BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Vardır her şeyin bir sebebi!

Salih Uyan
Facebook
Bugün bir kişinin ilkokuldan kırk yaşına gelene kadar olan dönemde, bizzat dâhil olduğu veya sadece şahit olduğu dört farklı diyalog yazacağım. Ve diyalogsuzluğumuzun sebepleriyle, ebeveyn rolleri arasında bir ilişki kurmaya çalışacağım.
Bu diyaloglarda herkes kendine dair bir şeyler bulabilir. Bu yüzden lütfen savunma mekanizmalarınızı bağlayın ve öz eleştiri yeteneğinizi dik konuma getirin!
         ***
İlk diyaloğumuz ilkokul yıllarından. Okulda kızımız annesiyle oturuyor. Annesi başka bir veliyle sohbet ederken onları dinliyor.
-Bizim çocuğun sınıfına yeni birisi kaydolmuş. Duydun mu?
-Kimmiş?
-Bizim sitede oturuyor. Vardı ya hani şu geçen sabah kahvaltı ettik birlikte. Eşi polis olan.
-Hadi ya? “İki artı bir” değil mi onlar? Nasıl kayıt yaptırdılar ki özel okula?
-Bilmiyorum artık. Burs falan aldılar herhâlde.
         ***
İkinci diyalog sekizinci sınıftan. Fen lisesine kayıt için bir özel okulda görüşme yapılıyor. Kızımız bu sefer babasının yanında oturuyor ve konuşulanları dinliyor.
-Biz Fen Lisesine kayıt için gelmiştik.
-Öğrencimizin LGS sonuç belgesi yanınızda mı?
-Evet, burada. Yüzde birlik dilime girdi.
-Çok iyi. Tebrikler! Hemen kaydını alabiliriz o zaman.
-Yok yok, hemen kayıt olmaz! Bazı sorularım olacak. Siz sınıfları neye göre oluşturuyorsunuz?
-Başarı sıralaması yapıyoruz. Mesela geçen sene A şubesine yüzde beşe kadar olan öğrencileri aldık. Ama bu sene kayıt durumuna göre farklılık olabilir.
-Nasıl yani? Yüzde birlik dilimdeki öğrenciyle yüzde beşlik dilimdeki öğrenciyi aynı sınıfa mı koyuyorsunuz? Olacak iş değil!
-Pardon?
-Beyefendi, benim kızım Türkiye’de yüzde birlik dilime girdi. Beşlik dilimle aralarında kaç kişi var biliyor musunuz? Nasıl aynı sınıfta olurlar?
         ***
Üçüncü diyalog üniversite sonrası döneme denk geliyor. Kızımız evde annesiyle konuşuyor.
-Anne, ben bir çocukla tanıştım. Evlenmeyi düşünüyoruz.
-Ama kızım, böyle pat diye söylenmez ki böyle şeyler! Kimmiş bu çocuk?
-Bizim hastanede doktor o da.
-Aa, güzel. Branşı ne?
-Pratisyen hekim.
-Uzmanlığı yok mu yani?
-Yok.
-Kızım, iyi düşünseydin. Bak sen KBB uzmanısın. Denge açısından yani?
-Anne ne alakası var ya?
-Ben bilmem kızım. Ama sen yine bir düşün derim. Senin iyiliğin açısından. Nereli peki bu çocuk?
         ***
Ve son diyalog. Kızımız artık kırk yaşında bir kadın. Ve psikiyatristle konuşuyor.  
-Yani sonuç olarak içimde biriken bir öfke var. Boşaltamıyorum. Sürekli gerginim ve bu da dengemi bozuyor.
-Şimdiye kadar konuştuklarımıza bakılırsa, bu öfkenin sebebi ötekileştirme gibi gözüküyor. Yani kendinizden farklı olan insanları aşağılama ve değersizleştirme eğiliminiz var. Bu da düşmanlığı tetikliyor, öfkeye yol açıyor ve sonuçta dengenizi bozuyor.
-Ben farklılıklara saygı duyulması gerektiğini düşünen bir bireyim ve kimseyi değersizleştirmek istemiyorum. Fakat olmuyor işte! Ülkenin hâli ortada. Belki de benim Norveç’e falan gitmem lazım.
-Hayır hayır. Bence Norveç yerine sizin çocukluğunuza bir gidelim, neler yaşadığınızı konuşalım. Şu anki öfkenizin ayak izlerini geçmişinizde arayalım.
-Bence buna hiç gerek yok. Çünkü ailem beni hep el üstünde tuttu. Benim için her şeyin en iyisini yaptılar. En iyi okullarda okuttular. Yani geçmiş zamanla ilgili bir problem olduğunu düşünmüyorum.
-Siz bilirsiniz. Ama şu anda size sadece bir sakinleştirici yazabilirim.
-İyi de bir saattir konuşuyoruz. Size her şeyi anlattım. Bu mudur yani? Sakinleştirici!
-Ama terapiyi reddediyorsunuz. Ne yapabilirim?
-Pardon ama siz hangi okuldan mezun oldunuz beyefendi? Açıktan falan mı okudunuz?
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
619026 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/salih-uyan/619026.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT