BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

ADRİYATİK’TEN ÇİN SEDDİ'NE...

Türkiye muhalefetinin "Suriye’de ne işimiz var?’’, "Irak’ta ne işimiz var?’’, "Libya’da ne işimiz var?’’, "Somali’de ne işimiz var?’’ "Karabağ’da ne işimiz var?’’, "Afganistan’da ne işimiz var?..’’ sözlerini yadırgıyoruz. Tarih; gelecek nesiller, bu özürlü hükmün hesabını sorar. Muhalefet, bu sözleri hırsa kapılmış olarak telaffuz etti ve ilk fırsatta yine telaffuz eder.
Bu beyanlarda sağduyu hâkim değildir.
Aynı Türkiye muhalefeti, ABD’nin, Rusya’nın, Çin’in, İngiltere’nin ve irili-ufaklı Avrupa devletlerinin birlikte veya münferiden Afrika’da, Kızıldeniz’de, Kuzey Afrika’da, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta Balkanlar’da, Kırım’da, Kafkaslar’da, Suriye, Irak ve Afganistan’da ne işi olduğunu ise soramadı.
Sormadı.
Sormayı düşünmedi.
Hatta; sayılan yerlerde olmayı, onlar için bir hak gibi gördü.
"Türkiye muhalefeti’’ derken yalnızca birkaç partiyi kastetmiyoruz. O partilerin yanı sıra gazetelerde yazanlar, ekranlarda konuşanlar ve kendini aydın olarak görüp üst perdeden kelâm paralayan herkesi kastediyoruz.
Saydığımız devletler, zikrettiğimiz topraklarla din, dil, tarih, gelenek vs. hiçbir beraberliğe sahip değildir. Buna rağmen bizdeki derinliksiz muhalefet, on binlerce km öteden gelip bu bölgelerin mazlum ahalilerine kara, kızıl ve sarı kapitalizmin her türlü acımasızlığını en gaddar biçimde reva gören emperyal unsurlara karşı çok munis dururlar. Garabet şurada ki emperyalizme gösterilen bu hoşgörü, içeride zehirli oklara dönüşür. Şundan da ibret alınmaz:
Bizim olmamız gereken yerlerde bulunmamız, Türkiye’de "ne işimiz var?’’ diye sorgulanırken istilacı devletlerin muhalefet, basın, aydın ve akademisi, ülkelerinde böylesi bir sorumsuzluk yapmazlar. Bu milletlerden bazılarının devlet tecrübeleri bizim onda birimizi bulmazken onlarda dâhilî ve haricî, millî ve beynelmilel olanlar birbirinden ayrılır.
Zağra Müftüsü Râci Efendi’nin meşhur ve hazin mısraını bir kere daha hatırlama vaktidir. Merhum şöyle demiş:
"Azîz-i vakt idik a’dâ zelil kıldı bizi’’
Zamanın en itibarlısı iken; düşmanın, bizi aşağılara düşürmesi, 12 Eylül 1683 II. Viyana kaybından sonra başladı ve bu düşüş, tâ 30 Ağustos 1922’ye kadar devam edegeldi. 1923-1983 arası 60 yılda hemen neredeyse bütün dikkatler içeridedir. 6 Kasım 1983’te ANAP iktidarıyla bakışlar ilk defa kucaklayıcı biçimde kendimizden kurtularak dışımıza yöneldi. Dışarıya daha evvel hiç bakış yoktu denemeyebilir. Lakin eksik ve ürkekti. Başbakan Turgut Özal, "Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk Dünyası!’’ diyerek ilk defa cesur bir hedef çizdi.
Aslında bu söz, "azîz-i vakt’’ iken, zamanın efendisiyken derin uykulara düşmüş bir devin rüyasıydı. Ve gerçekte, bilinen ve bilinmeyen cunta darbeleri, 27 Mayıslar, vs. “dev, uykudan uyanmasın” içindi… Adriyatik’le Çin Seddi arasında bir “eleğimsağma köprüsü” kurmak, ne "pantürkizm’’ ne "panislamizm’’ ne de "ümmetçilik’’tir. Burada niyet, o eleğimsağmanın altında gönül iklimleri yeşertme, gidilen yerlere rahmet yağmuru olma ve mevcut Anadolu ve Rumeli vatan toprağının emniyetini kurmaktır.
Nitekim Balkanları, aşkla ziyaret edip aşkla karşılanan Başbakan Turgut Özal, aynı aşk kıvamıyla yaptığı ve karşılandığı yoğun bir Orta Asya ziyaretinden dönüşte o yorgunlukla Cumhurbaşkanı olarak vefat etti.
Cumhur İttifakı’nın iki lideri Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan, Bosna’da ve MHP lideri Sn. Bahçeli de Ankara’da gündemde olması hasebiyle neden Afganistan’da olmamızı dile getirdiler. Dedikleri doğrudur, Anadolu’nun emniyeti mevzubahis mücavir alanlardan geçer. Bizi takip edenler hatırlayacaklardır; ekranlarda tekraren söyledik ve sütunumuzda da çok yazdık; dedik ki: "Osmanlı devrinde İstanbul’un tabiî hududu Belgrad’dan geçerdi; Belgrad düştükten 50 sene sonra İstanbul İşgal edildi…’’ Tabiatın da tarihin de hükmü şudur; Türkiye, bu sahanın merkez noktasıdır, İstanbul payitahtıdır. Çemberin dışında yaşanacak bir kırılma, merkezi sarsar, denge bozulur.
Türkiye muhalefeti, o teklifi kavrayamadı. Eğer, Pakistan ve Macaristan’ın yanı sıra birkaç devletle daha ittifak ederek Afganistan’da ağırlığımızı koysaydık bugün orada manzara farklı olur, burada da kaçak göçmen meselesi yaşanmazdı.
Şimdi ise Afganistan, gece karanlığında meçhule doğru giden pusulasız gemi gibi.
1863’ten 300 sene sonra 1983’te ettiğimiz "Adriyatik’ten Çin Seddine Türk Dünyası!’’ Kızılelma’mızdan vazgeçemeyiz.
A’dâ acımaz; düşmanın merhametiyle yaşanmaz.
Unutulmasın ki tarihî seyrinde "Türk’’ kelimesiyle milliyetimiz ifade edildiği gibi mânevi aidiyetimiz de söylenmektedir. Bu cihetiyle Boşnak, Makedon, Arnavut aynı zamanda "Türk’’tür. Keza; Afganistan’ın onda biri Türkmen ve Özbek’tir.
Adriyatik’ten Çin Seddi’ne, Kırım’dan Yemen’e kadar dertlere derman olmaya mecburuz.
Biz, ‘Merhamet Medeniyeti’nin yorulmaz çocuklarıyız!..
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620413 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/620413.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT