BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ramazan düşleri -1-

Seherin parıltıları küçük ellerden, minik kalplerden semaya yükselir. Metropoller uykuda, gökdelenler ıssız, fildişi apartmanlar hissiz. Gece, renk cümbüşü. Yerden semaya, yüzlerden aya, masum gözlerden yıldızlara yükselen ışıklar, güneşin aydınlığını gölgede bırakır. Yer gök aydınlanırken siyah camlı yüksek apartmanlar aydınlığa direnircesine hayalet kesilir.
Karanlıkları parçalayan ses, uyandıramaz nice kulakları. Güneş, nice gözleri aydınlatamaz. Yüksek binalardan karanlık, nice küçük evlerden ışık yükselir seher vakti. Minik kalplerden nurlar saçılır. Yüreklerin pası silinir, vicdanlar parlatılır gün boyu. Anlamaz metropollerim. Duymaz gökdelenler.  Minik bir penceren sızan ışıklar geceye yoldaş olur, güneşe meydan okur. Siyah camlı yüksek binaların pencerelerinden zift akar, çiçekler gülerken aydın dünyadan masumlar üzerine siyah ateşler yağar.
Seher vakti yanık bir ses gecenin cürufunu ayıklar. Ruhların pasını siler, kalpleri cilalar. Hücreler kabuklarından sıyrılır, güneş karanlıkları kovalar.  Bir gönül insanı gelir bir mülteci çadırına konuk olur. Vatansız bir çocuk, minik kulübesinde onu ağırlar. Yüzünde buruk bir tebessüm var. Gökdelenlerden görünmez çadırlar, barakalar. Fildişindekiler insanlara hep böyle yüksekten bakarlar. Yüksek duvarların içindekiler seherin ılık serinliğini hissedemezler. Geceyi aydınlatan dilekleri bilemezler. Bir yanda devler, öte yanda karıncalar. Devler karıncalardan rahatsızlar. Ellerinden gelse cümlesini bir kaşık suda boğarlar. Neyse ki karıncanın da Allah'ı var. Lakin devler anlamazlar. Devler bir heyula gibi. Gece gündüz yerler, lakin doymak nedir bilmezler. Ruhları aç devlerin, ruhları biilaç, tedaviye muhtaç. Devler sömürmeyi somurmayı bilirler. Piton gibi yutarlar. Acıkana dek uyanmazlar.
Perdeleri açmazlar. Nurdan ödü kopar devlerin. Heyula gibi gezerler. İnsana yemek için bakarlar. Seherine sahuruna, aldırmazlar, açlığını susuzluğunu bilmezler, lakin edebiyatını yaparlar.
 
 
 
ŞİİR
 
            RAMAZAN-I ŞERİF
 
Kalbimiz kararmıştı, aydınlandı seninle,
Kaybolan nice haslet, bak canlandı seninle;
On bir ayın Sultanı, ey mübârek ramazan:
Bunalmıştı gönüller, ferahlandı seninle!..
 
İhtiyacın ne ise, o kadar sevap kazan,
Aman kardeşim dikkat, elbet kurulur mizan,
'Daha zaman var' deme! Var mıdır, emin misin?
Sen, ben ve bizler için belki bu son ramazan!..
 
Ramazan yanmak demek, günahların yanıyor,
Bu ayda oruç tutan ruhen aydınlanıyor,
Rabbim buyuruyor ki: ”Oruçta hile olmaz”
Tutmayanın işi zor, çok yazık, anlamıyor!..
 
Ramazan öyle bir ay, ilk günleri rahmettir,
Ortası af ve mağfiret bulunmaz bir servettir,
Dünyada da kazançtır, ”tut orucu sıhhat bul”;
Sonu mu? Cehennemden âzât olup gülmektir.
 
Kalk sahura niyetlen gönlün huzurla dolsun,
Seni aldatmak ister nefis şeytan ant olsun,
Tövbe et, dualar et, böyle fırsat bulunmaz,
Namazlarını da kıl, kalbin dertten kurtulsun!..
 
Ramazanda oruç tut bedeni arındırır,
Kıymetli bir geceyi içinde barındırır,
Kadir Gecesi’dir O, ”hayırlıdır bin aydan”,
Müminlerin ayı bu, kalpleri nurlandırır!..
 
Beş vakitte ihlâsla huzurda duransın sen,
Ana cadde yolcusu, ne şanslı insansın sen,
Ramazan bir nimettir, elbet şükrü gerekir;
Dua et, git secdeye iyi ki de varsın sen!..
 
                                  Ramazan Çetin
 
 
 
 
KISA KISA…
 
 
METAFİZİK!..
İçimin deniz kabuklarını keşfe çıktım bugün. Topluyorum. Kırılmamış olanları bulmak zor. Yüksekliğimi sıfıra indiriyorum. Deniz seviyesindeyim. Kıyılarıma vuran şeyler var, canım yanıyor. Tuz oranım sudan fazla,  gözyaşlarımdan. Dokunanın canını yakacak kadar. Ama hâlâ küçük bir serçenin susuzluğunu giderecek merhamette maviliğim. Sesi kısılmış dalgalarımın, içimin soğuğundan. Yorulmuşum. Derinliğim beş sevgi santim iken çapım on öfke metre. Kucaklıyorum gökyüzünü, içime alacak kadar mavisini. Kendime yansıtıyorum kuşları ve yükseliyorum onlarla. Büyüyorum. Bir deryaya dökülmek en büyük hayalim. Birleşmek ve hâkim olmak karaya. Dörtte üçün kalanını da almak… Silmek dünyadan tüm insanlığı, hepsini doğaya karıştırmak… Yüzerken yaşamayı öğrenmek balıklar gibi… Ve ben, sınırlandırıldığım kayalardan taşmak istiyorum. Taşmak ve yağmur olup kendimi kendime katmak… Bazen içimdeki denizi unutup, susuyorum sessizliğe. Sonra kendimle kanıyorum. Sığ yanlarımı kazarak derinleştiriyorum. Hayır, metafizik düşünmüyorum! Sadece siz bu dünyaya aitsiniz, ben öteki.
Maide Alkız
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
618677 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/618677.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT