BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

İyi birisini anlayabilir misiniz?

Sosyal medyada bir akademisyenimiz bir tartışma başlatmıştı. Diyordu ki: Bir insanın iyi veya kötü olduğunu yazdıklarından yola çıkarak anlamak mümkün mü?..
Birçok cevaplar gelmişti elbette. Kimi “anlayamazsın” diyordu, kimi “kötü olduğunu anlamak mümkün ama iyi olduğunu anlamak zor" diyordu. Bir de şöyle bir cevap vardı yorumlar arasında:
“Hayatta karşılaştıklarını bile anlayamıyorsun da sosyal medyada yazdıklarından yola çıkarak nasıl anlayacaksın?”
Güzel ve anlamlı bir cevap geldi bana da… O zaman atalarımızın sözleri bir kez daha canlandı zihnimde… “Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden entaktır” diyordu… Entak, üstün demek, lisan-ı hâl bugünkü anlamıyla beden dili demek. Lisan-ı kâl de bildiğimiz konuşma ve yazma hâli… Sonra bu atasözü “sözde değil özde” şeklinde söylenir oldu. Yani lafa değil yapılana bakacaksın... E öyleyse kişinin yaptıklarına bakarak niyetinin ne olduğunu, iyi birisi mi kötü birisi mi olduğunu anlayabilir miyiz? Belki anlayabiliriz.
Ama şuna ne dersiniz? “Bir kimse hasmından öcünü kırk yıl sonra almış da ne çabuk aldım demiş!” Bu da eskiler arasında söylenen sözlerdendir… Yine bir başka kıstas göstermiş atalarımız… “Bir kişiyle yola çıkmadan, oturup onunla yemek yemeden, onunla alışveriş yapmadan onun hakkında kanaat belirtme!” Bir başka atasözü daha söyleyelim haydi… “Kimseyi kötü bilme, kimseye güvenme!” Bu kadar tecrübe kime yetmez ki?
Burada bir empatide bulunmak biraz da hüsnüzan etmek adına diyorum ki: Aslında kötü insan yoktur, yolu kötülüğe çıkan, o çıkmaz sokakta kötü kalan insan vardır… İnsanı çaresizlik yapar ne yaparsa… Bu gerçek kötü olanı, kötülük yapanı haklı çıkarmaz elbet… Ama eğer suç için ceza var ise, kötüyü (suçluyu) iyi yapmanın da mecburiyeti yok mudur? Rehabilite etmek de diyebilirsiniz. Eğer kültürümüzde nasihat varsa, inancımızda emr-i maruf varsa, kötü olanı dışlamak değil iyiler dairesine almanın mecburiyeti de vardır… Tarihimiz bu konuda örneklerle doludur… Ne söyleyeyim o isimleri de siz bulun… Fazla uzakta değil, ansiklopedilerin arasında okunmayı bekliyorlar...
      Süreyya Kardeş-Sivas
 
 
 
 
ŞİİR
 
          GÖNÜL
 
Hürriyeti alınmış aslan gibisin,
Kapana kısılmış esir gibisin
Aklını yitirmiş Mecnun gibisin,
Gönül sana akıl erdiremedim.
 
Vardır planında çeşitli işler,
Olmaz ise para sıkılır dişler,
Paralar olunca görülür işler,
Gönül sana akıl erdiremedim.
 
Gönül ne istersin sen bu âlemden,
Herkes ne çekerse kendi dilinden,
İyi tatlı sözü kesme dilinden,
Gönül sana akıl erdiremedim.
 
Gönül sana niçin deli dediler?
Deli olduğunu nerden bildiler?
Deli diye seni teşhir ettiler,
Gönül sana akıl erdiremedim.
 
Gönül sır küpünü niçin açarsın,
Her seni sorana derdin açarsın,
Biri seni sever sen de kaçarsın,
Gönül sana akıl erdiremedim
 
                 Âşık Fevzi
 
 
UNUTULMAZ GELENEKLERİMİZ
 
AĞIR MİSAFİR YEMEĞİ: Birçok Anadolu ilimiz gibi Amasya da çok misafirperverdir. Her öğünde sofrasında misafir görmek ister. Eskiden geleneklerimizde eğer yemekte o öğün, misafir yoksa bir fakiri hatta bir meczubu sofrasına çağırır, tamamını onunla bölüşürdü. Amasya’da ev sahibi olmaktan ziyade misafir olmak meziyetti. Dışarıdan bir misafir geldiğinde (genelde yatılı olur) buna “ağır misafir” denirdi. Bu sofrada mutlaka 5-6 kap yemek olmalıydı. Cinsi hemen hemen hiç değişmeyen bu yemekler sunuş sırasıyla “toyka çorbası”, “bütün et”, “pirinç pilavı”, “sini su böreği”, “bamya” ve “tatlı” idi.
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
620964 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/620964.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT