BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

VİRÜS

Son yarım asırlık hayatımızda “İki Buçuk Muhtıra” yaşandı. Daha öncelerde isyan, kazan kaldırma, darbe, iktidardan devirme vardır.
“2.5 Muhtıra” nedir?
İlk muhtıra, 12 Mart Cuma günü öğle namazı saatinde Sami Süleyman Demirel Başbakanlığındaki AP-Adalet Partisi Hükûmeti için TBMM Başkanlığına verilmişti. TSK komuta kademesi tarafından yapılan "aksi hâlde"si mahiyetinde mündemiç bu ikaz üzerine Hükûmet istifa etti. Yerine bir partilerüstü kabine kuruldu. Böylece 1980 darbesine kadar sürecek kısa ömürlü hükûmetlerin işbaşına geleceği istikrarsız ve kargaşa dolu bir on yılın kapısı açıldı.
İkinci ve asıl konumuz olan muhtıra ise, 27 Nisan 2007’de yaşandı:
Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’in görev süresi mayıs ayında bitecekti. Sızan haberlerden Abdullah Gül’ün aday gösterileceği işitiliyordu. Bu isim hem siyasi menşei ve hem de hanımının başını örtmesi sebebiyle vesayetçi çevreler tarafından hoş karşılanmadı. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, yanında kuvvet komutanları da olduğu hâlde 12 Nisan’da "basını bilgilendirme" adıyla bir toplantı yaptı. Burada sarf ettiği "Cumhurbaşkanı, Cumhuriyete sözde değil özde bağlı olmalıdır!" cümlesi, taşınan niyeti ve "aksi hâlde" tehdidini açıkça belli ediyordu. Ardından bazı büyük şehirlerde "Cumhuriyet Mitingleri" tertiplendi. Ancak laikçi kesimin bu eylemi, toplumda marjinal bir gösteri algısı dışında bir etki yapmadı. Bu arada CHP, her partinin üzerinde anlaşacağı bir ismin Çankaya’ya çıkmasını teklif etti. AK Parti, teklifi kabul etmedi.
Bu arada bir hukuk çarpıtılması yaşandı. Yargıtay Başsavcısı, Anayasanın 102. Md. ile alâkalı olarak abes ötesi bir iddia ortaya attı. İddiaya göre Cumhurbaşkanı seçilebilmek için ilk turda aranan 367 vekil şartı, turlar yapılırken toplantı yeter sayısını da ihtiva etmekteydi. Mesnetsiz zorlamanın maksadı, ilk turdan sonraki turlarda mevcut vekilin yarısından bir fazlası ile seçilme imkânına set çekmekti.
Bu manzara içinde 27 Nisan günü Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yapıldı. Abdullah Gül, 357 oy aldı. İkinci turda salt çoğunlukla seçilmesi kesindi. CHP hemen Anayasa Mahkemesine koştu. Elinde gerekçe olarak Sabih Kanadoğlu’nun "367 toplantı yeter sayısı için de şarttır" iddiası vardı. Gündüzler de geceler de elektriklenmişti. Saat 23.30’da Genelkurmay internet sitesine adına daha sonra "e-Muhtıra" denecek olan basın açıklaması kondu. Zehir zemberek, buyurgan, aşağılayan tehdit dolu bir metindi…
Canlar sıkılmıştı. Millet iradesi yine hiçe sayılıyordu. Ertesi gün Hükûmet, Hükûmet Sözcüsü Cemil Çiçek vasıtasıyla saat 15’te vatandaşlara kararlı ve net bir açıklama yaparak söz konusu açıklamayla Başbakan’a bağlı bir kurumun haddini aştığını söyledi. Genelkurmay Başkanı, 14 saat boyunca defalarca aranmış fakat telefona çıkmadığı için bu açıklamayı yapma mecburiyeti hâsıl olmuştu. Bilahare Başbakan Erdoğan da vaki gözdağı çıkışına olması gereken tonda cevap verdi. Yaşar Büyükanıt’ın kaleme aldığı "aksi hâlde" ikazlı ve kötü üsluplu muhtıra, buna rağmen 29 Ağustos 2011 tarihine kadar yerinde kalabildi.
AYM, CHP’nin iddiasını kabul ederek ilk turu iptal etti. 11. Cumhurbaşkanı seçilemedi. İktidar hodri meydan dedi. Meclis, erken seçime gitme kararı aldı. Ayrıca Cumhurbaşkanı seçimi dâhil Anayasanın bazı maddeleri değiştirildi. 22 Temmuz’da milletvekili seçimleri yapıldı. 20 Ağustos’ta Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı oldu. 21 Ekimde Anayasa halk oylamasına sunuldu. Bugünkü sistemin yolu açıldı.
Yukarıda "İki Buçuk Muhtıra" dedik. Şayet 28 Şubat 1997 tarihli Millî Güvenlik Kurulu Bildirisine "darbe" denmezse o da muhtıra olarak görülebilir. Ancak 12 Mart’la benzerlik taşısa da uygulamasının şiddeti ve sonuçlarının ağırlığı yüzünden 28 Şubat, darbedir.
İki buçuk veya üç buçuk muhtıranın sonuncusu ve “buçuk” olanı ve kadük kalanı 4 Nisan 2021 tarihli "Amiraller Muhtırası"dır.
"Elektronik Muhtıradan" 14 yıl, 15 Temmuzdan 6 yıl sonra 104 mütekaid amiral tarafından bir internet sitesinde yayınlanmıştır. Bu defa da "İnternet Muhtırası" da denebilecek bu buyurgan ve kibirli çıkış, Montrö, İstanbul Kanalı vs. üzerine talepler dile getirmektedir. Nasıl bir tesadüftür ki darbe saatleri olan 03 sularında kamuoyu ile paylaşılmıştır. Muhtıra olarak telakki edilmesinin tek sebebi, saati değildir. Metin, darbelerde olduğu gibi "Yüce Türk Milletine" diye başlamıştır. TBMM ve Cumhurbaşkanlığı devre dışı bırakılmaktadır. Ayrıca diyecekleri sıralandıktan sonra "aksi hâlde" gözdağıyla söze devam edilmektedir. Milletten sert karşılık alınca bu defa "zavallı yaşlı emekliler darbe mi yapacaklardı?" diye merhamet derleme yoluna gidilmiş ve böylece buçuk darbe de adliyenin çöp sepetine atılmıştır.
Dikkatlerden kaçmamalı ki öncekilerin de hiç birinde "işbu muhtıra" gibi bir ibare yoktur. "Muhtıra" ortak kanaatin söylemidir.
Darbecilik de muhtıracılık da korona gibi bir virüstür. Bozulmuş Yeniçeri dönemlerinden beri sürüp gelmektedir. Nitekim Abdülhamid Hân’ın hal’ edilme, tahttan indirilme tarihi de 27 Nisan 1909’dur. Londra teşvikli 31 Mart tertibiyle darbe yapılarak Yahudi Alatini biraderlerin Selanik’teki köşkünde nezaret altında tutuldu. Hâlbuki bu darbe yapıldığında II. Meşrutiyet dönemi olduğu için Sultan, meşrutî ve sembolik bir hükümdardı.
Son söz:
Şâyet 28 Nisan günü Erdoğan Hükûmeti, yiğit bir tavırla muhtıracıları suspus edecek sert bir çıkış göstermeseydi 15 Temmuz 2016 Darbe ve işgal teşebbüsünde millet, meydanlara dökülmeyebilirdi.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618686 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/618686.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT