BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

GÜL KOKULU AY

Edebiyat iklimimizin kalem bereketlerinde Sevgili Peygamberimiz -aleyhisselâm- güle benzetilmiştir; o benzersiz güzellik, gülle ifade edilmiştir. O gül kokulu sevgilinin, gül endamlı sultanın, merhametlilerin en merhametlisinden, yüce Allah’tan biz ümmetine getirdiği ayların sultanı, günahların yanıp yok olduğu, sevgilerin, iyiliklerin, rahmetin tomurcuk tomurcuk güle dönüştüğü, şeytanların kaçıştığı, oruçlunun olgunlaştığı ramazan ayındayız…
Hoş geldin ey gül kokulu güzel ay; hasretinde kalmıştık. Bizler de sana, ecdâdı da yâd etmek adına onlar gibi "Hoş geldin yâ şehr-i ramazan!" diyoruz. Hoş geldin!.. Umarız ki 30 gün sonra bizlerden, mü’minlerden hoşnûd olarak, râzı ve memnun olarak ayrılırsın. İnşallah seni hoşnûd kılabiliriz. Rızâna kavuşmak, bize ilâhi rıza kapılarını açar inşallah. Haberin olsun ki sen, hayatımızın başköşesindeki azîz misafirsin.
Asır öncesi hayatlarımızda; hatta çocukluk dünyamızda aile büyüklerimiz; bilhassa da nineler, anneler, halalar, teyzeler, evin genç kızları gelişini, heyecanla zevkle safa ile karşılarlardı. Hazırlıklar, “üç aylar”a girmekle başlar, ramazana iki hafta kala artar; kiler, mutfak erzakla dolardı. Böylece şenlikle girilen gül kokulu ayda iftar sofrasına misafirsiz oturulmaz, teravihle sahur arasındaki vakitler sohbetler, hatmi hedef almış Kur’ân tilavetleriyle değerlenir, sabaha daha bir güzel girilir, gün kuş gibi hafif olurdu…
Bu hayat, başka bir hayattı sanki rüya, sanki gerçekti. Bu hayat Urumçi’den Endülüs’e, Kırım’dan Yemen’e böyleydi… ama asıl ve esaslı olarak Kosova’dan Bağdat’a, İstanbul’dan Mekke ve Medine’ye yaşanırdı. Ramazan, her Müslüman için baş tâcıdır; lakin Müslüman Türk’ün Müslümanlığı daha bir başkadır. Müslüman Türk, asırlar ve asırlar boyu canı bahasına dalgalandırdığı İslâm sancağına lâyık olma gâyesiyle fedakârlığı da zarafeti de imân ve samimiyeti de zirveye taşımıştır. O, kendini bütün Müslümanlardan sorumlu bilmiştir. Bundan dolayıdır ki Mekke’ye Surre alaylarıyla nafaka, Açe’ye askerî yardım gitmiştir. Bugün de Myanmar Müslümanlarına, Filistinli kardeşlerimize, Suriye ve Iraklı mazlumlara, Karabağ’a, Bosna’ya, Libya’ya, Afrika’ya uzanan şefkat, merhamet ve adalet elimizin arkasındaki sebep budur. Her şeye rağmen ninelerimizin, dedelerimizin, kahramanlarımızın yolundayız. Bir kutlu mirasın evladları olarak onlara benzeme sevdasındayız. Bir büyük uyanıştayız.
Ramazanları, hep sevgiyle, neş’e ile karşılarız. Ne var ki iki ramazandır biraz buruk, biraz kederliyiz. Cihan harplerindeki ruh hâllerindeyiz. Bir virüs, bir taun gibi yani bir veba gibi sel olmuş insanları kırıp geçiriyor. Ümidimiz şu ki bu mübarek ayda yeryüzünün hemen her köşesinde yapılacak kabulü mümkün dualarla bu Covid-19 salgını yok olacak, insanlık şifaya kavuşacak, camilerin cemaate, cemaatin camilere hasreti son bulacak. Hem ülkemiz, hem dünya hemen her gün kayıplar vermekteyiz.
Akla gelmemesi mümkün değil. Yoksa bu salgın, bir gadab-ı ilâhi mi, ilâhi bir ceza mı? Filistinli mazlum kadın ve çocukların mı, denizlerde boğulan Suriyeli mültecilerin mi, herhangi bir haksızlığa uğramış mağdurların mı ahı tuttu? Bunları da düşünmeli, tefekkür etmeli ve bu saf, temiz ve mübarek ayı tıka-basa yemek yeme günleri zannetmemeli. Toplu iftarlar kaldırıldı. İyi de oldu. Zira bazı iftarlar, yıldızlı ve yaldızlı mekânlarda zenginlik gösterisine dönmüştü. Oysa biz, sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması beklenen bir yüksek ahlâkın ümmetiyiz.
Öyle ise şöyle bakmalı:
Şu günlerde bir nimet ve bir musibet aynı anda buluştular. Gül kokulu ramazan ayı ile hayatları bitiren Covid salgını hemen önümüzdeler. Artı eksiyi, nimet musibeti götürebilir. Bu karşılaşma bir fırsat olabilir. Aylar sultanının gelişinden, gül kokan aydan faydalanarak Allahü teâlânın merhametine kavuşabiliriz. Çok tövbe, bol iyilik, ‘desinler’den uzak sade hayatlar, göğe açılmış eller ve kendimizden çok başkaları için yapılan dualar, diğerkâmlıklar. Bunlar olduğunda, bu mânevî tedbirlere yöneldiğimizde alınmış ve alınacak maddî tedbirlerle birlikte umulur ki ramazan ayı, bizlerden râzı olur. Zaten hâdise de budur! O, râzı olunca, Sevgili Peygamberimiz râzı olur, Sevgili Peygamberimiz râzı olunca da yüce Allah râzı olur ve bin yılda bir rastlanır cinsten bu kıran, bu felâket daha ramazan bitmeden yok olur.
Bütün mes’ele rızâda; mes’ele, kulu râzı etmekte, şehr-i ramazanı râzı etmekte, Peygamberler Peygamberini râzı etmekte ve nihâyet Cenab-ı Hakkı râzı etmekte…
Rabbim, bizleri, bu milleti, bu ümmeti rızandan ayırma.
Rabbim, sen, bizlere gazabına yol açacak değil, nisan yağmurları gibi merhametini sağanak, sağanak yağdıracak beğeneceğin işleri yapmamızı nasip kıl..
Rabbim, sen, bizi bize bırakma; kendine kul, Habibine ümmet eyle.
Bilmediğimiz iyi kulların hatırına dualarımızı kabul buyur.
Âmin.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618454 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/618454.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT