Uzmanlar, Suriye'deki gelişmeleri değerlendirdi: Terör devleti hayali ortadan kalktı
Orta Doğu Uzmanı Arif Keskin, "Şam yönetimi, devlet gücünün maddi temelini tek elde topladı. ABD, fiilî tercihini yaptı ve yeni denklem oluştu" derken; Uluslararası İlişkiler Uzmanı Hüseyin Bağcı da "Arzularla, siyasal gerçeklik çok farklı. Suriye’nin sınır bütünlüğü Türkiye için olmazsa olmaz" diyor.
Suriye ordusunun SDG/YPG’ye yönelik operasyonları ve Şam ile SDG arasındaki anlaşma, örgütün 10 yıllık fiilî özerkliğini sonlandırarak Suriye'nin toprak bütünlüğünü güçlendiren ve bölgesel dengeleri değiştiren tarihî bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor.
- Suriye ordusunun operasyonları ve Şam ile SDG arasındaki anlaşma, terör örgütü SDG/YPG'nin 10 yıllık fiilî özerkliğini sonlandırıyor.
- Şam yönetimi, Deyrizor (enerji, tahıl) ve Rakka (su) gibi stratejik kaynak bölgelerini geri alarak devlet gücünün maddi temellerini yeniden tek elde topladı.
- Bu gelişmeler, Şam açısından egemenliğin iadesi ve ülke bütünlüğünün yeniden tesisi, Ankara açısından ise SDG'nin askerî karakterinin tasfiyesi anlamına geliyor.
- ABD, yeni Şam yönetimini bölgesel denkleme eklemleme arayışında ve Suriye'nin toprak bütünlüğünü kendi bölgesel çıkarlarıyla uyumlu görüyor.
- Türkiye, Suriye'nin sınır bütünlüğünü "olmazsa olmaz" kabul etmekte ve SDG'nin devlet içinde devlet kurma çabalarına karşı çıkmaktadır.
YEŞİM ERASLAN - Terör örgütü SDG/YPG’nin, Halep’in doğusundaki askerî mevzileri hedef alması üzerine Suriye ordusunun 6 Ocak’ta başlattığı operasyonlar ile “tek Suriye” hedefi doğrultusunda önemli bir safhaya geçildi. Yaşananları değerlendiren Orta Doğu uzmanı Arif Keskin, Suriye’de son günlerde yaşanan gelişmelerin, sadece sahadaki askerî bir el değişimi olmadığını, bölgesel dengeler açısından tarihî bir kırılma anı yaşandığını ifade etti.
Şam yönetimi ile terör örgütü SDG arasında imzalanan anlaşmanın, kuzeydoğu Suriye’deki 10 yıllık fiilî özerklik modelinin tedricen tasfiyesi anlamına geldiğini belirten Keskin, Şam güçlerinin ele geçirdiği bölgelerdeki kaynaklara dikkat çekti.
SDG’nin Deyrizor ve Rakka’dan çekilmesi, basit bir cephe hattı değişimi olmadığını, Deyrizor, Suriye’nin enerji ve tahıl ambarı, Rakka ise Fırat üzerindeki stratejik barajlar aracılığıyla su güvenliğinin düğüm noktası olduğunu ifade eden Keskin, “Bu bölgelerin Şam’ın kontrolüne geçmesiyle birlikte merkezî hükûmet, devlet gücünün maddi temelini oluşturan enerji, gıda ve su kaynaklarını yeniden tek elde topladı. Böylece SDG yönetiminin jeoekonomik pazarlık gücü büyük ölçüde ortadan kalktı” dedi.
Suriye'deki ateşkesin ardından provokatörler devrede! "DEAŞ’lı teröristler serbest" iddiası asılsız çıktı
10 YILLIK DÖNEM KAPANDI
Keskin, şu tespitlerde bulundu: "Bir dönem bölgesel bir aktör olarak konumlanan yapı, artık sert güç araçlarından yoksun, merkezi devlete eklemlenmiş bir ‘siyasal özne’ statüsüne evrilmektedir. Son tahlilde Suriye’deki gelişmeler; Şam açısından egemenliğin iadesi ve ülke bütünlüğünün yeniden tesisi; Ankara açısından SDG’nin askerî karakterinin tasfiyesi ile özerklik arayışının son bulması; Washington için ise Suriye’den düşük maliyetli bir çekilme sağlayarak stratejik önceliği İran’a kaydırma imkânı anlamına gelmekte. Bu tablo, on yıllık bir dönemin kapanışını ve Suriye merkezli yeni bir bölgesel denklemin doğumunu işaret ediyor."
ABD’nin, SDG ile Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan yeni Şam yönetimi arasında fiilî tercihini yaptığını belirten Keskin “Bu tablonun arka planında yatan temel motivasyon, Washington’un yeni Şam yönetimini bölgesel denkleme eklemleme arzusudur. Anlaşılan o ki ABD; İsrail ile yapısal bir düşmanlık üretmeyen ve İsrail karşıtlığını varoluşsal bir siyasal eksen olarak benimsemeyen bir Şam idaresi altında, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını kendi bölgesel çıkarlarıyla uyumlu görmeye başladı” ifadelerini kullandı.
DEVLET İÇİNDE DEVLET OLMAZ
Uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise 18 Ocak anlaşması ile Suriye içinde federasyonun, devlet içinde başka bir devlet yapısının kurulmasının artık söz konusu olmadığını ifade etti. Türkiye’nin Astana sürecinde Rusya ve İran ile Suriye’nin sınır bütünlüğünü garanti eden üç ülkeden biri olduğunu hatırlatan Bağcı şunları söyledi:
"Suriye’nin sınır bütünlüğü Türkiye için olmazsa olmazdır. SDG’nin devlet adı altında ortaya çıkması, Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından kabul edilemez. SDG’nin yüzde 10 nüfusa sahip olan Kürt bölgesinde doğalgaz, su ve petrol alanlarını kontrol etmesini Şam yönetiminin kabul etmesi mümkün değil. Arzularla, siyasal gerçeklikler farklıdır. Türkiye’nin yanı sıra Suudi Arabistan, Katar ve İran gibi bölge ülkeleri de Suriye’nin bir bütün olarak kalmasından yana. Bu coğrafyada ne Türkiye’de ne Suriye’de, ne Irak’ta ne de İran’da başlı başına egemen bir Kürt devleti kurulamaz. SDG’nin merkezî yönetimle iş birliğine giderek 14 maddelik anlaşmanın şartlarını kabul etmesi gerekiyor."
