BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Ruhumuz yorgun

Yorgunum... Tonlarca yükün altında kalmışım sanki. Uzuvlarım yerinden kalkmıyor; oynak eklemlerle birbirine bağlı kemiklerim basınçtan dolayı birbirlerine kaynamış, kımıldatamıyorum. Yorgunluğumuz, hayatın üzerimize çullanması ve altında kalmamızdan. Metal yorgunluğu değil bizimkisi, et yorgunluğu. İnsan yorgun olunca bir et yığını gibi hisseder kendini ve bulduğu bir köşeye yığılır. Yığılmış gövdeler görüyorum her yerde, metroda, tramvayda, gemide, parklarda. Yorgun et yığınları, artık kendilerini gerçekleştiremeyen, beden olmayı bırakmış gövdeler. Bu tükenmişlik hissi ruhumuzu, bir rüzgâr gibi hafif olabilen ve yeryüzünün tuhaf öykülerle bezeli coğrafyalarında esintiye çıkmayı çok seven ruhumuzu, sanayi atıklarıyla kirlenmiş ve akışkanlığını yitirmiş, yoğun, kıvamlı bir ağır metal karışımına, artık akamayan kirli bir sıvıya dönüştürdü, giderek de katılaşıyor. Ruhum metal yorgunu ve yerçekimine yenik düşüyor.
Giderek yoğunlaşan ve ağırlaşan ruhumun, yerkürenin çekirdeğine doğru çekildiğini hissediyorum. Yerkürenin çekirdeği, yoğunluk ve ağırlık bakımından en ağır elementlerin bulunduğu bölümdür. Bedenleri tükenmiş ve et yığınlarına dönüşmüş, ağır ve yorgun ruhların, yerçekiminin çağrısına uymaktan başka seçenekleri yoktur. Et yığınlarını terk edip yerkürenin çekirdeğine doğru çekiliyorlar şimdi. İç çekirdeğin yüzeyindeki sıcaklığın yaklaşık 5430 °C olduğu tahmin ediliyor. Bu sıcaklık Güneş’in yüzeyindeki sıcaklıktır. Ve çekirdekte yoğunlaşan ruhlar, evrenin ve dünyanın başlangıç şartlarını hiç olmadığı kadar yakından duyumsayacaklar; yerkürenin bir ateş topu olduğu, ateşten bir yumurta gibi tüm mümkün dünyaları içerdiği zamanları. Yerkürenin yorgun kabuğunun altında güneş var; yorgun ruhları çağırıyor. Et yığınları, tıpkı yerkürenin kabuğu gibi soğuk ve yorgun; ama içlerinde için için yanan kudret saklı; yorgun et yığınları güneş gibi kudretli bedenlere dönüşebilirler. Et yığınları, organların hiyerarşik örgütlenmesini yitirmişlerdir. Ve bir yumurta gibi içlerindeki yeni bir dünyayı doğuracak mümkünler alanına bir anda kavuşabilirler.
          ErdiHan
 
 
 
ŞİİR
 
        Ey nefsim
 
Ey nefsime âşık ruhum
Sanki ölüm derdini geçtin.
Gemide değil tövbe Nuh'um,
Can boğazını mı geçtin?
 
Ruhunu kuyuda mı ararsın?
Yusuf gibi Mısır’ı mı geçtin?
Tövbeyi nefsine sorarsın,
Sanki sen sıratı mı geçtin?
 
Âlem sana neler neler söyler.
Kudret, kalbinden sefer eyler,
Sahte kimlik gönlü kirli eyler,
Sen dermanı var da mı buldun?
 
Amelini nefsin yazdırdı,
İtirazın olsa kim dinler.
Gözyaşı gönle mi yazıldı?
Ateş yakar kimi dinler?
 
         Yavuz Selim Bulut
 
 
 
 
SAĞLIK OLSUN
 
Sirkenin faydaları
 
Üzüm sirkesi tarihin en eski devirlerinden beri temizlikten tedaviye hayatın hemen her alanında kullanılan harika bir "ilaç"tır. Faydaları saymakla bitmez. Bir kere çok güçlü bir probiyotiktir ki artık probiyotiklerin bağırsak ve mide sağlığını koruduğunu kabızlığı ve ishali önlediğini hepimiz biliyoruz. Üzüm sirkesi ile yapılan gargara ağızlarda hijyeni sağlar. Dişlere iyi gelir.
Üzüm sirkesi iyi bir antioksidandır. Bağışıklığı güçlendirir. İnsülin seviyesini düşürerek uzun süre tok kalmayı sağlar. İştah kesicidir. Kötü kolesterolü düşürür. Cilt tahrişlerini izale eder, rahatlatır. Saçlarda kepek oluşumunu önler. Vitamin ve mineral bakımından çok zengin bir içeriğe sahiptir. Kansızlığa da iyi gelir, kemikleri de güçlendirir.
Sirke salatalarda, turşularda bazı çorbalarda bol bol kullanabileceğimiz geleneksel bir lezzetimizdir...
  • Facebook'ta paylaş
  • Twitter'da paylaş
  • Twitter'da paylaş
621497 https://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/yetenekli-kalemler/621497.aspx
YORUMLAR ARKADAŞINA ÖNER
loading
Kapat
KAPAT