BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

BU TOPRAKLAR, HEPİMİZE YETER

Azerbaycan’la Ermenistan arasında 27 Eylül 2020-10 Kasım 2020 tarihlerinde cereyan eden muharebeler neticesinde Dağlık Karabağ, otuz yıldır devam eden Ermeni işgalinden kurtarıldı. Adı geçen komşu devletin bu savaşta ağır bir mağlubiyet alması, Erivan’da günümüze kadar devam eden siyâsî ve iktisadî buhranlara yol açtı. Ama buna rağmen Nikol Paşinyan, Başbakan olarak hâlen işbaşındadır. Böyle bir kayıp eğer bir başka devlette yaşansaydı mes’uliyet sahibi yerini koruyamazdı. Aksi durum varsa bunun üç sebebi olabilir. Paşinyan, ya memleketinde çok sevilip tutulduğu için yerinde kalmaya devam etmektedir. Veya malûm başkentler, O’nu tutmaktadır. Yahut Ermenistan’da yalnızca iktisadi buhran, geçim sefaleti değil kaht-ı rical de tahminlerin ötesindedir. "Kaht-ı rical" malumdur ki yetişmiş insan sıkıntısı demektir. Yarım asır öncesine kadar biz de bu sahada hayli zorluklar yaşadık.

Türkiye ile Ermenistan, daha doğrusu Türkiye Azerbaycan Birliği ile Ermenistan arasında münasebetler, komşuluk hukukuna yaraşır bir şekilde seyretme sürecine girme yolundadır. Bu yol, dostluğa bile çıkabilir.

Asrı aşkın bir zamandır üç devleti de hayli yoran bu gelişmenin sebebi nedir?

Ne oldu da Türkiye Azerbaycan Birliği ile Ermenistan sulh masasına oturmaya hazırlanıyorlar?

Bunun iki temel sebebi var:

Ermenistan cephesini yukarıda naklettik.

O cephede sorunun cevabı bellidir.

Bizim tarafa gelince:

İki bin yılı başlarına kadar birçok komşu devletle aramız bozuktu. AK Parti iktidar olduğunda Ahmet Davutoğlu’nun Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlığı döneminde Davutoğlu, "komşularımızla sıfır ihtilaf" diye bir slogan geliştirdi. Kulağa hoş gelmişti, hepimiz ümitlenmiştik. Ne var ki hayat bulmadı. Aksine barışık olmadığımız komşu devlet sayısı azalacağına çoğaldı.

En kötüsünü de Suriye ile yaşadık. Suriye ile çok sevindirici gelişmeler olur, ortak Bakanlar Kurulu toplantısı yaparken "Arap Baharı" adlı sarsıntı Ankara’yı da etkiledi. Şam yönetiminin öz vatandaşlarına zulmetmesine seyirci kalamazdık. Suriye ihtilafını darbe yaşaması sonrası Kahire takip etti, 15 Temmuz’un ardından BAE ile İstanbul’da Kaşıkçı Vak’asının patlak vermesiyle Suud’la aramız açıldı. İsrail hele Netanyahu İsrail’i, Filistin’de âdeta soykırım yapıyordu. Tasvip edemezdik. Ermenistan ve Yunanistan’la zaten iyi değildik. Aramız, Ermenistan’la şifa bulmaz kabildendi.

Türkiye şimdi bu manzarayı tersine çevirme hamleleri içinde.

Doğru mu?

Doğru!

Yapılmalı mı?

Evet!

İlk dolaylı adım Kahire’den geldi. Mısır, Yunanistan’ın Akdeniz’deki Türkiye-Libya MEB-Münhasır Ekonomik Bölge anlaşmasına muadil bir teklifi kabul etmedi. Bu, red Ankara’ya bir işaretti. Onu gördük ve diplomasi devreye girdi. Suudi ile olan pürüzleri zaman törpüledi. BAE-Birleşik Arap Emirlikleri, FETÖ örgütüne verdiği destekten dolayı tövbe edercesine pişmanlıklar gösterip Veliahd Prensi Zayed el-Nahyan’ı Ankara’ya yollayarak 10 milyar dolarlık bir yatırım andlaşmasına imza attı. Bütün bu gelişmeler, Suriye’yi hatırlattı. Bazı muhalefet partileri ve muhalif kalemler "Suriye ile niçin görüşülmüyor? Bu kadar göçmen ve mesele varken, diğer komşularla müzakereler şu veya bu şekilde başlamışken, neden Şam’daki hükûmetle ihtilafa devam ediliyor?" der oldular.

Bu sorular beklenirdi.

Sürpriz değildi.

Üstelik devletin ince diplomasi yürüten unsurlarının Şam’la da görüştüğünü tahmin ediyoruz.

Ne var ki Ankara, Kahire, Cidde, Tel Aviv, Abu Dabi ile yürüttüğü müzakerelerin ardından devreye Şam’ı değil, Erivan’ı aldı. Buradan eli güçlenmiş çıkacaktı.

Ankara, Bakü ile de mutabık kaldıktan sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Erivan’a normalleşme çağrısında, bulundu. Bu dâvet, zaten sıkışmış ve politik keşmekeş ve ekonomik çıkmazdaki Erivan için can kurtaran simidi gibi oldu. Paşinyan, sahilden kendisine atılan simide yapıştı. Bunlar olurken Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev de Brüksel’de AB Konseyi Başkanı Charles Michel’in misafiri olarak Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile en azından ümit vadeden bir görüşme yaptılar. Bu görüşmenin can alıcı noktası Zengezur Koridoru’dur. Bu güzergâh ile Türkiye, Azerbaycan’a oradan Türkistan’a bağlanacaktır. Karabağ ateşkesinin şartlarından biridir. Türkiye de bu şartı tekrarlayacaktır.

Kışa girerken Ankara-Erivan hattında doğan bu sıcak hava ile her iki devlet, evvela diğer tarafa temsilci tayin edecekler. Bunu ticarî hava taşımacılığı, "charter" seferleri, işler yolunda giderse onu da Büyükelçi tayini ve kapalı kapıların açılması takip edecektir…

Bu anlaşmadan her üç taraf da kazanır.

Moskova ve Washington ile Diaspora profesyonellerinden bir çelme gelmemesini temenni ederiz.

Şimdi,

Sırada Yunanistan vardır.

Atina, Yunanlılar kendilerini bir kere daha kullandırmasınlar. Aklıselim, onları bekliyor.

Biz, bu toprakların sakinleri Türkler, Araplar, Ermeniler, Rumlar, Yahudiler, Arnavutlar, Bulgarlar vs. vs. vs… Osmanlı Barış İklimi’nde "Pax Ottomana"da tam 5 asır boyu bir arada adalet ve huzurla yaşadık. Ay-yıldızlı Bayrak, herkese eşit şekilde kol-kanat gerdi. Bu topraklar bugün yine hepimize yeter. Yeter ki hukuka riayet edilsin, başkalarının oyununa gelinmesin.

Devletler arasında sulh yapılamasaydı Türkiye ile Rusya arasında olmazdı.

  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621931 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/rahim-er/621931.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT