ABD için yeni Vietnam mı? 'Saatler sizde, zaman bizde': İran'dan Trump'a 3 aşamalı Ho Chi Minh taktiği
"Çok çabuk kazanırız" diyen Trump'a karşı uygulanan 'Vietnam Stratejisi' ve küçümsenen 'nükleer toz'un altındaki 100 atom bombalık büyük tehlike yeniden belirdi.
ABD ile İran arasındaki savaşın sona erdirilmesi için yürütülen diplomatik çabalarda hafta sonu hareketli ve çelişkili saatler yaşandı.
TRUMP: "TÜM KOZLAR BİZİM ELİMİZDE"
Başkan Trump, aralarında damadı Jared Kushner ve özel elçisi Steve Witkoff’un da bulunduğu üst düzey müzakere heyetinin Pakistan gezisini son anda iptal etmişti.
Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, "Ekibime oraya gitmek için 18 saatlik bir uçuş yapmayacaklarını söyledim. Tüm kozlar bizim elimizde. Bizi istedikleri zaman arayabilirler ama boş konuşmalar için bu uçuşlar yapılmayacak" diyerek Tahran’a yönelik "maksimum baskı" politikasına devam etti.
"Bizi istedikleri zaman arayabilirler ama boş konuşmalar için bu kadar uzun yolculuklar yapılmayacak" diyen Trump İran konusunda çelişkili açıklamasını sürdürdü.
ARAKÇİ’NİN MEKİK DİPLOMASİSİ: PAKİSTAN-UMMAN-RUSYA HATTI
ABD heyeti geziyi iptal ederken, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi pazar günü yeniden İslamabad’a dönerek diplomasi trafiğini canlı tuttu. Pakistanlı yetkililerle "savaşı kalıcı olarak sona erdirecek çerçeve planı" üzerine görüşen Arakçi, kısa bir Umman ziyaretinin ardından tekrar Pakistan’a gelerek temaslarını sıkılaştırdı.
İslamabad’daki bu ikinci turun ardından Arakçi Rusya’nın St. Petersburg kentine geldi.
MASADAKİ BÜYÜK ENGEL: "NÜKLEER TOZ" MESELESİ
Trump'ın anlattığına göre, İran’ın nükleer programı geçen yıl ABD bombalarıyla o kadar ağır hasar gördü ki, enkazın altında geriye kalan tek şey bir tür toz halindeki kalıntı.
ABD nezdinde müzakereler önündeki en büyük teknik ve siyasi engel, İran’ın nükleer stoklarının akıbeti olmaya devam ediyor. Trump, son haftalarda İran’ın nükleer programının ağır hasar aldığını vurgulamak için sık sık "nükleer toz" ifadesini kullanmıştı. Ancak uzmanlar, Trump'ın "toz" olarak küçümsediği maddenin aslında 100 nükleer silah üretmeye yetebilecek miktardaki uranyum gazı ve katı kalıntıları olduğunu açıkladı.
İran’ın elinde şu an yaklaşık 11 ton uranyum bulunduğu gerçeği, pazarlık masasının en ağır maddesini oluşturuyor.
İKİ FARKLI MÜZAKERE DÜNYASI: TRUMP VS. TAHRAN
ABD basınına konuşan diplomatik kaynaklar, süreçte yalnızca siyasi bir çekişme değil, aynı zamanda Trump’ın hızlı sonuç ve güçlü manşetler hedefleyen baskıcı diplomasi tarzı ile İran’ın uzun vadeli, detay odaklı ve sabırlı müzakere yaklaşımı arasında köklü bir fark bulunduğunu açıkladı:
"Son altı haftadır Trump İran'la müzakere ederken, direniş ve oyalama konusunda gurur duyan bir ülkeyle karşı karşıya olduğunu fark etti."
Trump, kendi imzasını taşıyacak bir mutabakatın geçmişteki nükleer anlaşmadan çok daha etkili olacağını öne sürse de, tarafların stratejik su yollarındaki karşılıklı gövde gösterileri yüzünden bir uzlaşı zemini henüz ufukta görünmüyor.
İRAN ABD'YE 3 AŞAMALI YOL HARİTASI SUNDU
Lübnanlı yayın kuruluşu Al Mayadeen’in haberine göre İran, ABD ile yaşanan gerilimi düşürmek amacıyla aracılar vasıtasıyla üç aşamalı, yol haritası sundu.
Müzakerelerin başlangıç noktası olarak İran, bölgedeki çatışma ortamının derhal ve tamamen sona erdirilmesini talep ediyor. Tahran’ın öncelikli şartı, İran ve Lübnan’a yönelik askeri operasyonların bir daha tekrarlanmayacağına dair uluslararası düzeyde bağlayıcı ve somut garantilerin masaya konulması.
İKİNCİ DURAK: HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN STATÜSÜ
Eğer taraflar ilk aşamada tam bir mutabakata varabilirse, görüşmelerin ikinci ayağında dünyanın en kritik petrol sevkiyat rotası olan Hürmüz Boğazı ele alınacak. Bu aşamada Boğaz’ın yönetimi, güvenliği ve kontrol mekanizmaları tartışmaya açılacak.
FİNAL: NÜKLEER MESELEDE SIKI KOŞUL
Formülün son ve en hassas aşaması ise nükleer programla ilgili tartışmaları kapsıyor. Ancak İran tarafı bu konuda tavizsiz bir tutum sergileyerek; ilk iki aşamada, yani güvenlik ve Hürmüz başlıklarında somut bir anlaşmaya varılmadan nükleer meselenin asla tartışmaya açılmayacağını net bir şekilde ilan ediyor.
TAHRAN, VİETNAM STRATEJİSİYLE TRUMP’I KÖŞEYE SIKIŞTIRIYOR
Diğer yandan Foreign Policy, köşe yazarı Michael Hirsh imzalı analizinde, ABD ile İran arasındaki savaşta dengelerin Tahran lehine değiştiğini yazdı.
İran’ın izlediği strateji 1960’larda ABD’yi Vietnam’da çaresiz bırakan Kuzey Vietnamlı lider Ho Chi Minh’in taktikleriyle çarpıcı benzerlikler taşıyor.
"VİETNAM SENARYOSU" TEKRAR MI EDİYOR?
Foreign Policy’ye göre, Başkan Donald Trump her ne kadar savaşı "çok çabuk" kazanacağını iddia etse de, sahada durum bambaşka bir hal aldı. İran, ciddi askeri kayıplar vermesine rağmen pes etmiyor ve Trump’ı, bizzat "uzatmayacağım" dediği ateşkesi süresiz olarak sürdürmeye zorluyor.
Vietnam Savaşı uzmanı Hai Nguyen, Trump'a dair şöyle konuştu:
"İranlılar, Amerikalıların binlerce ton bomba atabileceğini ancak uzun süreli bir savaşa dayanacak sabırlarının olmadığını biliyor. Tıpkı Vietnamlılar gibi, büyük fedakarlıklarla uzun bir savaşa girmeye hazırlar. Diğer bir deyişle İran, ABD’nin Aşil topuğunu keşfetti."
TRUMP’IN ELİNDEKİ TEK KART
ABD'nin eski NATO Büyükelçisi Ivo Daalder’e göre, tırmanan saldırıların İran’ı ikna etmediğini gören Trump, savaşın ekonomik ve siyasi sonuçlarından korkarak ateşkese sığındı. "Şu anda tüm avantajlar İran’ın elinde. Trump’ın elindeki tek kart, aslında kendisinin de istemediği bir savaşı yeniden başlatmak" dedi.
HÜRMÜZ BOĞAZI: TAHRAN’IN EN BÜYÜK KOZU
İran’ın en stratejik hamlesi ise Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü artırması oldu. ABD ablukasına rağmen Tahran bağlantılı tankerlerin geçiş yapmaya devam etmesi ve İran’ın elindeki binlerce füze ile İHA stokunun büyük kısmının hala sağlam olması, Pentagon’un "kesin zafer" iddialarını yalanlıyor.
"SAATLER SİZDE, ZAMAN BİZDE"
Analizde, Afganistan’daki Taliban’ın ünlü "Saatler sizde ama zaman bizde" sözüne atıfta bulunularak milliyetçi bir direnişin, ne kadar güçlü olursa olsun yabancı bir işgalcinin dayanıklılığını her zaman yendiğine vurgu yapıldı.
Trump yönetimi, İran’ı masaya oturtmayı başarsa bile, sonunda Barack Obama dönemindeki nükleer anlaşmaya (JCPOA) benzer, hatta belki daha fazla taviz içeren bir uzlaşmayı kabul etmek zorunda kalabileceği öngörülmekte.
Foreign Policy Beyaz Saray'ı uyararak, "Güçlü tarafın çıkarlarının sınırlı, zayıf tarafın ise varoluşsal bir direnç içinde olduğu durumlarda, zayıf taraf güçlü tarafı "psikolojik tükenmişliğe" sürükleyerek masadan galibiyetle kalkabilir." şeklinde görüş bildirdi.
