyorum.
Resimdeki Cem Sultan olabilir mi? Kuşkuluyum zira Cem Sultan bu sırada 18-19 yaşlarında ve Karaman’da, Sancak’ta olmalı. Bu mesele daha su kaldırır diye düşünüyorum.
Cem Sultan demişken ondan bahsetmeden geçmek olmaz! Talihi yaver gitseydi şayet ve Cem Sultan padişah olsaydı Türk tarihi çok farklı bir seyir izleyecekti. Tarihçilerin büyük çoğunluğu Cem Sultan’ın mizaç ve askerlikte babasına daha çok benzediğini söylerler. Ne yazık ki Amasya’da bulunan 2. Bayazıt, Fatih’in ölümünden daha erken haberdar olacak ve kimi vezirleri, paşaları ve yeniçerileri yanına aldığı için tahta çıkacaktır.
İki kardeşin Bursa’da karşı karşıya gelmesi, Cem Sultan’ın ihanete uğraması yalnız kalması ve Bayazıt’ın tahtını sağlamlaştırması… Cem Sultan’ın yalnızlığı, Rodos Şövalyelerine esir düşmesi, Batılıların Cem Sultan üzerinden Osmanlıyı haraca bağlaması…
Koca Fatih’in çocuklarının bahtı ne yazık ki barışmamıştır. Cem Sultan, esir düşmeden gittiği kutsal topraklardan ağabeyine şu beyti gönderir:
“Sen pister-i gülde yatasın şevk ile handan
Ben hicr ile balin edinem harı sebep ne?
(Yani, sen gül kokulu döşekte gülerek, mutlu yatarken, ben çölde dikenleri yastık ediyorum, buna sebep ne?)
2. Bayazıt durur mu? Onun cevabı kendine, Bayazıt-ı Veli unvanına yakışır şekildedir:
“Çun ruz-ı ezel kısmet olunmuş bize devlet
Takdire rıza vermeyesün böyle sebep ne?”
Hasılı Cem Sultan, Şehzade Mustafa ve Genç Osman bahtları yaver gitmeyen şehzadeler olarak Osmanlı tarihinin birer hüzün sayfasıdır...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
614232 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/meryem-aybike-sinan/614232.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT